SEMİ TEKTAŞ/İzmir'de tarımsal üretimin en önemli sorunlarından biri, çiftçilerin artan finansman ihtiyacı ve borçlanma zorunluluğu oldu. Üretime başlamadan önce tohum, gübre, ilaç ve sulama giderleri için borçlanan çiftçiler, hasat döneminde elde edecekleri gelirle bu ödemeleri karşılamayı planlıyor. Ancak yükselen maliyetler, ürün fiyatlarındaki belirsizlik ve pazarlama sorunları nedeniyle üreticilerin gelirleri çoğu zaman beklentilerin altında kalıyor. Geçmişte devlet destekleri ve alım politikalarıyla üreticinin gelirinin daha öngörülebilir olduğuna dikkat çekilirken, bugün çiftçinin hangi ürünü ekeceğini bilmesine rağmen kaç liradan satacağını bilmediği vurgulanıyor. Ürünlerin tarlada kaldığı, hasadın yapılamadığı durumlarda ise yalnızca çiftçiler değil, tarım bayileri ve tedarikçi firmalar da ödeme güçlüğüyle karşı karşıya kalıyor.
“Zeytinyağı 180 liraya kadar düştü”
Zeytin sezonun verimli değiştiğini ifade eden TMMOB Ziraat Mühendisler Odası İzmir Şube Başkanı Hakan Çakıcı, “Zeytin çok yıllık bir bitki ancak şimdiye kadar düşük verimler alıyorduk. Bunun temel nedenlerinden biri iklim koşullarıydı. Kışın yeterli yağış olmuyor, yazın ise zaten kuraklık yaşanıyordu. Böyle olunca zeytinden az yağ elde ediliyordu. Üretim az olduğu için fiyatlar yüksek kalıyordu. Devlet ve bakanlık zeytinyağı ihracatını bir dönem yasakladı. İhracat yasaklanınca dökme zeytinyağı bile yurt dışına gönderilemez oldu. Bence bu karar iç piyasada çok yanlış sonuçlara yol açtı. Çünkü zeytinyağı depolanabilen bir ürün. Depolarda önceki yıldan kalan zeytinyağı vardı. İhracatın kısıtlanmasıyla birlikte bu ürünler de piyasaya giremedi. Böylece ülkede bir anda stok fazlası oluştu. Üstelik geçen kış oldukça yağışlı geçti ve iklim koşulları zeytin üretimi açısından iyi seyretti. Bu kez de dünya genelinde zeytinyağı üretimi arttı. Böyle bir durumda ortaya çıkan ürün fazlasını ne yapacaksınız? Geçen yıl zeytinyağının satış fiyatı 180 lira seviyelerine kadar düştü” diye konuştu.
“Zeytin pazarını tekrar kazanmak zor”
Çiftçi zeytin toplamama eylemi de yaptı. Çünkü işçilik maliyetleri artık çok yüksek. Üretici, zeytini toplamanın maliyetini karşılayamayacağını düşündüğünde hasat yapmaktan kaçınabiliyor. Burada çözüm, baştan yanlış kararlar almamak. İhracatı kısıtladığınızda sürekli sizden ürün alan ülkeler başka tedarikçilere yöneliyor. Örneğin Suriye'den alım yapmaya başlıyorlar. Ertesi yıl siz yeniden ihracat yapmak istediğinizde ise daha önce sahip olduğunuz pazarı kaybetmiş olabiliyorsunuz. Bu pazarı yeniden kazanmak kolay değil. Pamukta olduğu gibi zeytinyağında da önceden hareket etmek gerekiyor. Pamukta hasat yapılmadan önce ürünün rengi ve kalitesi belirleniyor, fiyatı buna göre önceden kararlaştırılabiliyor. Zeytinyağında da daha etkin ve zamanında politikalar uygulanmalı.
“Bu yıl zeytinin bol olduğu belliydi”
Bu yıl zeytin üretiminin iyi olacağını aslında geçen kıştan biliyorduk. Bu yıl ürünün bol olacağını önceden değerlendirip buna göre önlem almak gerekiyordu. Üretim doğrudan iklim koşullarıyla ilgili. Yağışlar iyiydi, yaz mevsimi de önceki yıllardaki kadar aşırı sıcak geçmedi. Hatta daha serin seyretti. Aşırı sıcaklar bitkiler üzerinde baskı oluşturuyor. Bu nedenle geçen yılın koşullarına göre daha serin geçen yaz, zeytin üretimi açısından olumlu bir etki yarattı. Öyle olmayınca ürün çok oldu. Bunu kıştan bile değil, baharda yağan yağmurlardan zaten biliyorduk. Bütün ürünlerin fazla olacağı belliydi. Kiraz üreticisi de zor durumda kaldı, bütün meyveciler sıkıntı yaşadı. Ürünlerini toplayamadılar. Kemalpaşa’dan kiraz toplamaya öğrenci gönderdik. Bir bahçeyi kurtarsan ne olacak? İnsanlar ürünlerini toplayamadı.
“Çok üretmek de bir dert, az üretmek de”
Tarımda her şeye rağmen çiftçi üretmeye çalışıyor. Atadan dededen kalan topraklarda insanlar hâlâ üretim yapıyor ama kimse para kazanamıyor. Çok üretmek de bir dert, az üretmek de. Bir de ne üreteceğini düşünmek zorundasın. Bahar geliyor; buğday mı ekeceksin, kışlık ürün mü yetiştireceksin? Ürünü satabilecek misin? Herkes artık “Ne ekeceğim ne üreteceğim?” diye düşünüyor. Örneğin sebze üretimi azaldı. Geçen hafta Ödemiş tarafına gittim. Domates, biber gibi ürünleri yetiştirenlerin sayısı giderek azalıyor. Çünkü üreticiler bu ürünlerden para kazanamıyor. Üreticiler artık hangi ürünün para edeceğini araştırıyor. Küçük Menderes’te hayvancılık yaygın olduğu için hayvan yemi üretimine yöneliyorlar. Başka çareleri kalmıyor; en azından hayvan yeminin alıcısı var. Şimdi her yerde mısır ekili alanlar görüyorsunuz. Bazı üreticiler turşuluk ürünler yetiştiriyor. Küçük çaplı biber üretimi yapanlar da var. Sanayiyle bağlantılı, sözleşmeli tarım yapanlar bulunuyor. Ancak bunların dışında ya yonca ya da silajlık mısır üretiliyor. Dağ taş mısır ekili.
“Ekonomide yaşananlar tarıma da yansıyor”
Bir de pazar meselesi var. Aslında bütün bunlar birbiriyle bağlantılı. Sonuçta yaşananlar doğrudan Türkiye ekonomisiyle ilgili. Mazotun fiyatı 100 lirayı geçmiş, elektrik ve gübre maliyetleri inanılmaz seviyelere çıkmış. İşçilik de çok pahalı. Hesap ortada. Genel ekonomide yaşananlar tarıma da yansıyor. Çiftçi üretim yapıyor, örneğin bir ürünü 5 liraya mal ediyor. Ancak ürün pazara geldiğinde fiyatı 50 liraya çıkabiliyor. Elmanın bahçede 5-10 liraya alındığını buna karşılık pazarda elma 50 liradan aşağıya satılmıyor. Limonun üretim maliyeti yaklaşık 10 lirayken pazardaki satış fiyatı 80 liraya kadar çıkabiliyor. Bu nasıl bir durum? Herkes tüccarlık yapamıyor. Çünkü üretici, ürün hasat edildiğinde limonu birkaç gün içinde elinden çıkarmak zorunda. Tüccar ise limonu satın alıp depolayabiliyor. Limon soğuk hava deposunda saklanabiliyor ve fiyatların yükselmesi beklenebiliyor. Sonra tüccara, “Bu limonu neden 50 liraya satıyorsun?” diye soruyorsunuz. O da mazot ve depo masraflarını gerekçe gösteriyor. Belirli noktalarda onun da haklı olduğu taraflar var. Ancak üreticinin de para kazanamadığı bir sistem söz konusu. Maliyetlerin bu kadar yükselmesi normal değil. Artık dışarıda bir şey yemek istediğinizde bile karşınıza inanılmaz rakamlar çıkıyor. Eskiden fiyatların neye göre belirlendiğini daha iyi anlardık. Şimdi bir ürünün gerçekten bu parayı edip etmediğini kestiremiyorum.
“Ortada yeni bir üretim yok”
Ortada yeni bir üretim yok. Bir motokurye siparişi getiriyor, parasını kazanıyor. Böyle bir döngü devam ediyor ama dediğim gibi kimsenin bir şey ürettiği yok. Bu durum böyle sürüyor. Tekstil sektöründen bahsettik; üretim yurt dışına kaçıyor. Bu, Türkiye’de insanların işsiz kalması demek. İstatistiklerde yaklaşık 1 milyon motorlu kurye bulunduğu ifade ediliyor. Bunların arasında üniversite mezunu çok sayıda insan var. Bu durum nereye kadar devam edecek? Bir insan bu işi ne kadar süre yapabilir? Hiçbir şey üretmeden yalnızca hizmet sektörüyle ekonomi nasıl ayakta kalacak, ben de bilmiyorum.
“Türkiye’de üretim yapan firmalar yurt dışına yöneliyor”
Türkiye’de üretim yapan firmalar yurt dışına yöneliyor. Geçmişte dünya markaları Türkiye’de üretim yapıyordu. Fason üretim gerçekleştiriyorlardı. Hâlâ serbest bölgelerde üretim yapan bazı firmalar var. Ancak bu firmaların da bir noktadan sonra Türkiye’de üretim yapmaktan vazgeçmesi söz konusu olabilir. Çünkü işçilik maliyetleriyle üretimi finanse edemediklerini düşünüyorlar.
“Çiftçilerin yaş ortalaması 60’a yaklaştı”
Gençler tarıma yönelmiyor, hatta tarımdan vazgeçiyor. Çünkü gelir yok, teknoloji yok, refah yok. Sorun yalnızca gelirle de sınırlı değil. Çiftçilerin yaş ortalaması 60’a yaklaştı. Çiftçilerin önemli bir bölümü 55 yaşın üzerinde. Gençler tarımda kalmıyor. Peki, neden kalsınlar? Para kazanamıyorlar. Çiftçilerin yaklaşık yüzde 90’ının emekli maaşı olduğunu söyleyebiliriz. BAĞ-KUR gibi sistemlerden emekli olmuşlar. Aldıkları maaş çok düşük olsa da kırsalda yaşamaları nedeniyle bir şekilde geçinebiliyorlar. Şehirde yaşayan bir emekliye verilen aynı parayla kırsalda farklı bir yaşam sürdürülebiliyor. Örneğin şehirde 50 liradan aşağıya çay içemezken köy kahvesinde 5 liraya çay içebiliyorsunuz.
“Atadan dededen kalan çiftçilikle uğraşanlar yok”
Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) kayıtlarının her zaman sahadaki durumu tam olarak yansıtmayabileceğini belirtmek gerekiyor. Kayıtlarda çiftçi olarak görünen kişi, arazide fiilen çalışan kişi olmayabilir. Örneğin arazi babanın üzerine kayıtlıdır ama oğlu da onunla birlikte çalışıyordur. Sonuçta bunlar çoğunlukla aile işletmeleri. Geçen yılın kayıtlarıyla karşılaştırıldığında bir azalma olduğu biliniyor. Bizdeki ÇKS kayıtlarına bakarak yüzde 10 civarında bir azalma yaşanmış olabileceğini tahmin ediyoruz. Ancak bu konuda elimizde kesin bir rakam yok. Son dört-beş yıldır bu yönde bir değişim yaşandığını söyleyebiliriz. Çiftçi sayısındaki düşüşün iki temel nedeni olabilir: İnsanlar tarımdan çekiliyor ya da arazilerini satıyor. Ancak Türkiye’de, özellikle Ege Bölgesi’nde, herkes kendi tarlasını işlemiyor. Kiralık tarla sistemi yaygın. Bir çiftçi kendi arazisinin yanında başkasından kiraladığı tarlayı da işleyebiliyor. Araziler küçük parsellerden oluştuğu için bu durum oldukça sık görülüyor. Dolayısıyla arazi bir kişinin üzerine kayıtlı olsa da fiilen başka biri tarafından işletilebiliyor. Benim bile köyde bir tarlada hissem olabilir ama ben çiftçilik yapmıyorumdur. O araziyi başka biri işliyordur. ÇKS kayıtları bu açıdan da dikkatle değerlendirilmelidir. Öte yandan bazı üreticiler, alabilecekleri bir destek olmadığını düşündükleri için ÇKS’ye kayıt yaptırmıyor. Bir de eskisi gibi yalnızca atadan dededen kalan çiftçilikle uğraşanlar yok. Şehirde yaşarken bir arazi satın alıp tarıma başlayanlar ya da ailesinden kalan araziye dönerek üretim yapanlar var. Örneğin biri gelip zeytin dikiyor ama ÇKS kayıtlarıyla ilgilenmiyor. Bu nedenle kayıtlar, tarımla uğraşan herkesin durumunu tam olarak ortaya koymayabiliyor.
“Çiftçi üretim yapmak için borçlanıyor”
Bir de borçlanma konusu var. Çiftçi üretim yapmak için borçlanıyor. Tarım artık ciddi sermaye gerektiren bir sektör hâline geldi. Çiftçi, elinde ne kadar para varsa üretime yatırıyor. Aslında çiftçilikte eskiden beri böyle bir sistem var: Çiftçi mahsulünü hasat edene kadar borçlanır, hasat döneminde de borcunu öder. Ancak sorun, elde ettiği gelirin borçlarını karşılamamasıyla başlıyor. Eskiden, özellikle 2000’li yıllardan önce, çiftçi üretime başlamadan önce devletin alım garantileri olurdu. Ürün fiyatları yüksek belirlenir, gerektiğinde sübvanse edilirdi. Örneğin buğdayın fiyatı, çiftçinin para kazanmasını ve üretim çarkının dönmesini sağlayacak şekilde belirlenirdi. Şimdi ise çiftçi ne ekeceğini biliyor ama ürünü kaça satacağını bilmiyor. Ektiği ürün belki tarlada kalacak. Tohumu veresiye alıyor, gübreyi veresiye alıyor. Sulama kooperatifine borçlanıyor; kullandığı suyun parasını daha sonra ödemesi gerekiyor. İlaç alıyor, ödemesini erteliyor. Tarımda böyle bir sistem oluştu. Üstelik yalnızca çiftçi borçlu değil. Tarım ürünlerini satan bayiler de borçlu, büyük ana şirketlerin de alacakları var. Herkes birbirinden alacaklı. Tarım sektöründe bir yıllık vadeli çekler dönüyor. Çiftçi ürününü satamayınca borcunu ödeyemiyor. Ürün tarlada kalıyor. Elma toplanamıyor, zeytin hasat edilmiyor. Bu sorun birçok ürün için geçerli.
“Eskiden 100 metrelerden çıkan su, artık 200-400 metre derinliklere kadar indi”
Şu anda İzmir’de barajlar dolu gibi görünüyor. Geçtiğimiz kış yağışlar iyiydi. Bu yaz da beklediğimiz kadar sıcak geçmediği için barajlarda buharlaşma yoluyla çok fazla su kaybı yaşanmadı. Ancak su sorunu yalnızca barajların doluluk oranlarıyla değerlendirilemez. Tarımda sulamanın temel kaynaklarından biri yüzey sularıdır. Asıl mesele, tarımsal sulamada kullanılan bu suların yeterliliği ve sürdürülebilirliğidir. Baraj ve göletlerdeki suyu kullanmamız gerekiyor. Ancak Türkiye’de bu konuda bazı eksikliklerimiz var. Barajlarımızın birçoğu artık eski. Örneğin Gediz üzerindeki Demirköprü Barajı, Cumhuriyet tarihinin eski barajlarından biri. Böyle olunca çiftçiler yer altı suyuna yöneliyor. Herkes sondaj yapıyor, artezyen suyunu kullanıyor. Ancak yer altı suyunu bu şekilde kullanmak doğru değil. Yer altı suları, uzun vadeli bir rezerv olarak düşünülmeli. Eskiden 100 metrelerden çıkan su, artık 200-400 metre derinliklere kadar indi. Bazı yerlerde ise suya artık ulaşılamıyor. Su bulunamayınca sulu tarım yapılamıyor ve kuru tarıma geçmek zorunda kalınıyor. Bazı bölgelerde artezyen kuyuları üç ay boyunca yeterli su sağlıyor, ardından su çekiliyor.
“Çiftçi mısır yetiştiremiyor, pamuktan vazgeçiyor”
Bu durumda uzun yetişme süresi gerektiren sebzeleri üretmek mümkün olmuyor. Örneğin mısırın yaklaşık 100 gün boyunca sulanması gerekiyor. Su yetmediğinde çiftçi mısır yetiştiremiyor, pamuktan vazgeçiyor. Bunun yerine daha az su isteyen ayçiçeği gibi ürünlere yöneliyor. Böylece ürün deseni ve tarım şekli değişiyor. Tarımın temel koşulları nem, sıcaklık ve sudur. Kuru ve sulu tarım ayrımı da bu koşullara göre şekillenir. Eskiden su kaynaklarının yeterli olduğu bölgelerde aynı tarladan bir yıl içinde üç ürün alınabiliyordu. İzmir’de Bakırçay, Gediz ve Küçük Menderes havzaları ile Karaburun ve Yarımada çevresinde yer altı su kaynakları bulunuyor. Bu bölgelerde sulu tarım yapılabiliyor ve verim artabiliyor. Ancak suyun bulunması, her ürünün sınırsızca yetiştirilebileceği anlamına gelmiyor. Mısır, çok su tüketen ve topraktaki mineralleri yoğun kullanan bir bitki. Türkiye’nin her bölgesi mısır üretimine uygun değil. Küçük Menderes Havzası’nda ise Ödemiş, Tire ve Bayındır gibi bölgelerde yoğun hayvancılık yapılıyor. Ancak havzanın su kaynakları bu ölçekte bir üretimi kaldırmayabilir. Bu nedenle üretimin planlanması gerekiyor. Hayvancılığı desteklemek amacıyla mısır ekildiğinde, daha önce domates yetiştirilen alanlar da mısır üretimine ayrılabiliyor. Böylece yalnızca ürün tercihi değil, bölgedeki tarımsal üretimin bütünü değişiyor.
“Geleneksel tarla tarımı giderek zayıflıyor”
İstenmeyen sonuçlardan biri de yoğun emek gerektiren tarla tarımının gerilemesi. Karadeniz'deki fındık bahçelerinde olduğu gibi bazı üretim alanlarında iş dönemsel olarak yoğunlaşıyor. İnsanlar şehirde yaşarken belirli zamanlarda köye gidip tarlalarıyla ilgileniyor. Örneğin zeytin bahçesi kuruyor, şehirde yaşamaya devam ediyor. Tarlanın sürülmesi veya başka bir işin yapılması gerektiğinde birkaç günlüğüne gidiyor; hasat zamanı yeniden köye dönüyor. Ancak bu kişilerin ne ölçüde çiftçilik yaptığı da tartışmalı. Üretim, sürekli tarlada çalışarak geçimini sağlayan çiftçilerden giderek uzaklaşıyor. Emeklilik geliri olan veya başka bir işi bulunan kişiler, tarımı ek gelir ya da dönemsel uğraş olarak sürdürüyor. Bu nedenle geleneksel tarla tarımı giderek zayıflıyor. Konya'da farklı bir tabloyla karşılaştım. Geçen yıl gittiğimde Ege'den çok farklı, geniş tarım alanları gördüm. Orada insanlar çiftçilikle daha yoğun biçimde uğraşıyor. Üreticilerin para kazanabildiği örnekler de var. Örneğin şeker pancarı üreticileri ürünlerini bir şirkete veriyor ve karşılığında ödeme alıyor. Üreticiler bu geliri bekliyor, bunun yanında tane mısır da yetiştiriyor. Ürünlerini hemen satmak yerine depolarda saklayabiliyorlar. Ardından piyasa fiyatlarını takip ederek satış yapıyorlar. Çiftçilik böyle yapılabilse, üreticinin elinde farklı imkânlar olur. Çiftçinin hasat ettiği ürünü depolayabilmesi, hemen satmak zorunda kalmaması ve fiyatları takip ederek satış yapabilmesi önemli bir avantaj sağlayabilir. Üreticinin ürününü uygun zamanda değerlendirebilmesi, tarımsal gelirini artırmak açısından üzerinde durulması gereken konulardan biri.
“Üretici kooperatifleşmeli”
Elma üreticileri köylerde kooperatifler kurup soğuk hava depoları oluşturabilir. Herkes ürününü bu depolara getirir ve hemen tüccara, dalında satmak zorunda kalmaz. Böylece çiftçi daha fazla para kazanabilir. Ürünü daha uygun fiyata satma imkânı da doğabilir. Ancak kiraz gibi çabuk bozulan ürünlerde durum daha zor. Üretici ürünü hasat ettikten sonra ne yapacak? Üç-beş gün bekletebilir ama alıcının belirlediği fiyata razı olmak zorunda kalabiliyor. Sonunda, “Bir an önce vereyim de nasıl verirsem vereyim” noktasına geliyor. Ancak İzmir'de, örneğin Kemalpaşa'da, bu tür depoları bulmak kolay değil. Üreticiler örgütlenip kooperatifler kursa, soğuk hava depoları oluştursa ve teknolojiden yararlansa çok daha iyi olur. Ürünlerini depolayabilir, piyasayı takip edebilir ve satış için biraz daha bekleyebilirler. Böylece ürünlerini hemen elden çıkarmak zorunda kalmaz, daha fazla gelir elde etme imkânı bulurlar.





