Sahurda mideyi rahatlatan besinler: Gün boyu konforlu bir oruç için uzmanlardan öneriler
Sahurda mideyi rahatlatan besinler: Gün boyu konforlu bir oruç için uzmanlardan öneriler
İçeriği Görüntüle

Tıp dünyasında glokom olarak adlandırılan ve halk arasında daha çok karasu hastalığı ismiyle bilinen göz içi basıncı yüksekliği, modern çağın en sinsi sağlık tehditlerinden biri olarak öne çıkıyor. Milyonlarca insanı karanlık bir gelecekle yüz yüze bırakan bu rahatsızlık, optik sinirlerde yarattığı tahribatla yavaş yavaş ve hiç hissettirmeden ilerliyor. İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği'nin deneyimli hekimlerinden Prof. Dr. Şeyda Uğurlu, toplumda farkındalığın son derece düşük olduğu bu hayati sağlık sorunu hakkında çarpıcı uyarılarda bulundu. Hastalığın doğası gereği oldukça acımasız olduğunu vurgulayan uzmanlar, kaybedilen görme yetisinin tıp dünyasındaki mevcut teknolojilerle dahi geri döndürülemediğinin altını çiziyor.

Sessizce ilerleyen tehlike körlüğe davetiye çıkarıyor

Göz sağlığını tehdit eden hastalıklar arasında en tehlikeli olanların başında gelen bu rahatsızlık, dünya genelinde geri dönüşümsüz körlük vakalarının birinci ve en sık karşılaşılan nedeni olarak istatistiklere yansıyor. Uzmanlar, hastalığın en korkutucu yanının klinik belirti vermemesi olduğunu belirtiyor. Prof. Dr. Şeyda Uğurlu, rahatsızlığın en yaygın görülen tipinde hastaların uzun yıllar boyunca hiçbir şikayet yaşamadığını, ağrı veya görme bulanıklığı gibi uyarıcı sinyallerin ortaya çıkmadığını ifade ediyor. İnsanlar durumun ciddiyetinin ancak hastalık son evrelere ulaştığında ve görme alanı daralarak geri dönülemez kayıplar başladığında farkına varabiliyor. Bu durum, tıp camiasında hastalığın "göz sağlığının sessiz hırsızı" olarak nitelendirilmesine yol açıyor. Hasar gören sinir hücrelerinin kendini yenileme yeteneği olmadığı için, mevcut tedaviler sadece hastalığın ilerlemesini durdurmaya ve kalan görme yetisini korumaya odaklanıyor.

Kırk yaş dönüm noktası olarak kabul ediliyor

Hastalığın sinsi yapısına karşı alınabilecek yegane ve en güçlü önlem ise rutin kontrollerden geçiyor. Özellikle insan vücudunda yaşlanma belirtilerinin yavaş yavaş kendini göstermeye başladığı 40'lı yaşlar, göz sağlığı açısından da kritik bir eşik olarak kabul ediliyor. Bu dönemde genellikle yakını görme sorunlarının (presbiyopi) başladığını hatırlatan Prof. Dr. Şeyda Uğurlu, vatandaşların bu durumu bir fırsata çevirmesi gerektiğini savunuyor. Sadece gözlük numarası almak için değil, kapsamlı bir göz muayenesi yaptırmak için hekime başvurmanın hayati bir hamle olduğu belirtiliyor. Gerçekleştirilecek olan bu detaylı muayenelerde, hastaların sadece görme keskinlikleri değil, aynı zamanda göz içi basınçları ölçülüyor ve göz arkasındaki optik sinirlerin durumu mikroskobik düzeyde inceleniyor.

U Z M A N I N D A N 40 Y A S U Z E R I N E G L O K O M K O N T R O 1203178 357733

Genetik faktörler hastalığın seyrini doğrudan etkiliyor

Göz tansiyonu riskini artıran en temel unsurların başında ise aileden gelen genetik yatkınlık bulunuyor. Eğer anne, baba, kardeş gibi birinci derece akrabalarda veya geniş aile tablosunda bu hastalığın geçmişi varsa, bireyin risk katsayısı katlanarak artıyor. Hele ki ailedeki bireyler bu rahatsızlığı ağır atlatmış veya görme kaybı yaşamışsa, durum çok daha acil bir hal alıyor. Bu tip riskli grupta yer alan bireylerin 40 yaşını beklemeden çok daha erken yaşlarda takibe girmesi büyük önem taşıyor. Sağlıklı bireyler için bile her bir veya iki yılda bir klinik kontrol önerilirken, tanı konmuş hastalar ilgili bölümlerin yakın markajına alınıyor. Hastalığın şiddetine, optik sinirdeki hasarın boyutuna ve hastanın şikayet düzeyine göre kişiselleştirilmiş tedavi protokolleri ve takip aralıkları belirleniyor.

Erken teşhis sayesinde karanlıktan kurtulan hayatlar

Hastanede sekreter olarak görev yapan 43 yaşındaki bir çocuk annesi Öznur Özbek'in hikayesi, genetik mirasın ve zamanında müdahalenin ne denli önemli olduğunu kanıtlıyor. Babasının glokom yüzünden tek gözünde görme kaybı yaşadığını belirten Özbek, 2021 yılında tesadüfen yaptırdığı kontrollerde kendisine de aynı teşhisin konulduğunu ifade ediyor. Beş yıldır titizlikle uygulanan medikal tedavi sayesinde hayatına sorunsuz devam eden Özbek, "Vatandaşlar ne olursa olsun muhakkak kontrollerini aksatmasınlar" diyerek topluma sesleniyor.

Benzer bir kaderi paylaşan 57 yaşındaki Temam Altınöz ise hastalığın en acı yüzüne babasının iki gözünü de kaybetmesiyle şahit olmuş. Ailesindeki bu ağır tablodan çıkardığı dersle sürekli kontrollere giden Altınöz'e 2015 yılında, henüz hiçbir belirti yokken rutin ölçümler esnasında tanı konulmuş. Hastalığın hiçbir uyarısı olmadığını vurgulayan Altınöz, erken teşhis şansı sayesinde hastalığın yıkıcı zararlarından korunduğunu belirtiyor. Her iki hastanın da ortak çağrısı; ailede hikaye olsun ya da olmasın, herkesin belirli periyotlarla kliniklere başvurarak o hayat kurtaran ölçümleri yaptırması yönünde.

Kaynak: DHA