SEMİ TEKTAŞ/İzmir Barosu ekim ayında yapılacak genel kurula hazırlanıyor. Başkanlık yarışına bağımsız aday olarak giren Tacettin Çolak, Türkiye’de yargının giderek siyasallaştığını ve savunma hakkının ciddi biçimde aşındığını savundu. Çolak, bu süreçte barolara önemli sorumluluk düştüğünü belirtti. Mevcut İzmir Barosu yönetimini “kapsayıcılıktan ve objektiflikten uzak” olmakla eleştiren Çolak; genç avukatların geçim sorunları, düşük CMK ücretleri, bağlı çalışan avukatların koşulları, İzmir’in adliye ihtiyacı ve baroların kent sorunlarındaki rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Çolak, seçilmesi halinde farklı grupların temsil edildiği, tartışan ancak ortak karar etrafında hareket eden daha güçlü ve çoğulcu bir İzmir Barosu hedeflediğini vurguladı.
Türkiye’de yargılama süreçlerinin zedelendiğini ifade eden Çolak, Türkiye'de yargının bağımsızlığının her dönemde tartışıldığını belirterek “Geçmişte de bugün de yargı bağımsızlığı için mücadelemiz devam ediyor. Dolayısıyla burada baroların ve savunma mesleğinin önemi çok büyük” diye konuştu.
“Baroların ve baro yönetimlerinin görevinin öneminin bilinciyle aday olduk” ifadesini kullanan Çolak, “Aynı zamanda 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nda baro yönetimlerine ve birlik yönetimlerine verilen; hukukun üstünlüğünü sağlamak ve insan haklarının gelişimine katkıda bulunmak konusunda çaba sarf etmek gibi görevler nedeniyle bu sorumluluğu üstlenmek istedik” şeklinde konuştu.
“Genç avukatların önü açılmalı”
Baro seçimlerinde genç avukatların temsil edilmesi gerektiğini ifade eden Çolak, “Beş yıllık kıdemi olmayan avukatların baro yönetimlerine ya da baro organlarına seçilmesi, şu anki Avukatlık Kanunu'na göre mümkün değil. Baro başkanı olabilmek için de 10 yıllık kıdem gerekiyor. Baro başkanının 10 yıllık kıdemi olsun. Ayrıca baro yönetimlerinde de 10 yıllık, 20 yıllık kıdemi olan arkadaşlar olsun. Ama beş yıllık kıdemi olmayan arkadaşların, gençlerin yönetimlerden tamamen dışlanması adaletli bir uygulama değil. Mevcut koşullara baktığımızda genç avukat sayısı çok fazla. İzmir'de 15 bin avukat var. Yaklaşık dörtte üçü genç avukat. Dolayısıyla bu genç arkadaşlarımızın birikiminden ve enerjisinden yararlanılması gerekiyor. Elbette genç bir avukatın deneyimiyle kıdemli bir avukatın deneyimi bir olmaz. Bunları harmanlamak, yönetimlerde sentezlemek lazım. İnsanların önünü açmamız gerekiyor. İzmir'de bu konuyu 2022 yılındaki Genel Kurul’da gündeme getirdik. Diğer grupların adayları bu önerimizi olumlu buldular. Ancak, "Bu öneri geç geldi, artık bu genel kurula yetiştiremeyiz. Keşke daha önceden olsaydı" dediler. Biz de bir sonraki genel kurulda, yani 2024 Genel Kurulu'nda bunu hayata geçirelim dedik. Sözde anlaştık. Yapılacak şuydu: Sembolik olarak beş yıllık kıdemi olmayan iki arkadaş bütün listelere yazılacaktı. O arkadaşlar her listeye yazılacağı ve herkesten oy alacağı için seçilmeleri de garanti olacaktı. O arkadaşlar seçildikten sonra, yasa gereği kendilerine mazbata verilmeyeceği için dava açacaklardı. 2024 Baro Genel Kurulu'na geldiğimizde herkes kendi adaylarını çıkardı. Biz yine beş yıllık kıdemi olmayan arkadaşlara listemizde yer verdiğimiz hâlde, maalesef dediğim gibi, başta genç arkadaşlar da konuyla çok fazla ilgilenmedi” değerlendirmesinde bulundu.
“Avukat bulundurma zorunluluğu denetlenmiyor”
Avukatların yaşadığı sorunlara değinen Çolak, avukat bulundurulması gereken kurumların yeteri kadar denetlenmediğinin altını çizdi. Çolak, “Avukat ölümleri ve intiharları var ve artarak devam ediyor. CMK ücretleri komedi düzeyinde. Bizim büromuzda mesleğe yeni başlayan bir meslektaşımız yoğun bir şekilde CMK işi yapıyor. Makbuz kesiyorum, onlara bakıyorum mesela. Üç bin küsur lira bir soruşturma ücreti var. Vergilendirildiğinde kendi elinde kalan para iki bin sekiz yüz lirayı bile bulmuyor. Mesleğe yeni başlamış bir insan bunlarla nasıl geçinecek? Onun dışında Avukat Hakları Merkezi'nin çalışmaları ya da avukatlara yönelik yargılama süreçlerinde, soruşturmalardan itibaren yapılan keyfî uygulamalar var. Bunlar, baroların çok ciddi önlem alması gereken konular. Mesela mesleğin mali anlamda önünün açılması konusunda girişimlerde bulunulması gerekiyor. Örneğin anonim şirketlerde ve kooperatiflerde avukat bulundurma zorunlulukları getirildi ancak bunlar yeterince denetlenmiyor. Buralarda sıkı denetimler sağlanmış olsa avukat arkadaşlara, özellikle de genç arkadaşlara yeni kazanç alanları açılabilir. Bu noktalarda gerçekten zayıf kalınıyor” dedi.
“Sürgün yerine döndü”
CMK ücretlerinin en az asgari ücret seviyesinde olması gerektiğini ifade eden Çolak, “Özellikle CMK ücretlerinin asgari ücretle senkronize edilmesi konusunda yeterli bir çalışma yürütülmüyor. En son Adalet Bakanı açıkladı; tapu dairelerindeki işlemlerde avukat bulundurma zorunluluğu getirileceğini söyledi. Ancak ciddi anlamda yüksek bir rakam sınırı getirdiler. O tür alım satımları yapacak müvekkiller zaten yeni avukatlara gelmez. Dolayısıyla palyatif çözümlerle bu iş çözülemez. Sorun çok derin. Zaten büyükşehirlerdeki geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığı genç arkadaşların sürekli önünü kesiyor. Kaldı ki genel anlamda kamu çalışanları ve emekçiler bakımından da durum böyle. Büyükşehirlerde yaşamak çok zor. Önceden insanlar İstanbul'da yaşamak için can atardı. Şimdi İstanbul ve Ankara gibi yerler, İzmir hadi bir nebze ama İzmir de biraz öyle, âdeta sürgün yerlerine dönüştü. Kiralar almış başını gidiyor. 30 bin, 40 bin, hatta 50 bin lira civarında kiralar var. Genç arkadaşlar nasıl idare etsin?” ifadelerini kullandı.
“Asgari ücretin altında çalışan avukatlar var”
Avukatlık mesleğinde sömürü düzenin arttığını ifade eden Çolak, birçok avukatın asgari ücretin altında çalıştığını söyledi. Çolak, “Birçok avukat zaten işçi avukat olarak çalışıyor. Orada da büyük ve yoğun bir sömürü var. Barolar bu alanı da denetimsiz bırakıyor. Son derece insanlık dışı uygulamalar. Asgari ücretin altında avukat çalıştırılan büroların olduğunu duyuyoruz. Bunların tespit edilip haklarında hemen disiplin soruşturmalarının başlatılması gerekiyor. Barolar mesela bu konuda da yeterli çabayı sarf etmiyor. Benim o konuda yıllar önce bir girişimim oldu. İşçi avukatların sendikalaşmasıyla ilgili, benim de kendilerine katkı sunabileceğim, bir araya gelerek örgütlenme içerisine girilebileceği yönünde bir girişimimiz oldu. Ama maalesef yeterli duyarlılık gösterilmedi. Mevzuatta birtakım boşluklar var. Sendikalar derneklerden farklıdır. Sendikalar, toplu sözleşme yapabilmeleri nedeniyle derneklere göre daha modern örgütlenmelerdir. Bu noktada mevzuatın değiştirilmesi konusunda çaba gösterilmesi lazım. İşçi avukatların örgütlenmesi ve bunun adının sendika olması için de elbette ön açıcı çabalarımız mutlaka olur” diye konuştu.
İzmir’e ikinci adliye tartışması
İzmir’de yeni bir adliye yapılması gündemi hakkında konuşan Çolak, “Gelecekte bu binaların yetmeyeceğini öngörmeden, böyle derme çatma, oldubittiyle yapılan adliye binaları var. Bayraklı'daki merkez binasından önce adliye burada, Konak'taki SSK İş Hanı'ndaydı. Bayraklı'daki bina yapıldığında biz o zaman da eleştirdik. “Yarın İzmir'in nüfusu artacak, bu bina nereye yetecek, kime yetecek?" dedik. Orası balçık bir alan. Aslında oraya yapılmaması lazımdı. Daha güvenilir bir yere yapılması ve daha geniş olması gerekirdi. İş mahkemelerinin, sulh mahkemelerinin bulunduğu ek binaların çoğu iş hanından bozma bir yer. Adliye olarak dizayn edilmiş bir yapı değil. Örneğin Çiğli’de durum çok kötü. Orada hava almak bile mesele. Koridorlar çok dar, alanlar küçük. İş hanı zaten küçük bürolar hâlinde yapılmış. Penceresi olmayan, hatta penceresi apartman boşluğuna açılan duruşma salonları var. Hele yaz günlerinde oraya gittiğimizde perişan oluyorduk. Karşıyaka Adliyesi'nde de üç ayrı adliye binası var” diye konuştu.
“Barolar kent sorunları ile ilgilenmeli”
İzmir’in kronikleşmiş kent sorunları hakkında İzmir Barosu’nun daha aktif rol alması gerektiğini ifade eden Çolak, “Örneğin Balçova'daki vatandaşların mağduriyeti yıllarca, hatta onlarca yıl sürdü. Şimdi baroların buralarda taraflardan yana bir görüş belirtmek ya da bir tarafı öne çıkarmak gibi bir sorumluluğu yoktur. Ama baroların meslek örgütü olmasından ve toplumsal sorunlara karşı duyarlı olma yükümlülüğünden kaynaklanan sorumlulukları vardır. Örneğin Buca Cezaevi'ni yıktılar. Oraya kalkıp kentin ortasına kama gibi saplanacak yüksek katlı binalar yapmakla halkın yararına, çevre bilinci açısından bir çözüm üretilmiş olmaz. Orada ne olur? Bir rant alanı oluşturulur, oralar birilerine peşkeş çekilmiş olur. Ama gerçekten halkın yararına olacak şekilde orada yeşil alanlar oluşturulsa, sosyal faaliyet merkezlerinin yer aldığı bir düzenleme yapılsa ve o cezaevi alanı bu şekilde halkın hizmetine sunulsa çok daha etkili olur. Baroların da bu konuda daha aktif olması gerekir tabii” değerlendirmesinde bulundu.
“Her gruptan temsilcinin olduğu bir yönetim olmalı”
Çolak, “Türkiye'de artık anayasal haklar askıya alınmış durumda. Bu anlamda baroların buna karşı da güçlü bir blok oluşturması gerekir. Bu güçlü baro, aynı zamanda mesleğin sorunlarına, avukat haklarına ve savunmanın yargılama süreci içerisinde karşılaşmış olduğu sorunlara karşı da etkili duruşlar sergileyebilir. Maalesef grupçuluk, seçim sonrası süreçte kazanan grubun yalnız kalmasına neden oluyor” dedi.
Baro yönetiminde her grubun temsilcinin bulunmasının gerektiğinin altını çizen Çolak, “Meslektaşlarımız bize güven duyar ve bizi seçerlerse, gerçekten gönlüm her gruptan temsilcinin olduğu bir yönetimden yana. Böyle bir yönetimde ahenkli ve çok daha etkili bir İzmir Barosu yaratacağımıza inanıyorum. Çünkü bir meslek örgütünde kişisel çıkarlarını ya da grup çıkarlarını öne çıkarabilecek arkadaşlarımızın olabileceğini düşünemiyorum. Hele aynı yönetim içerisinde birlikte olursak bu çok daha anlamlı olur. Kaldı ki bunun örnekleri var. İzmir, Ankara ve İstanbul'un dışında birçok taşra barosunda çarşaf listeyle seçimlere giriliyor. Rakip gruplardan insanlar listeyi delerek yönetimlere girebiliyor. Ben bunu ısrarla ve inatla eleştiriyorum. "Yönetim ahenkli olmazsa sorunlar çıkar." deniliyor. Sorun çıksın, neden çıkmasın? Yönetim kurulu toplantılarında insanlar eleştirsin. Kendi önerilerini getirsin” diyerek sözlerini tamamladı.





