Ramazan ayında uzun süren açlığın ardından kurulan iftar sofraları, günün en beklenen anı. Ancak uzmanlara göre iftarla birlikte mide bir anda yoğun bir sindirim temposuna giriyor. Bu süreçte yemek biter bitmez içilen çay ve kahve, boş kalan mideye ek yük bindirerek rahatsızlıkları tetikleyebiliyor. Özellikle hızlı yenilen yemekler üzerine alınan kafein, sindirim sistemini daha da hassas hale getirebiliyor.
Kafein mide asidini artırabiliyor
Uzmanların en çok altını çizdiği noktalardan biri, kafeinin mide asidini yükseltme potansiyeli. İftardan hemen sonra içilen kahve ya da koyu demli çay, bazı kişilerde mide yanması, ekşime ve hazımsızlık şikâyetlerini artırabiliyor. Gün boyu boş kalan mide, iftarla “hızlı yükleme” yaşarken kafein bu tabloyu ağırlaştırabiliyor.
Reflü ve gastrit yaşayanlar için risk daha yüksek
Gastroenteroloji uzmanları, özellikle reflü ve gastrit şikâyeti olanların iftar sonrası kafeinli içeceklere dikkat etmesi gerektiğini belirtiyor. Mide asidindeki artış, yemek borusuna kaçışı kolaylaştırarak reflü ataklarını tetikleyebiliyor. Bu durum yalnızca o anki rahatsızlıkla sınırlı kalmayıp, uzun vadede yaşam kalitesini düşüren bir döngüye dönüşebiliyor.
Demir emilimini düşürebilir, kansızlığı derinleştirebilir
İftar menülerinde kırmızı et, baklagiller ve yeşil yapraklı sebzeler sık yer alıyor. Bunlar önemli demir kaynakları. Ancak çay ve kahvenin içerdiği bazı bileşenler, özellikle bitkisel kaynaklı demirin vücutta kullanılmasını azaltabiliyor. Bu nedenle iftardan hemen sonra içilen çay-kahve alışkanlığı, zamanla demir eksikliği ve kansızlık riskini artırabilecek bir faktör olarak görülüyor.
Uzmanlar, özellikle anemi sorunu yaşayanlar, kadınlar ve hamilelerde bu etkiye karşı daha dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor. Çay ve kahvenin, yemekten en az 1–2 saat sonra tüketilmesi önerileri bu yüzden öne çıkıyor.

Kalp ve tansiyon hassasiyeti olanlar iki kez düşünmeli
Uzun süreli açlık sonrası kan şekeri ve tansiyon dengesi hassaslaşabiliyor. Bu tabloya bir de kafein eklendiğinde, kalp üzerinde ek stres oluşabileceği belirtiliyor. Kafein, bazı kişilerde çarpıntıyı artırabiliyor; hipertansiyon ve ritim bozukluğu olanlarda bu etki daha belirgin hissedilebiliyor.
Kardiyoloji çevreleri, iftar sonrası içilen kahvenin bazı bireylerde ani tansiyon yükselmelerine yol açabileceğine dikkat çekiyor. Bu nedenle kalp-damar hastalığı bulunanların kafein tüketimini daha kontrollü planlaması gerektiği ifade ediliyor.
Uyku düzenini bozup ertesi günü zorlaştırabiliyor
Ramazan’da uyku saatleri değişiyor; sahur ve geç saatlere uzayan sosyal ritim nedeniyle biyolojik denge kolay sarsılıyor. İftardan hemen sonra tüketilen kahve ya da yoğun kafeinli içecekler, gece geç saatlere kadar uyanıklığı artırarak uykuya geçişi zorlaştırabiliyor. Yetersiz uyku ise ertesi gün halsizlik, baş ağrısı ve konsantrasyon kaybı gibi şikâyetlerle kendini gösterebiliyor.
Uzmanlara göre akşam saatlerinde yüksek kafein alımı, derin uyku süresini azaltabildiği için bağışıklık sistemini de olumsuz etkileyebiliyor.

İftar sonrası doğru içecek seçimi nasıl olmalı
Beslenme uzmanları, iftarı su ve hafif bir başlangıçla açıp yemeği yavaş tüketmenin sindirim sistemini rahatlattığını belirtiyor. Çay-kahve içmek isteyenler için de en az 1 saat bekleme önerisi öne çıkıyor. Böylece mide ilk sindirim yükünü daha sağlıklı şekilde yönetebiliyor.
İftar sonrası sıvı ihtiyacında önceliğin su olması gerektiği vurgulanırken, kafein yerine kafeinsiz seçeneklerin tercih edilebileceği ifade ediliyor. Bu noktada ıhlamur, rezene, papatya gibi bitki çayları daha “hafif” alternatifler olarak anılıyor.
Alışkanlık değişirse tablo değişebilir
Uzmanların ortak mesajı net: “Yemekten sonra bir çay-kahve” masum bir ritüel gibi görünse de Ramazan ayında vücudun hassaslaştığı dönemde etkisi büyüyebiliyor. Özellikle reflü, gastrit, kansızlık ve tansiyon gibi başlıklarda riskin artabileceği belirtiliyor. İftar sonrası birkaç saatlik zamanlamayı doğru kurmak, hem sindirimi rahatlatıyor hem de gece uykusunu koruyor.





