CHP eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması tartışmalarına ilişkin yeni bir açıklama yaptı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve bazı CHP’li milletvekilleri hakkındaki fezlekeler gündemdeyken gelen açıklama, siyasette yeni bir tartışmanın kapısını araladı. Kılıçdaroğlu, dokunulmazlıklar konusunda geçmişteki çizgisini koruduğunu belirterek, yalnızca kürsü dokunulmazlığını savunduğunu söyledi. Kendisinin de şu anda herhangi bir dokunulmazlığı bulunmadığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açtığı davalarda yargılandığını ve bazı dosyalardan ceza aldığını ifade etti.
“Dokunulmazlığın arkasına saklanılmamalı” mesajı
Kılıçdaroğlu’nun açıklamasındaki en dikkat çekici bölüm, siyasetçilerin dokunulmazlık zırhının arkasına sığınmaması gerektiği yönündeki mesajı oldu. Daha önce yaptığı değerlendirmede, kendisi hakkında böyle bir iddia olması halinde dokunulmazlığının kaldırılmasını ve gidip yargı önünde aklanmayı isteyeceğini söyleyen Kılıçdaroğlu, bu tutumun CHP’nin temel ilkelerinden biri olduğunu vurguladı. Bu çıkış, Özgür Özel’in dokunulmazlığının kaldırılması ihtimalinin tartışıldığı bir dönemde, “Suçsuz olan siyasetçi dokunulmazlığın arkasına saklanmamalı, mahkemeye gidip aklanmalı” şeklinde yorumlandı.
Açıklamanın tartışmalı tarafı: Yargıya güven yoksa aklanma nasıl olacak?
Ancak Kılıçdaroğlu’nun açıklaması burada yeni bir soru işaretini de beraberinde getirdi. Çünkü Kılıçdaroğlu, bir yandan dokunulmazlıkların kaldırılması gerektiğini savunurken, diğer yandan mevcut yargı düzenini sert sözlerle eleştirdi. 2016’daki dokunulmazlıkların kaldırılması sürecini hatırlatan Kılıçdaroğlu, o dönem CHP’nin “evet” demesinin bir teslimiyet olmadığını, iktidarın siyasi tuzağını bozmak için alınmış bir karar olduğunu belirtti. Kılıçdaroğlu’na göre, o günkü hukuki düzende dokunulmazlığı kaldırılan milletvekillerinin tutuksuz yargılanması gerekiyordu. Ancak iktidar yargıyı “sopa gibi” kullanarak milletvekillerini apar topar gözaltına alıp tutukladı. Bu sözler, açıklamanın en çelişkili görünen bölümünü oluşturdu. Kılıçdaroğlu hem siyasetçilerin yargıya giderek aklanması gerektiğini savundu hem de aynı yargının iktidar tarafından siyasi baskı aracı olarak kullanıldığını söyledi.
Özgür Özel gündemi gölgesinde dikkat çeken mesaj
CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel hakkında fezlekelerin gündemde olduğu bir süreçte yapılan bu açıklama, yalnızca hukuki değil, parti içi siyasi dengeler açısından da dikkat çekti. Kılıçdaroğlu’nun sözleri, “CHP dokunulmazlıklar konusunda eski çizgisinden vazgeçmemeli” mesajı olarak okunurken, aynı zamanda Özgür Özel’e dönük dolaylı bir gönderme olarak da değerlendirildi. Açıklamanın zamanlaması, CHP içinde devam eden tartışmalar nedeniyle daha da önem kazandı. Kılıçdaroğlu, kendisini eleştirenlere karşı 2016’daki kararını savunurken, bugünkü fezleke tartışmalarında da aynı ilkesel pozisyonda durduğunu göstermeye çalıştı.
“Sorumlu muhalefet değil, iktidar”
Kılıçdaroğlu, 2016’daki sürecin ardından yaşanan tutuklamaların sorumluluğunun muhalefete yüklenemeyeceğini savundu. Asıl sorumlunun, yargıyı siyasallaştıran iktidar olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, “Burada suçlanması gereken muhalefet değil, hukuku katleden Saray rejimidir” değerlendirmesinde bulundu. Selahattin Demirtaş, Can Atalay, Osman Kavala, Gezi tutukluları ve tutuklu belediye başkanlarına da değinen Kılıçdaroğlu, bu isimlerin haksız ve hukuksuz biçimde cezaevinde tutulduğunu söyledi.
Siyasi mesaj mı, ilkesel duruş mu?
Kılıçdaroğlu’nun açıklaması, iki farklı başlık üzerinden tartışılıyor. Bir kesime göre bu çıkış, CHP’nin yıllardır savunduğu “dokunulmazlık ayrıcalık olmamalı” ilkesinin tekrarı. Ancak başka bir değerlendirmeye göre ise mevcut yargı düzeninin bağımsız olmadığı vurgulanırken, siyasetçilerin bu yargı önünde aklanmaya çağrılması ciddi bir çelişki yaratıyor. Özgür Özel’in dokunulmazlığının kaldırılması tartışmaları sürerken Kılıçdaroğlu’nun yaptığı açıklama, CHP’de hem dokunulmazlık politikası hem de parti içi siyasi pozisyonlar açısından yeni bir başlık açmış oldu.




