İzmir’in en yoğun nüfusuna sahip ilçesi Buca’da, uzun yıllar cezaevi olarak kullanılan ve 30 Ekim depreminin ardından yıkılan binanın arazisi için yeni plan tartışması büyüyor. Trafiğin günün büyük bölümünde kilitlendiği, yeşil alanın yetersiz kaldığı ve afet toplanma alanlarının sınırlı olduğu bir ilçede, söz konusu alanın yeniden konut ve ticaret kullanımına açılmak istenmesi tepki çekiyor. Kentte nadir bulunan bu büyüklükteki boş arazinin yapılaşmaya açılmasının Buca’daki yoğunluğu daha da artıracağı belirtilirken, meslek odaları ve hukukçular “kamu yararı” ve “deprem gerçeği” üzerinden uyarıda bulunuyor.

İzmir Barosu: “Bu tercih değil zorunluluktur”


İzmir Barosu Kent ve Çevre Komisyonu Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Canan Arıcı, plan değişikliğine sert sözlerle karşı çıktı. Arıcı, alanın yapılaşmaya açılmasının kamu yararı ilkesine açıkça aykırı olduğunu vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu:


“Bir kamu arazisinin, özellikle de yoğun yapılaşmanın olduğu Buca gibi bir bölgede ticari ve konut alanına dönüştürülmek istenmesi, "Kamu Yararı" ilkesine açıkça aykırıdır. Anayasa’nın 56. maddesi uyarınca herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Bu alanın betonlaşması yerine halkın kullanımına sunulacak bir yeşil alan olması, şehrin "nefes alma" hakkını savunmaktır. Bakanlığın hazırladığı planın aksine, bu arazinin ranta kurban edilmemesi ve kamusal niteliğinin korunması tercih değil zorunluluktur.”
Arıcı, İzmir 4. İdare Mahkemesi tarafından verilen iptal kararının temel gerekçelerini de sıraladı:
“İmar planı yapma ve değiştirme yetkisinin Buca ve İzmir Büyükşehir Belediyelerine ait olduğu tespit edilmiştir. Bölgedeki yeşil alan, park ve sosyal donatı ihtiyacının görmezden gelinmesi işlemin hukuka aykırı bulunmasına neden olmuştur. Planın dayanağı olan "Rezerv Yapı Alanı" kararı İzmir 6. İdare Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.”


Mahkeme kararlarının dolanılmaya çalışıldığını savunan Arıcı, şu ifadeleri kullandı:


“Mahkeme kararının etrafından dolanarak, alanın sadece küçük bir kısmını yeşil alan ayırıp büyük kısmını yine ticari alan olarak kurgulamak, hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmayan bir "şekli uyum" çabasıdır. Bu durum, yargı kararlarının kamu yararına aykırı bir şekilde etkisizleştirilmesi anlamına gelmektedir.”


“Toplumsal hafıza rant için silinemez”


Buca Cezaevi’nin yalnızca fiziksel bir alan olmadığını belirten Arıcı, mekânın sembolik anlamına dikkat çekti:
“Buca Cezaevi sadece bir bina değil, kentin kolektif hafızasında "acı hatıraları ve esaretin izlerini" taşıyan sembolik bir mekandır. Çevre hukuku ve kent hakkı, sadece ekolojik değerleri değil, kentin kültürel ve tarihsel dokusunu da korumayı amaçlar. Bu alanın “Özgürlük Parkı" olarak dönüştürülmesi, geçmişin karanlık izlerini toplumsal iyileşme ve özgürleşme alanına çevirme projesidir. Bu, toplumsal hafızanın rant için silinmesine karşı bir duruştur.”


30 Ekim 2020 İzmir depremini hatırlatan Arıcı, alanın afet güvenliği açısından kritik rolüne işaret etti:
“30 Ekim 2020 İzmir depreminin ardından yıkılan bu cezaevi arazisi, bölgenin depremselliği göz önüne alındığında hayati bir öneme sahiptir. Deprem kuşağındaki bir kentte, boş alanların yapılaşmaya açılması kentin afet direncini düşürür.Hukuken, halkın can güvenliğini korumak devletin birincil görevidir. Sosyal ve kamusal alan ihtiyacı mahkemece tescillenmişken bu alanın yapılaşmaya açılması, gelecekteki olası bir afette telafisi imkansız zararlara yol açacaktır.”

"Hakemler değişmeli, sertliğe izin verilmeli": İzmir’in üç yıldızı milli takım yolunda
"Hakemler değişmeli, sertliğe izin verilmeli": İzmir’in üç yıldızı milli takım yolunda
İçeriği Görüntüle

Buca4

“İptal davası açacağız”


Baro, plan değişikliğine karşı yeniden yargı yoluna gideceklerini duyurdu:


“İzmir Barosu olarak görevimiz, hukukun üstünlüğünü ve kent haklarını savunmaktır. Mevcut planın, mahkeme kararını uygulamış gibi görünüp aslında ticari odaklı yaklaşımı sürdürdüğü net bir şekilde görülmektedir. Hukuka aykırılığın devam etmesi durumunda, İzmir halkının sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını korumak adına yeniden yargı yoluna başvurmak baromuzun asli sorumluluğudur. Bu doğrultuda ;İzmir Barosu olarak, 29.01.2026 tarihli bu imar planı değişikliğine karşı süresi içinde iptal davası açacağız. Bu dava sadece bir teknik itiraz değil; İzmir halkının nefes alma hakkını, deprem güvenliğini ve toplumsal hafızasını koruma davası olacaktır. 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 11. maddesi uyarınca bu alanın bedelsiz devri mümkünken, halkın parasının bir "rant pazarlığı"na konu edilmesine izin vermeyeceğiz. Baro olarak meslek odaları ve sivil toplumla birlikte bu "kent suçu"na karşı en sert hukuki barikatı kuracağız.”


“Bu sadece imar planı değil, yaşam kalitesi meselesi”


Buca Cezaevi Özgürleşirken Platformu adına konuşan Savaş Candemir ise sürecin doğrudan Bucalıların gündelik yaşamını etkileyeceğini söyledi:
“Burada yaşayan bir insanın hayatı bu süreçten doğrudan etkilenir. Yoğunluk, trafik ve zaten var olan yeşil alan eksikliği düşünüldüğünde, mesele sadece bir imar planı meselesi değildir; doğrudan yaşam kalitesi meselesi.”


Buca Cezaevi alanıyla ilgili olarak Büyükşehir Belediyesi’nin bakanlıkla yaptığı görüşmeler ve talep edilen bedel konusunda kamuoyuna yansıyan bilgiler kabul edilebilir değil. Burası kamuya ait bir alan. Kamuya ait bir alanın bakanlıklar arasında tahsisi için bir bedel talep edilmesi doğru bir yaklaşım değil. Olayı kamusal bir perspektiften değerlendirmek gerekir. Belediye bu alanı bakanlıktan parayla satın alacak” şeklinde oluşturulan algı kamuoyunu yanıltıcı. Zaten ortada belediyenin para ödeyerek satın alması gereken bir durum yoktur. Yapılması gereken, vatandaşa ait olan bu kamusal alanın belediyeye tahsis edilmesi ve tamamen kamusal kullanım amacıyla değerlendirilmesi. Park, rekreasyon alanı, yeşil alan, yürüyüş yolları gibi düzenlemeler yapılabilir. Belediye ve vatandaş birlikte karar verebilir. Ancak mevcut söylem doğru bir bilgiye dayanmamakta.”

“500 konut Buca’yı kilitler”


Candemir, yapılaşmanın trafik ve yoğunluk açısından ciddi sonuçlar doğuracağını belirtti:
“Buca zaten İzmir’in en kalabalık ilçelerinden biridir. Trafik belirli saatlerde, özellikle kötü hava koşullarında tamamen kilitlenmektedir. Cezaevi alanına 500’ün üzerinde konut yapılması demek, Buca merkezinin trafik ve yoğunluk açısından tamamen kilitlenmesi anlamına gelir. Bu, Buca’ya verilebilecek en büyük zararlardan biri. Öte yandan bu alan, bir büyükşehir için bulunmaz bir fırsattır. Kent içinde bu büyüklükte bir boş alanın oluşması neredeyse imkânsız. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin eline böyle bir fırsat geçmişken, bu alanı İzmir halkı için kamusal bir yaşam alanına dönüştürmek varken, rant mantığıyla yaklaşmak kabul edilemez. Bucalıların nefes alabileceği, beş dakika bile olsa yeşil bir alanda oturabileceği yer yok denecek kadar azdır. Buca’da neredeyse tek büyük yeşil alan Hasan Ağa Bahçesi’dir. Altı yüz binin üzerinde nüfusa sahip bir ilçe için bu yetersiz. Belediyenin bu meseleye vatandaşın yararı açısından bakması gerekir. Belediyecilik anlayışı da bunu gerektirir. “Ranta teslim edelim, müteahhitlere verelim, binalar yapılsın” yaklaşımı kabul edilebilir değildir. Bu nedenle itiraz ediyoruz. Vatandaş sürece dahil edilmiyor. Daha önce de benzer bir süreçte binlerce imza toplanarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na iletilmişti. Şimdi de yeniden imza toplanıyor. Vatandaşların itiraz dilekçeleri önümüzdeki hafta belediyeye sunulacak. Ancak belediyenin vatandaşa danıştığına ya da katılımcı bir süreç yürüttüğüne dair bir durum söz konusu değildir. Hatta bu konunun belediye bürokratlarıyla dahi yeterince paylaşılmadığını düşünüyoruz.”



Mimarlar Odası: “Maliyet gerekçesi meşrulaştırmaz”


TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi de tartışmalara ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı. Oda, alanın yapılaşmaya açılmasına dönük her girişime karşı çıkacaklarını duyurdu. Yönetim Kurulu tarafından yapılan açıklamada, alanın yalnızca Buca için değil, tüm İzmir için stratejik bir kamusal varlık olduğu vurgulandı; konunun bir “kent hakkı” meselesi olduğu ifade edildi.


"Son günlerde basına yansıyan açıklamalar ve plan tartışmaları, bu alanın kamusal niteliğinin “maliyet” gerekçesiyle aşındırılmak istendiğini ve alanın bir bölümünün yapılaşmaya açılmasına dönük arayışların sürdüğünü göstermektedir. Oysa kentler; bütçe kalemleri ve kısa vadeli finansman arayışları üzerinden değil, kamu yararı, planlama esasları, şehircilik ilkeleri ve hukukun üstünlüğü çerçevesinde yönetilir. Kamuoyuna yansıyan bilgiler, alana ilişkin “rezerv yapı alanı” kararları ve devamındaki plan değişiklikleri hakkında açılan davalar ve iptal kararlarıyla, planlama süreçlerinin hukuki dayanaklarının tartışmalı hale geldiğini ortaya koymuştur. Yargı kararlarının işaret ettiği üzere, dayanağı tartışmalı/iptal edilmiş süreçler üzerinden alanı yapılaşmaya açma yönündeki her yaklaşım, kent suçlarının zeminini güçlendirmektedir.
“Belediye yük altına giremez” söylemi kamusal alanı pazarlık masasına süremez


Yerel yönetimlerin mali kısıtları elbette gerçektir; ancak kamusal alanların yapılaşmaya açılması, maliyet gerekçesiyle meşrulaştırılamaz. “Maliyet” üzerinden kurulan her cümle, alanın bir bölümünün rant aracı haline getirilmesine zemin hazırlamakta; kentsel planlamayı kamusal ihtiyaçlardan koparmaktadır.
Yaptıkları çağrıda kapalı pazarlık yapılmaması gerektiğine vurgu yapan Mimarlar Odası Yönetim Kurulu şu ifadeleri kullandı:


“Eski Buca Cezaevi alanı, kamusal niteliği korunarak bütüncül biçimde; kent parkı, yeşil altyapı, sosyal donatılar ve afete hazırlık/toplanma işlevleri doğrultusunda planlanmalıdır. Yargı kararları ve hukuki süreçler gözetilmeli; hukuki dayanağı tartışmalı işlemler üzerinden fiili durum yaratma girişimlerinden vazgeçilmelidir. Planlama süreci kapalı pazarlıklar ile değil; kamuoyuna açık, katılımcı ve denetlenebilir yöntemlerle yürütülmelidir. Alanın yapılaşmaya açılmasına dönük her adım; kamu yararı, şehircilik ilkeleri ve mesleki teknik gerekçeler temelinde yeniden değerlendirilmelidir. Eski Buca Cezaevi alanı, İzmir’in ortak değeridir. Bu alanın kamusal niteliğini zayıflatacak, parçalayacak, yapılaşma baskısına açacak her girişimin karşısında; mesleki sorumluluğumuz ve kent hakkı savunusu gereği duracağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz."

Kaynak: özge uyanık