Kanser yalnızca bir hastalık değil, bir sistemin sonucu. Kanser Haftası kapsamında konuşan Prof. Dr. Cem Terzi, artan vakaların arkasındaki tabloya dikkat çekti. Terzi, kanserin yalnızca bireysel değil; çevresel kirlilikten yoksulluğa, sağlık politikalarından yaşam koşullarına uzanan çok boyutlu bir sorun olduğunu vurgulayarak, “Kanserin yüzde 90’ı çevresel nedenlerden kaynaklanıyor” dedi.
9 Eylül TV’de katıldığı programda konuşan Prof. Dr. Cem Terzi, kanserin artışına ve toplumun hastalığa yaklaşımına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Kanserin hâlâ korku ve tabu üzerinden ele alındığını vurgulayan Terzi, şu ifadeleri kullandı:
“Dünyada kanser vakaları giderek artıyor ve ölüm oranları da hala çok ciddi olarak yüksek bütün bu tıbbi gelişmelere rağmen. O yüzden halkı bilgilendirmek çok çok önemli bu konuda bir duyarlılık yaratmak için. Kanser o kadar korkulan bir hastalık ki, sözcük bile kullanmak istemez insanlar. Mesela bir yakını kanser olduğunda önden doktora bir hasta yakını gelir ‘lütfen kanser olduğunu söylemeyin’ der. İşte hasta ameliyat olur, onkoloji tedavisi başlar, kemoterapi alır, hasta hastaneye girer çıkar aylar geçer hala kontrollerde hastaya kanser sözcüğünü kullanmayın. Aslında hasta biliyordur yani çünkü bir onkoloji kliniğine giriyor oradaki diğer kanser hastalarını görüyor. O yüzleşme bir türlü yaşanmaz.”
“Kanseri mistikten kurtarmadan çözüm mümkün değil”
Kanserin “lanetli” bir hastalık gibi algılanmasının yanlış olduğunu vurgulayan Terzi, hastalığın rasyonel biçimde ele alınması gerektiğini söyledi:
“Kanseri bütün bu metaforik dilinden kurtarmazsanız ona bir rasyonel yaklaşım da geliştiremiyorsunuz. Geliştiremeyince de günlük dilde, günlük yaşamda, algılarımızda doğru reaksiyonları veremez hale geliyoruz. Yani kanseri bütün bu metaforik dilinden kurtarıp bunun da diğer hastalıklar gibi bir hastalık olduğunu, buna bir maruziyet olduğunu… yani bu kendiliğinden ortaya çıkmıyor, bu kanseri yapan nedenler var… onları ortadan kaldırmamız gerekiyor.”
Bilim dışı yaklaşımlara da dikkat çeken Terzi, şu sözlerle uyardı:
“Aslında tıp kanserin tedavisini buldu ama ilaç firmaları bunu engelliyor. Mesela bu inanılmaz, yıllardır devam eden korkunç bir komplo teorisi. İlaç firması niye engellesin? İlaç firması hemen onu yaygınlaştırır ki para kazansın oradan… Ama bu komplo teorisine insanlar inanmak istiyor. Bunun uzantısında ne oluyor? Olay böyle mistifikasyonla devam ettiği zaman, bilim dışı yerlerde çare aramak… İnsanlar başlıyorlar umut tacirlerinin peşinde koşmaya. Eline düşüyorlar.”
“Kanser her yerde ama yoksullar daha çok ölüyor”
Kanserin küresel dağılımına ilişkin çarpıcı veriler paylaşan Terzi, eşitsizliğe dikkat çekti:
“Yılda 20 milyon insan kansere yakalanıyor. Bunun 10,5 milyonunda ölüm gerçekleşmiş. Ölüm oranı da hala çok yüksek. Yüzde 50’si kanser hastalarının orta ve düşük gelirli ülkelerde görülüyor. Ölümlerin ise yüzde 70’i orta ve düşük gelirli ülkelerde görülüyor. Bu şunu gösteriyor: Kanser her ülkede var… Ama ölüm oranları yoksul ülkelerin aleyhine. Demek ki bizde tarama programları yetersiz. Geç tanı konuyor. Tedavi eşit ve etkin bir şekilde herkese ulaşmıyor.”
“Kanserin yüzde 90’ı çevresel”
Kanserin nedenlerine ilişkin en net vurgulardan birini yapan Terzi, şunları söyledi:
“Kanserin büyük bir kısmı kalıtsal değil, tüm kanserlerin sadece yüzde 10'u kalıtsal. Yüzde 90'ı çevresel nedenlerden ve tabii ki yaşam biçimimizden oluşuyor. O halde devlet nereye müdahale edecek? O çevresel nedenlere müdahale edecek ki maruz bırakmayalım. Kanser artıyor çünkü hava kirleniyor. Su kirleniyor. Toprak kirleniyor. Fosil yakıtlar sınırsızca kullanılıyor. Termik santraller çoğalıyor… tarımı bitiren, havayı kirleten yeraltı sularını bitiren santraller. Tarımda kullanılan pestisitler… kentsel dönüşümde asbest… bunların hepsi kanserojen.”
“Bu bir sınıfsal mesele”
Kanserin aynı zamanda bir işçi sağlığı sorunu olduğunu vurgulayan Terzi, şu ifadeleri kullandı:
“Bu bir işçi sağlığı meselesi. İşçiler daha çok kanserojen maddeyle karşı karşıya kalırlar. Emekçi sınıfı kansere daha çok yakalanır, daha çok ölür. Çünkü işçiler daha çok toksik maddeyle karşı karşıya kalırlar. Dilovası’nda yaşayan, petrokimyada çalışan bir işçiyseniz… karşılaştığınız toksik maddeyle başka birinin karşılaştığı aynı olabilir mi?”
Savaşların çevresel etkileri üzerinden kanser riskini artırdığını belirten Terzi, şunları söyledi:
“Partikül madde havaya karışıyor. Gözle görülmüyor bunlar. Ama bu kanserojendir. Dünya Sağlık Örgütü birinci derece kanserojen ilan etmiş durumda. Savaşlar bunu çok arttırıyor. O yüzden Ortadoğu’da barış istemek de kanserle alakalı.”
Gençlerde kanser alarmı
Genç yaşta kanser vakalarının arttığını söyleyen Terzi, dikkat çeken bir uyarı yaptı:
“Eskiden 60-70 yaşında görülen hastalık şimdi 20 yaşından itibaren görülmeye başladı. Ve nedeni tam olarak ortaya konmuş değil… büyük ihtimalle bu ekolojik bozukluklar. Taramanın da çok erken başlaması gerekiyor… mevcut programlar yetersiz.”
“Tedavi var ama erişim büyük sorun”
Programın son bölümünde kanser tedavisindeki gelişmelere değinen Prof. Dr. Cem Terzi, önemli ilerlemeler olduğunu ancak bu gelişmelerin herkese eşit ulaşmadığını vurguladı. Terzi “Kanser, tedavisi mümkün olan da bir hastalık. Kanser olduğunuzda kanserle yüzleşin. Onunla ilgili bütün bilgileri edinin ve yapay zekayı da kullanın. Bence bu da çok önemli bir gelişme sağlık alanında vatandaşların kullanması, kullanmayı öğrenmesi çok çok önemli bir bilgi kaynağı.
Cerrahi tedaviler, teknolojiler çok gelişti. Eskiden ameliyat edilemez dediğimiz birçok hasta şimdi ameliyat edilebiliyor. Ya da Türkiye’de edilemez dediğimiz, yurtdışına gitmesi gerekir dediğimiz hiçbir hasta grubu kalmadı, her türlü cerrahi teknoloji ve teknik Türkiye’de mümkün. Medikal onkoloji yani kemoterapi ilaçları, immünoterapi ilaçları… bağışıklık sistemi üzerinden kansere müdahale eden ilaçlar. Bunlarla ilgili çok önemli gelişmeler var, her gün yeni bir ilaç ortaya çıkıyor ve çok umut verici” diye konuştu.
Ancak bu gelişmelere rağmen hastaların ilaca erişimde ciddi sorun yaşadığını belirten Terzi, süreci şöyle anlattı:
“Sağlık Bakanlığı’ndan izin almanız gerekiyor. SGK’nın ödeyebilmesi için yazışılıyor, o bir süreç. İzin çıkıyor, sonra ilaca başlayabiliyorsunuz. Bazen izin vermiyor… bu sefer hasta onu kendi cebinden alıyor, mahkemeye başvuruyor. Bu da gecikmeye ve hasta için büyük bir yeni hukuki mücadeleye yol açıyor. Bu bahsettiğim fiyatlama yüzünden oluyor bunlar. O kadar pahalı ki… biz hekim olarak mümkün olduğu kadar SGK’nın bütün etkin ilaçları karşılamasını savunuyoruz” dedi.
Radyoterapi alanındaki gelişmelere de değinen Terzi, “Işın tedavisi radyoterapi… cihazlar çok gelişti. Yan etkileri çok azaltan, noktasal müdahaleler yapan, hata oranını neredeyse sıfıra indiren teknikler var. Eskiden bir doktor karar verirdi. Şimdi bir hastanın tanısı ve tedavisiyle ilgili yaklaşık 10 kişi birlikte karar veriyor. Cerrah, onkolog, radyolog, patolog… hatta psikologlar ve diyetisyenler. Bu multidisipliner yaklaşım başarıyı artırıyor” dedi.




