DEVA Partisi İzmir İl Başkanı Aybar Uygur İzmir’de bugün yaşananların sadece bir binanın tahliyesi değil; yerel iradeye, hukuka ve halkın geleceğine karşı yürütülen siyasi bir müdahale olduğunu söyledi. Uygun şu değerlendirmede bulundu: Halkapınar’daki 1908 tarihli Meslek Fabrikası, uzun yıllardır İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin uhdesinde bulunmakta ve belediyenin öz kaynaklarıyla restore edilerek, kadınların ve gençlerin ücretsiz eğitim aldığı, istihdama katıldığı bir merkez olarak hizmet vermektedir. Ancak bugün, devam eden bir yargı süreci henüz tamamlanmamışken, polis eşliğinde yapılan tahliye işlemi hukukun üstünlüğünü ve kamu vicdanını zedelemiştir. Tahliye edilen sadece bir bina değil; meslek edinmek isteyen gençler, ekonomik özgürlüğünü kazanmak isteyen kadınlar ve umutla o kapıdan giren insanların geleceğidir. İzmir halkı bu inatlaşmadan, bu siyasi kavgadan yorulmuştur. Kentimiz, dayatmaların değil; hukukun, adaletin ve ortak aklın yönettiği bir yönetim istiyor.

I M G 3166

2/3309 esas numaralı “Vakıflar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”, torba yasa yöntemiyle yasalaştırılmıştır. Bu yöntem, kamu uhdesindeki varlıkları, yerel yönetimleri ve temel hakları ilgilendiren düzenlemelerin şeffaf tartışma olmadan yürürlüğe girmesine yol açmaktadır. 7565 sayılı kanun ile “vakıf kültür varlığı” tanımının genişletilmesi, merkezi idarenin geçmişte vakıf katkısı almış yapıların uhdesine müdahale etmesinin yolunu açmıştır. Bu durum, yerel yönetim özerkliğini zayıflatmakta ve kamu yararına hizmet eden yapıların merkeziyetçi bir anlayışla devredilmesi riskini taşımaktadır.

Teklifin 11. maddesi, geçmişte vakıf katkısı almış tüm yapıların “vakıf yoluyla meydana gelmiş sayılacağını” hükme bağlamaktadır.Bu madde, Hazine, belediyeler ve diğer kamu kurumlarının uhdesindeki tarihi yapıları doğrudan Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devretmenin yolunu açmaktadır.Kamulaştırma hukukunu atlamakta ve yerel yönetim özerkliğini zayıflatmaktadır.Amaç “vakfedenin iradesini korumak” olarak sunulsa da, gerçek niyet merkezi bir kontrol mekanizması kurmak ve yerel hesap verebilirliği ortadan kaldırmaktır.Gezi Parkı ve Galata Kulesi örnekleri, kentsel değeri yüksek varlıkların belediye denetiminden çıkarılması yönünde tartışmalı stratejileri göstermektedir. Ancak hangi varlıkların devredileceği, itiraz ve iade mekanizmaları hâlâ belirsizdir; bu durum idarenin takdir yetkisini keyfi şekilde artırmaktadır.

I M G 3033

Anayasa’nın 127. maddesi, yerel yönetimlerin halkın ihtiyaçlarını karşılamak üzere idari ve mali özerkliğe sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kendi bütçesiyle restore ettiği ve kamu yararına işlettiği yapının, devam eden yargı süreci tamamlanmadan merkezi idareye devredilmesi yerinden yönetim ilkesine aykırıdır.Bu tahliye, hukuktan değil güçten beslenen bir yaklaşımı göstermektedir.

Daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş düzenlemelerin torba yasalar aracılığıyla yeniden yürürlüğe konulması, hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı ilkeleri açısından ciddi bir sorundur.

İzmir İl Başkanlığı olarak çağrımız açıktır:

1. Yargı süreci tamamlanmadan hiçbir idari tasarruf meşru değildir.

Meslek Fabrikası’ndan indirilen pankart partililer tarafından köprüye asıldı
Meslek Fabrikası’ndan indirilen pankart partililer tarafından köprüye asıldı
İçeriği Görüntüle

2. Kamu yararı gözetilmeli, siyasi hesaplar değil toplum kazanmalıdır.

3. Yerel yönetimlerin yetki ve sorumlulukları korunmalıdır.

4. Yasama süreçlerinde şeffaflık, katılımcılık ve hesap verebilirlik ilkeleri güçlendirilmelidir.

İzmir, hukuku, ortak aklı ve vicdanı savunmaya devam edecek; siyasi inatlaşmaların ve dayatmaların gölgesinde yaşamayacaktır.

Kaynak: HABER MERKEZİ