KAZİM BOZKURT/İzmir'in Selçuk ilçesine bağlı Burgaz Mahallesi'nde, özel bir şirket tarafından yapılması planlanan jeotermal kaynak arama projesi için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci yeniden başladı. Şirket, 21 milyon 26 bin 344 liralık yatırımla 1.750 ila 2.000 metre derinliğinde üç sondaj kuyusu açmayı planlıyor. Kuyular Efes Antik Kenti'ne 15 kilometre uzaklıkta bulunuyor.
İzmir Valiliği'ne sunulan Ekim 2026 tarihli Proje Tanıtım Dosyası (PTD), yeni sondajlardan çok, aynı sahada daha önce planlanan ancak hayata geçirilmeyen jeotermal santral yatırımının izleriyle dikkat çekiyor. Dosyada, geçmişteki santral ve sera projesi için hazırlanan hidrojeolojik değerlendirme raporuna yer veriliyor. Ancak rapordaki bazı kuyu alanları ve teknik veriler, bugünkü üç sondajlık projenin tanımıyla farklılık gösteriyor.
Büyük Menderes Havzası'nın Aydın-Söke Alt Havzası'nda yer alan proje, zeytinlik ve tarım arazilerini de ilgilendiriyor. Şirketin İzmir ve Aydın il sınırlarına yayılan jeotermal işletme ruhsatı 4 bin 28,51 hektarı kapsıyor. Yeni sondajların ise ruhsatın Selçuk'taki bölümünde açılması öngörülüyor.
Üçüncü kuyunun parsel kaydı bulunamadı
Proje için seçilen arazilerin tapu kayıtları, dosyadaki ilk dikkat çekici ayrıntılardan biri. PTD'nin 29. sayfasındaki Tablo 5'e göre S1 kodlu sondaj, 186/187 parseldeki “ham toprak” niteliğindeki arazide, S2 kodlu sondaj ise 186/188 parseldeki “zeytinlik” üzerinde planlanıyor.
Üçüncü sondaj noktası S3 içinse aynı tabloda ada, parsel ve arazi niteliği bilgileri yer almıyor. Tablonun altına düşülen notta yalnızca “Kayıt Bulunamadı” deniliyor.
Bu eksikliğin nedeni dosyanın ilgili bölümünde açıklanmıyor. S3 sondajının hangi taşınmaz üzerinde planlandığı ve bu alan için tarım dışı kullanım izninin nasıl değerlendirildiği, açıklığa kavuşturulması gereken konular arasında.
İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü'nün 30 Mart 2026 tarihli görüşünde ise jeotermal kaynak arama faaliyeti uygun bulunuyor. Buna karşılık, arama sonuçları henüz elde edilmediğinden planlanan ısıtmalı sera yatırımının mevcut aşamada gerçekleştirilmesine uygunluk verilmiyor. Dosyada, kaynağın özellikleri belirlendikten sonra gündeme gelebilecek santral veya sera gibi yatırımlar için ayrıca ÇED süreci yürütüleceği belirtiliyor.
Eski santralin hidrojeoloji raporu yeni dosyada
Projenin çevresel etkilerine ilişkin en önemli soru, dosyanın hidrojeoloji bölümünde ortaya çıkıyor.
PTD'de, daha önce “Jeotermal Kaynağın Çıkartılması, Kullanılması ve Isıtmalı Sera Projesi” için hazırlanan hidrojeolojik değerlendirme raporunun, mevcut sondaj noktalarını da kapsadığı belirtilerek yeni dosyaya eklendiği açıkça ifade ediliyor.
Ancak güncel proje üç arama sondajından oluşmasına rağmen, ek raporda S4 ve S5 kodlu kuyu alanlarının yanı sıra jeotermal enerji santrali (JES), güneş enerji santrali (GES), sera alanı ve üretim-reenjeksiyon kuyularına ilişkin bilgiler de bulunuyor.
Üstelik bu referanslar yalnızca haritalarla sınırlı değil. Raporun “Gözlem Kuyuları” bölümünde, yeraltı suyu izleme noktalarının seçiminde enerji santralinin olası etkilerinin de dikkate alındığı anlatılıyor. GK-1 ile GK-5 arasındaki gözlem kuyularının, hem sondajların hem de santralin olası etkilerini izlemek amacıyla seçildiği belirtiliyor.
Şirketin geçmişteki çalışmalarından yararlanması tek başına bir sorun oluşturmuyor. Ancak daha kapsamlı bir santral yatırımı için hazırlanan hidrojeolojik değerlendirmenin, bugünkü üç sondajın koordinatlarına ve olası çevresel etkilerine göre hangi ölçüde güncellendiği dosyada açık biçimde ortaya konulmuyor.
Aynı sondajlar, farklı alan büyüklükleri
Eski ve yeni proje belgeleri arasındaki farklılıklar, kuyu alanlarının büyüklüklerinde de görülüyor.
Hidrojeoloji raporunda S2 kuyu alanı 4 bin 891 metrekare, S3 kuyu alanı ise 11 bin 564 metrekare olarak gösteriliyor. Buna karşılık güncel PTD'de üç sondaj için ayrı ayrı bin metrekarelik ÇED alanları tanımlanıyor.
Aradaki fark, yalnızca alan büyüklüğünden ibaret değil. Eski rapordaki kuyu poligonlarının güncel sondaj noktalarıyla ne ölçüde örtüştüğü de önem taşıyor. Çünkü sondaj yerlerinin değişmesi, çevredeki su kaynaklarına uzaklıklarının ve alınması gereken koruma önlemlerinin de yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir.
Kocapınar Deresi'ne 5 metre mesafe
Hidrojeolojik değerlendirmede kuyu alanlarının dere yataklarına yakınlığına ilişkin veriler de bulunuyor.
Rapordaki mesafe tablosuna göre S2 kuyu alanı poligonunun Kocapınar Deresi'ne uzaklığı 8 metre, S3 kuyu alanı poligonunun uzaklığı ise yalnızca 5 metre olarak gösteriliyor.
Ancak bu mesafeler doğrudan sondaj noktalarına değil, eski raporda tanımlanan kuyu alanlarının sınırlarına ait. Güncel PTD'deki sondaj alanlarının daha küçük olması nedeniyle söz konusu mesafelerin yeni proje için de geçerli olduğu söylenemiyor.
Bu durum, dere yataklarına yakınlığın güncel sondaj koordinatları üzerinden yeniden hesaplanıp hesaplanmadığı sorusunu öne çıkarıyor.
Hidrojeoloji raporunda dere yataklarının korunmasına ve sondaj faaliyetlerinin belirli mesafelerde yürütülmesine ilişkin tedbirlerden söz ediliyor. Ancak eski ve yeni poligonlar arasındaki farklılıklar giderilmeden bu tedbirlerin mevcut sondaj noktaları bakımından nasıl uygulanacağı netleşmiyor.
Sondaj derinliklerinde de farklılık var
Belgeler arasında sondajların ulaşacağı derinlik konusunda da farklı veriler bulunuyor.
Güncel PTD'de açılması planlanan kuyuların derinliği 1.750 ila 2.000 metre olarak gösteriliyor. Ek hidrojeoloji raporunda ise 2.000±500 metre derinliğe inilmesinin hedeflendiği belirtiliyor. Bu ikinci ifade, 1.500 ile 2.500 metre arasında değişebilecek bir sondaj derinliğine işaret ediyor.
Farklı derinlik hedefleri, geçmiş çalışmalar sırasında değerlendirilen teknik seçeneklerden kaynaklanıyor olabilir. Bununla birlikte güncel sondaj tasarımında hangi derinlik aralığının esas alındığı ve hidrojeolojik değerlendirmenin buna göre nasıl uyarlandığı önem taşıyor.
Test suları nasıl yönetilecek?
Jeotermal sondajların çevresel etkileri açısından kritik başlıklardan biri de yeraltından çıkarılacak sıcak akışkanın yönetimi.
Şirket, sondaj ve test çalışmalarında yüzeye çıkarılan jeotermal akışkanın doğrudan alıcı ortama deşarj edilmeyeceğini taahhüt ediyor.
PTD'de iki saatlik test sırasında yaklaşık 529,6 metreküp akışkan çıkabileceği hesaplanıyor. Test sularının biriktirilmesi için de hava payı dahil toplam 2 bin 800 metreküp kapasiteli sızdırmaz emniyet havuzu öngörülüyor.
Dosyaya göre havuzlarda biriktirilen akışkanın buharlaşmadan kalan kısmı kuyu tamamlama testlerinde kullanılarak yeniden kuyuya basılacak. Bunun teknik olarak mümkün olmaması halinde ise test suları uygun özelliklere sahip bir atıksu arıtma tesisine gönderilecek.
Ancak ek hidrojeoloji raporunda, santralde veya reenjeksiyon sisteminde meydana gelebilecek arızalara karşı oluşturulacak ayrı acil durum havuzları da anlatılıyor. Bu bölümün daha önce planlanan santral işletmesiyle ilişkili olması, eski projeye ait tedbirlerle bugünkü arama faaliyetleri için öngörülen önlemlerin birbirinden ayrılmasını gerektiriyor.
Jeotermal akışkanlarda arsenik, bor, cıva ve kurşun gibi kirletici maddelerin bulunabileceği de dosyada belirtiliyor. Bu maddelerin Burgaz'daki jeotermal akışkanda ölçüldüğüne ilişkin bir sonuç sunulmuyor. Akışkanın gerçek kimyasal özellikleri sondaj sonrasında yapılacak analizlerle belirlenecek.
Bu nedenle çevredeki soğuk su kaynaklarının mevcut kalitesinin belirlenmesi ve sondaj öncesi ile sonrasındaki değişimlerin izlenmesi önem kazanıyor.
Fayların etkisindeki bölgede derin sondaj
Sondajların planlandığı saha, Büyük Menderes Grabeni ile ilişkili aktif tektonik yapıların etkisi altında bulunuyor. PTD'de Kirazlı Fayı'nın diri fay niteliğine ve bölgenin deprem geçmişine ilişkin değerlendirmelere yer veriliyor.
Şirket, çalışmalar sırasında Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği hükümlerine uyacağını taahhüt ediyor.
Bununla birlikte derin sondajlarda kuyu bütünlüğünün korunması, kuyu içi basıncın kontrolü ve olası sismik etkilerin yönetimi, özellikle yeraltı suyu taşıyan jeolojik birimlerin korunması bakımından önem taşıyor.
Önce santral planlandı, sonra vazgeçildi
Ruhsat sahasının geçmişi, bugünkü arama projesinin neden dikkatle incelenmesi gerektiğini de gösteriyor.
İzmir Valiliği, 22 Ekim 2018'de dönemin ruhsat sahibi Ali Rıza Uçar tarafından planlanan Gökçealan Jeotermal Enerji Santrali ve Sera Isıtma Projesi için “ÇED Gereklidir” kararı verdi.
İşletme ruhsatını 2021 yılında devralan Re Enerji ise aynı sahada üç üretim kuyusu, dört reenjeksiyon kuyusu, 13,7 megavat elektrik kapasiteli jeotermal enerji santrali, 999 kilovatlık güneş enerji santrali ve jeotermal seradan oluşan daha kapsamlı bir yatırım planladı.
Ancak PTD'deki kronolojiye göre şirketin yatırımdan vazgeçmesi üzerine bu projenin ÇED süreci iptal edildi.
Ardından şirket, üç arama sondajından oluşan yeni projeyle başvuruda bulundu. Bu proje için 15 Mayıs 2026'da başlatılan ÇED süreci, İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü'nün görüşü doğrultusunda sonlandırıldı. Sonlandırma kararı 29 Haziran 2026'da duyuruldu.
Müdürlüğün daha sonra sürecin devam etmesinde sakınca bulunmadığı yönündeki görüşünün ardından yeni PTD hazırlandı.
Güncel projede kuyuların nihai kullanım amacı henüz belirlenmiş değil. Dosyada, sondajlardan elde edilecek sıcaklık, debi ve diğer teknik verilerin değerlendirilmesinin ardından kaynağın nasıl kullanılacağına karar verileceği belirtiliyor.
Dolayısıyla geçmişteki santral projesinin yeniden hayata geçirileceğine ilişkin kesinleşmiş bir karar bulunmuyor. Ancak aynı ruhsat sahasında yeni bir jeotermal yatırım ihtimalinin sondaj sonuçlarına bağlı olduğu açık.
ÇED sürecinde hangi karar verilecek?
İzmir Valiliği'ne sunulan proje, ÇED Yönetmeliği'nin 16. maddesi kapsamında değerlendiriliyor. Bu aşama, başlatılan sürecin çevresel onayla sonuçlandığı anlamına gelmiyor.
5 Mart 2026'da yapılan mevzuat değişikliği uyarınca, Ek-2 kapsamındaki projeler için inceleme sonunda “ÇED Olumlu” veya “ÇED Raporu Hazırlanmalıdır” kararlarından biri verilebiliyor.
Dosyadaki bir başka ayrıntı ise projenin hangi mevzuat hükmü kapsamında değerlendirildiğiyle ilgili. PTD'de Ek-2 listesinin 39. maddesine atıf yapılırken, 2025 yılında yapılan düzenlemeyle jeotermal kaynak arama sondajları aynı listenin 45(g) bendinde ayrıca tanımlandı. Bu nedenle güncel başvuruda hangi hükmün esas alındığının açıklığa kavuşturulması gerekiyor.
PTD üzerinden yürütülen bu prosedürde, tam ÇED sürecindeki halkın katılımı toplantısı zorunlu olarak öngörülmüyor. Bölge sakinleri ve ilgili kuruluşlar ise dosyadaki çevresel değerlendirmeler hakkında yetkili kurumlardan bilgi talep edebiliyor ve görüşlerini iletebiliyor.
Burgaz'daki üç sondajın ileride bir santral yatırımına dönüşüp dönüşmeyeceği henüz bilinmiyor. Buna karşılık yeni ÇED dosyasında eski santral projesine ait teknik bilgilerin kullanıldığı açık. Yanıt bekleyen asıl konu, bu bilgilerin bugünkü sondaj yerlerine, derinliklerine ve çevresel koşullarına göre ne ölçüde güncellendiği.
Zeytinliklerin ve Büyük Menderes Havzası'nı besleyen su kaynaklarının bulunduğu bölgede, sondaj başlamadan önce bu soruların açıklığa kavuşturulması önem taşıyor.




