İzmir’de çocuklar için çağrı: Derse aç girmesinler
İzmir’de çocuklar için çağrı: Derse aç girmesinler
İçeriği Görüntüle

İzmir Sanayici ve İş İnsanları Derneği (İZSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Alaattin Yüksel, küresel tüketicinin satın alma alışkanlıklarında yaşanan değişimin şirketler açısından yakından izlenmesi gerektiğini belirtti.

McKinsey & Company’nin Haziran 2026 tarihli “State of the Consumer 2026” araştırmasını değerlendiren Yüksel, tüketicilerin artık bir ürünü yalnızca fiyatı ve kalitesi üzerinden değerlendirmediğini, markayla kurduğu ilişkinin tamamına baktığını söyledi.

Beş ülkede 4 bin 863 tüketiciyle gerçekleştirilen araştırmada teknoloji odaklı alışveriş, sağlık, deneyim ekonomisi ve daha tutumlu tüketim davranışları önümüzdeki dönemin öne çıkan dört eğilimi olarak sıralandı.

Yüksel, bu değişimin yalnızca küresel şirketleri değil, İzmir’de faaliyet gösteren küçük ve orta ölçekli işletmeler dahil tüm iş dünyasını ilgilendirdiğine dikkat çekti.

Şirketler artık sadece ürünü satmıyor

Tüketicinin beklentilerinin son yıllarda belirgin biçimde değiştiğini ifade eden Alaattin Yüksel, şirketlerin üretim ve satış süreçlerinin yanında müşteri deneyimini de yeniden değerlendirmesi gerektiğini söyledi.

Yüksel’e göre tüketici artık bir markayı nerede gördüğünü, ürünü nasıl keşfettiğini, satın alma sürecinde nasıl bir deneyim yaşadığını ve ödediği ücret karşılığında ne kadar fayda elde ettiğini birlikte değerlendiriyor.

Bu nedenle rekabet yalnızca fiyat üzerinden yürümüyor. Ürün kalitesi, dijital görünürlük, marka güveni, satış sonrası hizmet ve tüketici deneyimi de satın alma kararında belirleyici hale geliyor.

Yüksel, “Tüketici artık daha dijital, daha seçici ve ödediği paranın karşılığını çok daha fazla sorguluyor. İşletmelerimizin üretimden pazarlamaya, satıştan müşteri deneyimine kadar bütün süreçlerini bu yeni tüketici profiline göre gözden geçirmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Küresel tüketim eğilimlerinin yalnızca büyük ölçekli şirketlerin takip edeceği başlıklar olmaktan çıktığını kaydeden Yüksel, rekabet etmek isteyen her işletmenin bu dönüşümü dikkate alması gerektiğini vurguladı.

Yapay zekâ alışverişin yeni vitrini oluyor

Araştırmada öne çıkan başlıklardan biri de yapay zekânın tüketici davranışları üzerindeki etkisi oldu.

Verilere göre tüketicilerin yaklaşık yüzde 22’si alışveriş süreçlerinde üretken yapay zekâdan yararlanıyor. Z kuşağında ise bu oran yüzde 28 seviyesine yükseliyor.

Özellikle genç tüketicilerin ürün araştırırken ve markaları karşılaştırırken farklı dijital kanalları daha yoğun kullandığı görülüyor. Sosyal medya da marka keşfinin en önemli alanlarından biri haline geliyor.

Yüksel, bu değişimin şirketlerin dijital görünürlük anlayışını da dönüştüreceğine işaret etti.

Bugüne kadar şirketlerin internette görünürlük denildiğinde ağırlıklı olarak arama motorlarına ve sosyal medya platformlarına odaklandığını belirten Yüksel, bundan sonraki dönemde yapay zekâ sistemlerinin de önemli hale geleceğini söyledi.

Google’dan sonra yapay zekâ görünürlüğü

İZSİAD Başkanı Yüksel, şirketlerin yalnızca yapay zekâyı kendi operasyonlarında kullanmasına odaklanmaması gerektiğini belirtti.

Tüketicilerin satın alma kararlarında da yapay zekâdan daha fazla destek almaya başladığını ifade eden Yüksel, işletmelerin ürün ve hizmetlerinin yapay zekâ sistemleri tarafından doğru biçimde anlaşılabilir ve bulunabilir olmasının önem kazanacağını söyledi.

Yüksel, “Bugüne kadar işletmeler Google’da görünür olmaya, sosyal medyada doğru hedef kitleye ulaşmaya çalışıyordu. Şimdi buna yapay zekâ sistemleri tarafından bulunabilir ve doğru anlaşılabilir olmayı da eklememiz gerekiyor” dedi.

Yapay zekânın artık yalnızca şirket içi verimlilik sağlayan bir teknoloji olmaktan çıktığını vurgulayan Yüksel, tüketicinin ürün ve marka tercihlerini şekillendiren yeni bir kanalın oluştuğuna dikkat çekti.

Sağlık odaklı tüketim güçleniyor

Araştırmada dikkat çeken bir diğer eğilim ise sağlıklı yaşam odaklı tüketimin yükselmesi oldu. Z kuşağında sağlık takip cihazı veya uygulaması kullananların oranının yüzde 75’e ulaştığı belirtilirken, tüketicilerin yaklaşık yarısının şeker, işlenmiş gıda, yapay katkı maddeleri ve alkol tüketimini azaltmaya çalıştığı ortaya konuldu.

Bu eğilimin özellikle gıda, içecek, kozmetik, perakende ve fitness sektörleri açısından yeni fırsatlar yaratabileceği değerlendiriliyor.

Sağlık artık yalnızca sağlık sektörünü ilgilendiren bir alan olarak görülmüyor. Tüketicilerin günlük alışveriş tercihlerinde içerik, üretim biçimi, katkı maddeleri ve ürünün uzun vadeli etkileri daha fazla sorgulanıyor.

Bu dönüşüm, şirketlerin ürün geliştirme ve pazarlama stratejilerini de doğrudan etkiliyor.

Tüketici üründen çok deneyim arıyor

McKinsey araştırmasının öne çıkardığı başlıklardan biri de deneyim ekonomisinin yükselişi oldu. Katılımcılara fazladan 200 dolarları olması halinde bu parayı nereye harcayacakları sorulduğunda en fazla verilen yanıt yüzde 27 ile tatil oldu.

Yüksel, bu eğilimin İzmir ve Ege Bölgesi açısından önemli fırsatlar barındırdığına dikkat çekti.

İzmir’in turizm, gastronomi, kültür ve yaşam tarzı bakımından güçlü bir potansiyele sahip olduğunu vurgulayan Yüksel, şirketlerin yalnızca ürün satmak yerine müşteriye daha geniş bir deneyim sunmasının giderek önem kazandığını söyledi.

İzmir deneyim ekonomisinde avantajlı

İzmir’in üretim gücünün yanında yaşam kültürüyle de öne çıkan bir kent olduğunu belirten Yüksel, bu özelliğin ticari değere dönüştürülebileceğini ifade etti.

Yüksel, “İzmir yalnızca üreten bir kent değil, yaşam biçimi, turizmi, gastronomisi ve kültürel birikimiyle deneyim sunabilen bir kent” dedi.

Şirketlerin markaları etrafında güçlü topluluklar oluşturmasının gelecekte daha da önemli hale geleceğini belirten Yüksel, üretim yapan firmaların dahi müşterileriyle daha farklı bağlar kurabileceğine dikkat çekti.

“Geleceğin rekabeti yalnızca ürünler arasında değil, markaların sunduğu toplam deneyim arasında yaşanacak” diyen Yüksel, tüketiciyle kurulan bağın şirketlerin rekabet gücünü belirleyen unsurlardan biri olacağını söyledi.

Fiyat hassasiyeti tüm gelir gruplarına yayılıyor

Araştırmada dikkat çeken bir başka sonuç ise tüketicilerin harcamalarını azaltmaya yönelik davranışlarının yaygınlaşması oldu.

Küresel ölçekte tüketicilerin yüzde 75’inden fazlasının harcamalarını kısmaya yönelik en az bir davranış sergilediği belirtiliyor.

Yüksel, bu durumun yalnızca düşük gelirli tüketicilere özgü olmadığını, daha bilinçli ve daha kontrollü tüketimin geniş kesimlere yayıldığını ifade etti.

Enflasyon ve artan maliyetlerin tüketicileri fiyat konusunda daha hassas hale getirdiğini söyleyen Yüksel, buna karşın tüketicinin yalnızca en ucuz ürünü tercih etmediğine dikkat çekti.

Ucuz ürün yerine karşılığı olan ürün aranıyor

Yüksel’e göre yeni dönemin temel kavramlarından biri çok boyutlu değer olacak. Tüketicinin bir ürünün fiyatına bakarken dayanıklılığını, kullanım süresini, tamir edilebilirliğini ve sunduğu toplam faydayı da değerlendirdiğini belirten Yüksel, şirketlerin bu beklentiye göre hareket etmesi gerektiğini söyledi.

“Enflasyon ve maliyet baskısı tüketiciyi doğal olarak fiyat konusunda daha hassas hale getiriyor. Ancak tüketici sadece ucuz olanı değil, uzun süre kullanabileceği, gerektiğinde tamir edebileceği ve ödediği paranın karşılığını alabileceği ürünü arıyor” diyen Yüksel, işletmeler için yeni dönemde değer yaratmanın öne çıkacağını vurguladı.

Yüksel, inovasyon, sürdürülebilirlik, teknoloji ve müşteri deneyimini aynı değer önerisi içinde birleştiren şirketlerin rekabette avantaj sağlayacağını ifade etti.

Kaynak: Haber Bülteni