YAĞMUR KARADAĞ/İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, Avukat Murat Aydın ve Gazeteci Ender Aldanmaz, Dokuz Eylül TV ekranlarında yayınlanan ‘Gerçeğin Öteki Yüzü’ programında Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan son siyasi ve hukuki gelişmeleri masaya yatırdı. Partiye yönelik "Mutlak Butlan" davası, Genel Merkez binasına yapılan polis müdahalesi, parti içi ayrışmalar ve İzmir’deki kooperatif soruşturmaları ele alındı.
Ülkenin dört bir yanında halkın isyan noktasına geldiğini ifade eden İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, Atatürk’ün kurduğu partide yaşanan görüntülerin, siyasi tarihe damga vuracağını ifade ederek “Ama öte taraftan Türk siyasetinin geleceğinde belki bambaşka pencereler yaratacaktır. Özgür Özel’in direnişi, partisine yapılanlar, Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel merkezinde camların kırılması… O görüntüler inanılır gibi değil. Bir darbe olsa zaten bundan farklı olmazdı herhalde. Türkiye’de CHP, Özgür Özel’in yanında hiç olmadığı kadar konsolide oldu. Ama süreç böyle devam eder mi? Özellikle Kemal Kılıçdaroğlu’nun İçişleri Bakanlığı başvurusu sonrasında, gerekçeler ne olursa olsun o sahneler, Türk siyasi takipçilerine göre nasıl bir izlenim olacak merak ediyorum” dedi. Gappi, karşılaşılan son manzaranın ardından Kılıçdaroğlu’nun milletvekili, delege ve halk desteğini kaybettiğine dikkat çekti, yargı kararıyla koltuğa dönüşünün meşrutiyet tartışmalarını da alevlendirdiğini ifade etti.
“HEDEFİNDE İMAMOĞLU VAR”
CHP’nin bir lider partisi olmadığını ifade eden Dilek Gappi, “Öte taraftan baktığımızda artık sistem her gün kendini gündem değiştirerek, baskı yaratarak, muhalefeti planlayarak, yeniden şekillendirerek üretiyor. Şimdi bu sisteme bu kadar bölünmüş bir yapıyla mı gitmek gerekiyor? Yoksa Atatürk’ün partisini dünkü o dik duruşla birlikte ‘bu mücadeleyi biz sonuna kadar sürdüreceğiz’ mi demek gerekir? Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi tabii ki bunların hepsini planladılar. Bir yıldır mutlak butlana çalışıyorlardır. Sonrasında ne olacağını da planladılar. Demek ki burada belki de bu Özgür Özel yönetimini bir seçime zorlayacaklar. Ama şunu maalesef artık net olarak görüyoruz, Kemal Kılıçdaroğlu’nun hedefi artık Özgür Özel değil, onun İmamoğlu’yla bir kan davası var” dedi.

‘PLASTİK MERMİLİ’ MÜDAHALE
Programda, CHP Genel Merkezi'ndeki müdahalenin önceki dönem Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun talebiyle gerçekleşmiş olması eleştirilerin odak noktası oldu. CHP İzmir İl Başkan vekili, Avukat Murat Aydın, polis müdahalesinde plastik mermi kullanılmasının son derece tehlikeli ve sembolik bir mesaj taşıdığını vurgulayarak, "Parti Genel Merkezi’nin polis tarafından basılarak, camları kırılarak müdahale edilmesi üzüntü yaratıcı bir şey. Ve bunun önceki dönem genel başkanının talebiyle yapılmış olması çok daha duygusal anlamda kırıcı bir şey. Çünkü bu talebin üzerine valilik harekete geçti ve bu işlemi yaptı. Diğer durum da şu tabii, müdahale o kadar sertti ki partide neredeyse kırılmadık eşya, cam kalmadı. Plastik mermi polisin sertliğini gösteren bir davranış kodudur" ifadelerini kullandı. Uzun yıllardır böyle bir müdahale hatırlamadığını belirten Aydın, yargı sisteminin hukukla bağını tamamen kopardığını ve ana muhalefet partisine yönelik bu cüretin dehşet verici olduğunu dile getirdi.

PARTİ TABANININ TEPKİSİ NE?
Gazeteci Ender Aldanmaz ise hukuken bir partinin genel başkanı, bir de fiili olarak şu an partinin genel başkanı olduğuna dikkat ederek Avukat Murat Aydın’a “Özellikle Kemal Bey’e yönelik çok ciddi tepkiler var. Yeni bir yola çıkılabileceği, partinin bölünebileceği yönünde değerlendirmeler var. CHP İzmir Örgütü’nün içerisinde son dönemde Kılıçdaroğlu’na bakış nasıl? Parti tabanında Kılıçdaroğlu’nun davranışı veya süreç içerisindeki tutumu taban tarafından nasıl değerlendiriliyor?” diye sordu.
Siyasetin halka rağmen, popülizmle yapılmayacağını ifade eden Aydın, “Halk böyle istiyor diye her şeyi yapamazsınız. Halka önderlik edilir, halka bir istikamet gösterilir. Ve halkla birlikte, halk için, halkın uzun vadeli çıkarları için siyasi yol verilir. Bu yaşananların nedeni açık; Siyasi iktidar, iktidarı sürdürebilmek, Cumhurbaşkanlığını tekrar kazanabilmek için bunları yapıyor. Bundan sonra yapılacak şey, bu amacı boşa çıkarmaya yönelik olmalı. Ve boşa çıkarmak için de en önemli şey halkla birlikte bir arada durabilmek, bütünlüğü koruyabilmek, toplumsal ve siyasal muhalefeti bir bütün hâlinde tutabilmek. Önemli olan, söyleyecek sözünüzün, ideolojinizin, siyasal bakış açınızın halka dayanıp dayanmadığıdır. Bunun nasıl ilerleyeceğine ilişkin formül bulunur. Bu dönem bir siyasi partinin göstereceği adayın, halkın isteyeceği aday olup olmayacağına bakılacaktır. Ve eğer bu böyle değilse halk kendi adayını gösterecektir. Her formülde 21 Mayıs’tan önceki iktidar iddiasını sürdüren bir yapı olarak CHP ayakta kalacaktır. CHP, kodlarından bağlı, inisiyatif kullanma alışkanlığına da sahip olan bir partidir. Dolayısıyla yeri geldiğinde kadrosu, örgütü, programına uygun hareket tarzını kendi inisiyatifiyle de yürütür. Zor ama bunun formülünü bulmak açısından siyasette seçenek çok. Bu seçeneklerden biri elbette başka bir parti de olabilir. Ama CHP ve Özgür Özel bakımından, İzmir il örgütü bakımından başka bir parti seçeneği şu an için söz konusu olan bir seçenek değil. CHP, hepimizin partisi. Sonuna kadar CHP’deyiz” diye konuştu.
“ÜST PLAN VE KURGU VAR”
Gazeteci Aldanmaz ise Mutlak Butlan kararının bayramdan sonra çıkmasını beklendiğini dile getirerek, “Süreç aniden işletildi. Birden görevden almalar silsilesi başladı. Beraberinde yine bazı pazarlıklar da geldi. Kurultay pazarlığı, gidenlerin yerine kimlerin geleceğiyle ilgili bazı kararlar alınmıştı. Bu durum çok öncesinden kurgulanmış bir süreç olduğunu bize gösteriyor. Partinin dışından gelen bir ekip söz konusuydu. Aslında burada Kılıçdaroğlu'nun da aklının üstünde bir plan ve kurgu var” diye konuştu.
CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç’ün görevden alınıp alınmayacağı hakkında ise Aydın, Genel Merkez'in, tüzük imkanlarını kullanıp değerlendirme yapma yetkisi olduğunu hatırlattı, süreci izleyip göreceklerini söyledi.

EGEŞEHİR OPERASYONU ASIL HEDEFİ AĞBABA MI?
Programın en dikkat çekici bölümlerinden biri, İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Egeşehir Yapı Planlama Müşavirlik ve Teknoloji A.Ş.’ye yönelik yürütülen soruşturma kapsamında düzenlenen operasyon oldu. Operasyonda şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Ekinci, İZBETON eski genel müdürü Hüseyin Sezer, Ankara merkezli Okçuoğlu firmasının sahibi Muzaffer Özpolat ile ortak ihaleye girdiği Erensan İnşaat'ın sahibi Salih Eren tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.
Gazeteci Ender Aldanmaz, adı geçen Süleyman Ekinci’nin dosyası kapsamında geçmişte CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ile herhangi bir işlem veya iş yapılıp yapılmadığına dair yoğun çalışmalar yürütüldüğünü, ancak böyle bir işlemin olmadığının ortaya çıktığını ifade etti. Soruşturmaların sürdürüldüğünü vurgulayan Aldanmaz, Süleyman Ekinci'nin geçmişteki süreçte yer alan bir şirketle olan ilişkisinin kayıtlara geçtiğini belirterek, yaşananları "Süleyman Bey'e yönelik klasik bir operasyon girişimi" olarak nitelendirdi. Aldanmaz ayrıca, bu hamlelerin İzmir kulislerinde Özgür Özel'in yakın çevresine yönelik toplu bir operasyonun emareleri olarak değerlendirildiğinin altını çizdi.
"MODELİ MAHKUM ETMEK İSTİYORLAR"
Bu iddialara yönelik konuşan Avukat Murat Aydın da dosyanın içeriği netleşmeden suçlama yapılmasının doğru olmadığını belirtirken, yürütülen soruşturmaların bilinçli olarak birleştirilmiş üç temel hedefi olduğunu savundu. Aydın, doğrudan İzBB’nin geçmiş dönem projelerine işaret ederek “Soruşturmanın üç hedefi var. Bunlardan birincisi parti genel merkezine yönelik, bu butlan meselesine, kurultay meselesine bir altlık oluşturmak. Yani Veli Ağbaba üzerinden bu konudaki tartışmayı gündeme getirmek. İkincisi İZBETON, Egeşehir sürecini ondan önceki süreçle birlikte bağlayarak sürdürebilmek ve böylece o soruşturmaların aslında boşa soruşturmalar olmadığını, devamı var, altından çok şey çıkacak bir suç izlenimi vermeye çalışıyor. Çünkü her defasında boşa çıkıyor. Üçüncüsü ise hedef kooperatif modeli üzerinden müteahhitlik firmalarının ya da yap-satçılık üzerinden elde edilen rantın kooperatif modeliyle ortadan kaldırılması mahkum ediyor. Çünkü bu model Sayın Tunç Soyer döneminde başladı, bir noktaya geldi, sonra durdu, soruşturmalar oldu ama mevcut İzBB yönetimi de bu sorunu çözmek için bu süreci sürdürdü, inşaatlar ileri seviyeye geldi, bazı anahtar teslimleri yapıldı. Şimdi operasyonla bunu durdurarak modelin işlemez hale gelmesini istiyorlar” değerlendirmesinde bulundu.

Aydın, iddiaların hukuki dayanaktan ne kadar yoksun olduğuna örnek olarak Süleyman Ekinci’nin tutuklanma gerekçesini gösterdi. Savcılığın, Ekinci’nin Egeşehir Genel Müdürlüğü'nden ayrılarak yine aynı şirketin Yönetim Kurulu Başkanlığı'na geçmesini "kaçma hazırlığı" olarak değerlendirdiğini belirten Aydın, "Kişi aynı şirketin genel müdürüyken istifa ederek, aynı şirketin yönetim kurulu başkanı olmuş. Savcı diyor ki, 'Bu, kaçma hazırlığını göstermektedir.' Bu tam anlamıyla bir trajedidir" diyerek hukuki sürece sert tepki gösterdi.
Yaşanan hukuki baskıların siyasi bir stratejinin parçası olduğunu belirten Aydın, anayasal düzenin işleyişinin cebren ihlal edildiğini vurguladı. 1 Mayıs'ta Taksim'de Anayasa Mahkemesi kararına rağmen polisin zor kullanarak gösterileri engellemesini hatırlatan Aydın, mevcut iktidarın uygulamalarını "sivil darbe girişimi" olarak tanımladı. Aydın, "Siyasi partiler yoksa demokrasi yoktur. Bu sistemi engellemeye teşebbüs etmek bizde ağırlaştırılmış müebbet suçudur. Eski darbeler gece olurdu, sabah anlardık; şimdi ise bu süreç yavaş yavaş, sivil darbe şeklinde anayasal sistemi ele geçirerek yaşanıyor" şeklinde konuştu.





