ÖMER CEYLAN- Sinema; senaryoların, aşkların ve dramların ötesinde belgesel niteliğinde tarafsız bir kentsel arşiv işlevi görür. Türk sinemasının altın çağı olarak anılan Yeşilçam ve sonrasındaki klasik yapımlar dönemi (1960-1980), İstanbul merkezli anlatıların dışına çıktığında Ege’nin kalbi İzmir ve çevresi sinemacıların sığındığı en devasa doğal plato işlevini üstlenmiştir. Yönetmenlerin kadrajına takılan sokaklar, sahil şeritleri, taş evler ve tarihi nirengi noktaları; bugün senaryoların ötesinde kentin sosyo-mekânsal tarihini belgeliyor.

Dijital olarak restore edilen film arşivleri, film karesi veri tabanları ve günümüz sokak koordinatlarının karşılaştırılmasıyla yürütülen bu masa başı çalışması; İzmir’in mimari estetiğinde, sahil çizgisinde ve yaşam alanlarında yaşanan radikal dönüşümü belgeliyor. 35 milimetrelik film makaralarına kazınan o sahneler, bugün kentin kaybettiği ve kazandığı değerlere tutulmuş zarif bir ayna niteliğinde.

BERLİN’DEN GELEN İLK ALTIN AYI:

Metin Erksan’ın yönettiği ve 1964 yılında Berlin Film Festivali’nde Türk sinema tarihinin ilk uluslararası başarısı olan Altın Ayı ödülünü kazanan Susuz Yaz (1963), İzmir’in tarımsal dokusunun ve kır yaşamının en sarsıcı başyapıtıdır. Film, Urla’nın Bademler Köyü (Bademli) ve çevresindeki çorak arazilerde çekilmiştir.

Kameraya yansıyan kerpiç evler, mülkiyet kavgasına konu olan su kaynakları ve kurak Ege toprakları, 1960’ların kır sosyolojisini filtresiz biçimde sunar. Bugün Bademler Köyü, Türkiye’nin tiyatrosu olan ilk köyü unvanıyla kültürünü gururla korurken; filmin çekildiği o çorak araziler, kentsel rantın ve kontrolsüz yapılaşmanın henüz dokunmadığı doğal zarafetiyle İzmir’in geçmişine ayna tutmaktadır.

DEMİRKUBUZ VE "MASUMİYET"

Zeki Demirkubuz’un Türk sinema tarihine damga vuran 1997 yapımı başyapıtı Masumiyet, İzmir’in çeperdeki tutunma noktası olan Basmane ve Oteller Bölgesi’ni kentsel bir karakter olarak perdeye taşır. Haluk Bilginer, Derya Alabora ve Güven Kıraç’ın performanslarıyla devleştiği film; Basmane Garı’nın çevresindeki tarihi ama yorgun otelleri, dar arka sokakları ve Anafartalar Caddesi’ne bağlanan kasvetli koridorları fon alır.

R B6 L Xlb F U J I H Ki55N2 Srh0 L Z N V E

Masumiyet'teki Basmane kadrajları; İzmir'in sadece deniz, çim ve kordon olmadığını, kentin bağrında taşıdığı yoksulluğu ve kentsel sığınma alanlarını en çıplak haliyle belgeliyor. Bugüne bakıldığında, Basmane Oteller Bölgesi restorasyon geçirse de o dönemki kasvetli ve samimi dönüşsüzlük hissini film karelerinde saklamaya devam ediyor.

BİLİMKURGU EGE’YE DÜŞERSE: EFES SÜTUNLARINDA SADRİ ALIŞIK İZLERİ

Yeşilçam’ın en özgün mizah ikonlarından Sadri Alışık’ın başrolünde yer aldığı 1973 yapımı Turist Ömer Uzay Yolunda, bilimkurgu ile Ege tarihini absürt ve sıcak bir zarafetle buluşturur. Filmin uzay gezegeni sahnelerinin bir kısmı Selçuk’taki Efes Antik Kenti kalıntıları arasında çekilmiştir.

Celsus Kütüphanesi’nin devasa mermer sütunları ve antik cadde önünde çekilen sahneler, 1970’li yıllarda Efes’in henüz kitle turizminin yoğun baskısına uğramadığı, bakır ve sakin dönemini gösterir. Bugün koruma altındaki Efes ile 50 yıl öncesinin film kadrajı yan yana getirildiğinde, tarihsel mirayın zamana nasıl direnç gösterdiği ve o günkü mizahın tarihi ne kadar samimi kucakladığı açıkça görülür.

ALSANCAK VE FUAR IŞIKLARI...

Metin Oktay’ın efsanevi yaşam öyküsünden esinlenen 1965 yapımı Taçsız Kral filmi, İzmir futbolunun mabedi Alsancak Stadyumu’nu ve tarihi İzmir sokaklarını başrole taşır. Eski Alsancak Stadyumu’nun ahşap ve beton tribünleri, taraftar coşkusu ve stadyum çevresindeki yaya ölçeğindeki binalar, kentin spor kültürünü ölümsüzleştirir. Bugün yenilenen modern stadyum yapısıyla kıyaslandığında, Yeşilçam kamerası Alsancak’ın o nostaljik ve sıcak spor atmosferini dondurmuştur.

Ahmet Özhan ve Neşe Karaböcek’in başrollerini paylaştığı 1975 yapımı Bak Yeşil Yeşil ise kentin modernleşme simgeleri olan İzmir Enternasyonal Fuarı ve dönemin mimari ikonlarından Efes Oteli atmosferini yansıtır. Fuar’ın palmiyeli yolları, renkli gazinoları ve Efes Oteli’nin görkemli cephesi, 70’lerin şık ve kozmopolit İzmir yaşam tarzının canlı görsel kanıtıdır.

ATEŞ BÖCEĞİ VE CANIM KARDEŞİM

Tarık Akan ve Necla Nazır’ın başrol oynadığı 1975 yapımı Ateş Böceği filmi, İzmir’in tarihi sokaklarını, eski troleybüs hatlarını ve nostaljik sahil şeridini baştan başa dolaşır. Keza Ertem Eğilmez’in dram başyapıtı Canım Kardeşim (1973), İzmir’in arka sokaklarındaki samimi ama yoksul kent hayatını dokunaklı bir görsellikle kadrajına alır.

İzmir sokaklarının bu filmlerdeki görüntüleri; cumbalı evlerin, dar taş sokakların ve körfeze bakan yamaçların o dönemdeki mütevazı ve özgün yapısını sergiler. Bugün yüksek katlı apartmanlaşmayla örtülen bu silüet, filmler sayesinde canlılığını korumaktadır.

İzmirliler dikkat!  13 ilçede elektrikler kesilecek
İzmirliler dikkat! 13 ilçede elektrikler kesilecek
İçeriği Görüntüle

FOÇA VE URLA KOYLARI...

İzmir’in sadece merkezi değil, çeper ilçeleri de Yeşilçam yapımlarının vazgeçilmez mekânları olmuştur. Zeki Alasya ve Metin Akpınar’ın başrolünü paylaştığı 1977 yapımı Sivri Akıllılar, Urla’nın bakir koylarında ve tatil köyü atmosferinde çekilmiştir.

Kemal Sunal’ın sistem eleştirisi sunduğu 1990 yapımı Koltuk Belası ise Foça ve Çeşme’nin taş evlerini, dar sokaklarını ve henüz betonlaşmamış sahil şeritlerini fon olarak kullanır. Bu kareler, Ege sahil kasabalarının turizm patlaması öncesindeki bakir ve huzurlu kimliğini belgelemektedir.

"BABAM VE OĞLUM"

Çağan Irmak’ın Türk sinema izleyicisinin hafızasına kazınan 2005 yapımı başyapıtı Babam ve Oğlum, Ege’nin tarımsal ve ailevi köklerine uzanan en sarsıcı görsel anlatıdır. Filmin önemli bölümü İzmir’in Seferihisar ve Çeşme ilçelerine bağlı köylerde, çiftliklerde ve mandalina bahçelerinde çekilmiştir.

Kameraya yansıyan geniş Ege ovaları, taş avlulu çiftlik evleri ve mandalina kokulu yollar; 1980 darbesi sonrası kentsel sıkışmadan Ege’nin toprağına sığınan bir ailenin hikâyesini anlatırken, Seferihisar’ın henüz Sakin Şehir (Cittaslow) unvanı almadan önceki bakır köy hayatını kayıt altına almıştır. Günümüz sahil rantı ile kıyaslandığında, filmdeki o geniş çiftlik arazileri kentin yeşil geçmişine tutulmuş hüzünlü bir aynadır.

Masa başında, tamamen sinema belgeleri ve tarihsel koordinatlar üzerinden yapılan bu kentsel topoğrafya çalışması; İzmir'in son yarım asırlık serüvenini özetler. Yeşilçam kadrajları; taş evleri, ferah meydanları, mütevazı kıyı kasabası ruhunu dondururken; modernleşmeyle birlikte büyüyen ancak estetik ölçekte dönüşen bir metropolün hafıza kartı işlevini görür.

Gümüş perdedeki bu eski kareler; bugün hızla akan hayatın içinde yanından geçip gittiğimiz caddelerin, gar binalarının ve sahillerin aslında ne kadar köklü ve zarif bir hikâyeye ev sahipliği yaptığını hatırlatan sessiz birer kent belgeselidir.

Kaynak: ÖMER CEYLAN