YAĞMUR KARADAĞ/İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, Avukat Murat Aydın ve Ege’de Sonsöz Genel Yayın Yönetmeni Ender Aldanmaz, Dokuz Eylül TV’de yayınlanan ‘Gerçeğin Öteki Yüzü – Fikr-i İsyan’ programında; Gazeteci Alican Uludağ’ın tutuklanması, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün el koyduğu Meslek Fabrikası’nın Bakırçay Üniversitesi’ne verilmek istenmesi, Urla’daki hurda gemi, İzmir'deki Tevfik Fikret Okulları’nda 20 Şubat’ta yapılan müfettiş denetimi konularını tüm yönleriyle ele aldı.
“HUKUK FAKÜLTESİ OLURSA ÇOK İRONİK OLUR”
Programda, Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait üç binaya el konulmak istenmesi yönelik hukuki süreç ve AK Parti İzmir Milletvekili Mahmut Atilla Kaya’nın “Meslek Fabrikası, Bakırçay Üniversitesi'nin Hukuk Fakültesi olacak” açıklaması değerlendirildi.
Bu binalara el konulmasının mülkiyet hakkına çökmek olduğunu vurgulayan Avukat Aydın, “Mülkiyet hakkını yok saymaktır. Eğer oraya hukuk fakültesi yapacaklarsa da çok ironik olacak. Sorun, İzBB’nin mülkiyeti meselesi değil. Sorun; yurttaşların temel hak ve özgürlüklerine bir gecede bir belge çıkararak, “hayır öyle değilmiş” diyerek, gerçeği yok ederek, başka bir gerçeklik yaratıp el konulabilmesidir. Bu durum, hukuk güvenliği meselesidir. Hukuku yok ederek el konulan bir binaya hukuk fakültesi koymak da ancak bu siyasi iktidara yaraşır bir tavır olurdu” ifadelerini kullandı.
“BU ANLAYIŞ TOPLUMDA TERS TEPKİ YARATABİLİR”
Ender Aldanmaz ise iki devlet kurumunun karşı karşıya getirilmek istendiğine dikkat çekerek, “İzmir’de kamu kurumlarının karşı karşıya gelmesinden beslenen bir siyaset anlayışı varmış gibi görünüyor. Bu bir süredir devam ediyor. Toplumda her an her şey bir kurumdan başka bir kuruma aktarılacakmış gibi bir anlayış oluşuyor. Bu da doğru değil, AK Parti açısından ters tepki yaratabilecek bir durum” diye konuştu.

“BİR AN ÖNCE BU GİRİŞİMDEN VAZGEÇİLMESİ GEREK”
Meslek Fabrikası gibi bazı olayları siyaset üstü tutmaya bilmek gerektiğinin altını çizen Dilek Gappi, “Meslek Fabrikası’nda birçok insan, özellikle kadınlar, iyi eğitim alma imkânı bulamamış kadınlar meslek sahibi oluyor. Türkiye’nin yaşadığı ekonomik sıkıntılarda en büyük zorluğu yaşayanlardan biri, ailesini geçindirmeye çalışan kadınlardır. Bu kadınlar küçük de olsa ekonomik kazanç elde etmeye çalışıyorlar ve çok fazla fırsatları yok. Meslek Fabrikası bu fırsatlardan biri. Eğer burada başka bir niyet yoksa, kadınların ekonomik kazanç elde etmesini engellemek gibi bir yaklaşım yoksa, o zaman neden burası tartışmaya açılıyor? Vakıflar da halka hizmet eder. Meslek Fabrikası da halka hizmet eder. Özellikle alt gelir grubundaki kadınlar için bir kurtarıcıdır. Bir an önce bu girişimden vazgeçilmesi gerek” dedi.
“HUKUK FAKÜLTESİ İÇİN BAŞKA YERLER BULUNABİLİR”
Meslek Fabrikası yerine Bakırçay Üniversitesi Hukuk Fakültesi için başka yerler bulunabileceğini dile getiren Gappi, “Türkiye’de ciddi bir eğitim eşitsizliği var. Hukuk fakültesini kazanacak gençler artık çoğunlukla özel okullardan geliyor. Bizim dönemimizde devlet üniversiteleri ağırlıktaydı ve başarılıydı. Bugün çocuklar devlet liselerinden kaçıyor. Özel üniversitelerin yıllık ücretleri bir milyon liraya dayanmış durumda. Toplumun özüne dönmesi gerekiyor. Umarım duyarlı siyasetçiler de böyle düşünür” diye konuştu.

MESLEK ÖRGÜTLERİ ALİCAN ULUDAĞ’IN YANINDA
Programda Gazeteci Alican Uludağ’ın "Cumhurbaşkanına alenen hakaret" suçlamasıyla tutuklanması da ele alındı. İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, Alican Uludağ’ın 16 yıllık, çok deneyimli bir yargı muhabiri olduğunu dile getirerek, “Meslektaşımız uzun süredir Ankara'da siyaset koridorlarında iddialı haberler yapıyor. Haberlerini son derece teknik yazar, bilgileri objektif şekilde ortaya koyar, yorum da yapmaz. Ne olursa olsun, gerçekleri yazan gazeteciler tarihin her döneminde vardı, var olmaya da devam edecek. 12 meslek örgütü olarak Alican Uludağ’ın yanındayız” dedi.
“HUKUKSUZLUĞUN VE İKTİDARIN YAŞAM BİÇİMİNİN YANSIMASI”
Avukat Murat Aydın ise Alican Uludağ’ın tutuklanmasının haksız ve hukuk dışı olduğunu vurgulayarak, “Alican Uludağ’ın tutuklanması içinde bulunduğumuz hukuksuzluğun ve otoriter, totaliter siyasi iktidarın yarattığı yaşam biçiminin bir yansımasıdır. Bahsedilen paylaşımların hiçbirinin suç teşkil etmediği çok açık. Her şeyden önce Ankara’da soruşturulması gereken bir olayın İstanbul’da soruşturulması başlı başına bir hukuksuzluktur Hukukla bağlarını koparmışlar. Dolayısıyla onlar açısından mesele konunun hukuki olup olmadığı değil; günün ihtiyaçlarını karşılayıp karşılamadığına ilişkin bir yaklaşımla tutuklama kararları veriliyor” dedi.

“TUTUKLANMA SEBEBİ GÖZDAĞI VERMEK, İBRET OLUŞTURMAK”
Hukuksuzlukla da hukuk içinde ve hukuk araçlarını kullanarak mücadele etmek gerektiğine dikkat çeken Aydın, “Demokratik tepkimizi de vermemiz gerekir. Hukuksuzluğa alışmamamız gerekir. Daha önemlisi Alican Uludağ gibi bir gazetecinin tutuklanmasının sebebi onu susturmak değil. Alican yine gazetecilik yapacak. Onun tutuklanmasının sebebi diğerlerini susturmak, gözdağı vermek, ibret oluşturmak ve hepimizin içinde zamanla oluşan otosansürü güçlendirmek” diye konuştu.
“NEYİN HAKARET OLUP OLMADIĞININ UCU AÇILMAYA BAŞLADI”
Türkiye'de yeni gelişen çözüm süreciyle birlikte yeni bir siyaset konseptinin de geliştiğine dikkat çeken Gazeteci Ender Aldanmaz, “Belediyelerle ilgili soruşturmaların derinleşmesi, gazetecilere yönelik soruşturma ve tutuklama dalgaları da bunları destekliyor. Alican Uludağ gibi muhalif gazetecilerin yaşadıkları da yeni çözüm süreciyle, bu sürecin sac ayaklarında bulunmalarıyla ilgili. Alican’ın paylaşımlarında ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ ile ilgili doküman görmedim. Neyin hakaret, neyin hakaret olmadığıyla ilgili de uç açılmaya başladı. Bu durum ağırlaştı, seçim öncesi bir sembol olmaya başladı” dedi.

URLA’DAKİ HURDA GEMİ KABUL EDİLEMEZ
Urla Demircili Koyu’na söküm için getirilen hurda geminin de ele alındığı programda Dilek Gappi, “Söküm sırasında asbestten kaynaklı birçok risk ortaya çıktı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yaklaşık 2,3 milyon lira ceza kesti. Sağlıklı bir çevreden, yeşil kuşaktan söz eden bir ülkede böyle bir durum kabul edilemez. Bu durumla ilgili İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın da bir açıklaması oldu, kendisi de şikayetçi. ‘Bu gemiyi kaldırabileceğimiz yasal yollar tıkalı’ dedi. Hatta, ‘Pasaport’taki balık ekmek satan Osmanlı kayığı bulunuyor, ancak önünde hiçbir hijyen koşulu yok. Biz bunu bile kaldıramıyoruz. Defalarca ceza yazıyoruz ve kaldıramıyoruz’ dedi. Bu noktada mesele maalesef bir siyasi polemik hâline geliyor ve bunun bedelini de yine İzmir ödüyor” dedi.
“İZMİRLİLER BU TAHRİBATA İZİN VERMEZ”
Geminin 1952 yapımı olduğunu ve artık ömrünü tamamladığını dile getiren Aldanmaz, süreci şu şekilde değerlendirdi:
“Gemi şirketin iddiasına göre yaklaşık 4 yıl önce kiralanıyor. Gemi hukuki bir sürecin içinde olduğu için uzun bir süre alıkonulmuş, kullanılmamış, sefere çıkmamış. 4 senedir karada bekliyormuş. Yaklaşık 1 ay önce Sahil Güvenlik ekipleri, güvenlik gerekçesiyle geminin kaldırılmasını şirketten istiyor. Şirketin iddiası ise bölgeye gidildiğinde gemiden hiçbir şey kalmadığı, her şeyin söküldüğü yönünde. Geminin tabanından su aldığını da fark etmediklerini söylüyorlar, acil olarak gemiyi bir yere yaklaştırma talimatı veriyorlar. En uygun yerin geçici süreliğine Demircilikoy olduğunu söylüyorlar. Demircilikoy’a getirirken de mecburen gemiyi yeniden karaya oturtuyorlar. Daha sonra geminin ön kısmını ve orta kısmının belli bir bölümünü kesip sahile bırakıyorlar. Vatandaşlardan da yoğun tepki aldı. Ancak şirketin savunmasında ‘Bu gemiyi buradan bütün olarak götürmemiz mümkün değil. Bir kısmını zaten parçaladık. Bu gemiyi burada parçalayalım ve kara yoluyla götürelim’ yönünde. Gemi götürülemeyecek durumdaysa raporlanmalı. İzmirliler geminin gözde koylardan birinde kesilmesine izin vermez. Çünkü bu doğa ve çevre açısından ciddi tahribata yol açabilir. Gemi yaz sezonu başlamadan önce kaldırılmalı.”
“HALKIN HAKKINI YOK SAYAN ANLAYIŞ HAKİM”
Gemiyi taşımanın yolları olduğunu ancak yapılmadığını vurgulayan Aydın, “Çünkü o yollar geminin değerinin üzerinde bir maliyet olduğu için kârlı değil. Kârlılık üzerinden bizim koylarımızı, hayatımızı, çevremizi kirletiyorlar. Ceza ödemeyi göze alıyorlar. Geminin Demircilikoyu’na koyulmasının sebebi belli. Koy sahipsiz, herkese ait. Turizm tesisi alanlarına koymadılar. Halkın malını yok sayan, halkın hakkını yok sayan, kamusal kullanımı yok sayan bir anlayış hakim. Kamuoyu bu duruma tepki göstermeseydi orada sonuna kadar parçalayıp, parçalarını alıp hurdasını satacaklardı. Çevrenin kasten kirletilmesi Türk Ceza Kanunu gereğince de suç. Bu suçla ilgili adliye neden işlem yapmıyor? İşte ikili hukuk tam da bu noktada kendisini gösteriyor” dedi.

“AKIL ALMAZ BİR OLAY”
Programda masaya yatırılan bir diğer konu ise Gazeteci Barış Terkoğlu’nun köşe yazısıyla ortaya çıkan, İzmir Özel Tevfik Fikret Okulları’nda yaşanan tartışmalı olaylar oldu. İlkokuldan liseye kadar bazı öğrencilere “din dersi” ve “Cumhurbaşkanı’na yönelik” sorular yöneltildiği iddialarının gündemde yer aldığını ifade eden Gappi, “Akıl almaz bir olay. Hiçbir hazırlık yok, velilerin bilgisi yok. Veliler de ürküyorlar. Daha fazla açıklama yapmak istemiyorlar. Haklılar çünkü çocukları okulda okuyor. Ancak geldiğimiz noktada ‘Cumhurbaşkanı’yla ilgili size nasıl bir eğitim veriliyor?’ diye sorabilen bir müfettiş algısıyla karşı karşıyayız. Milli Eğitim Bakanlığı açıklama yapmalı” dedi.
“BÜYÜK BİR SKANDAL, SORUMLU OLANLAR DERHAL GÖREVDEN ALINMALI”
Bu durumun büyük bir skandal olduğunu vurgulayan Aydın, “Bu konudaki işlemden sorumlu olanlar, İl Milli Eğitim Müdürü ve müfettişler derhal görevden alınmalıdır. Hatta haklarında soruşturma başlatılmalıdır. Ailelerden de özür dilenmelidir. Çünkü idari bir soruşturma kapsamında çocukların beyanlarını alma yetkileri yoktur. Hiçbir şekilde yoktur. Hiçbir usulle yoktur. Bazılarına yemin ettirmişler, imzalarını almışlar. İdari görevli olan müfettişler orada kamu görevlisi olan öğretmeni, memuru, müdürü soruşturabilir. Disiplin soruşturması kapsamında beyan alabilir. Ancak orada 9-10 yaşındaki öğrencilerin, yanında kanuni temsilcisi olmadan ifadelerini nasıl alıyorsunuz? Çocuk haklarına ve insan haklarına da açık bir aykırılıktır. Çocuklara o soruları soramazlar. Bu ne hadsizlik? Çocuklarımızın güvenliğini okullarda da sağlayamayacaksak nerede sağlayacağız?” diye konuştu.
“SİSTEMİN GELDİĞİ BU NOKTA TESADÜF DEĞİL”
Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu olayda sorumlu olanları görevden alması gerektiğini dile getiren Aldanmaz, “Müfettiş gelir sınıfa girer, bazılarını kaldırır, soru sorar. Herhangi bir olumsuzluk olup olmadığına bakar. Müfredatın işleyip, işlemediğimi denetler, gider. Sistemin geldiği bu nokta tesadüf değil. Yetkililerin mutlaka harekete geçip, açıklama yapmaları gerek” ifadelerini kullandı.




