Türkiye'de yaz aylarının gelmesi ve hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerine çıkmasıyla birlikte orman yangını riski kritik eşiğe ulaştı. Yüksek sıcaklık, düşük bağıl nem ve şiddetli rüzgar gibi iklimsel etkenlerin bir araya gelmesi, yeşil vatan coğrafyasındaki ekolojik dengeyi doğrudan tehdit ediyor. İklim krizinin derinleştiği bu dönemde kamuoyundaki farkındalık eksikliğine dikkat çeken uzmanlar, orman varlıklarının basite indirgenemeyecek kadar karmaşık bir biyolojik ağdan oluştuğunu vurguluyor.

Konuya ilişkin çarpıcı istatistiksel verileri ve bilimsel analizleri paylaşan Ege Üniversitesi (EÜ) Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Hüsnü Kayıkçıoğlu, ormanın insan yaşamındaki hayati işlevlerine değindi. Doğanın sessiz çalışan bir yaşam destek mekanizması olduğunu belirten Kayıkçıoğlu, "Orman yalnızca ağaçların bulunduğu bir alan değil; toprağı, suyu, bitkileri, hayvanları, mikroorganizmaları ve atmosferle sürekli etkileşim halinde olan yaşayan bir ekosistem. İklimi, suyu, toprağı ve yaşamı destekleyen çok sayıda işlevi her gün yerine getirirler. Bu nedenle bir ormanın gerçek değerini yalnızca ağaç sayısıyla ve kapladığı alanla ölçemeyiz" ifadeleriyle tehlikenin büyüklüğüne dikkat çekti.

Yangın faciası; Henüz 4 yaşındaydı
Yangın faciası; Henüz 4 yaşındaydı
İçeriği Görüntüle

Geçen yıl yanan alan miktarı üç katına çıktı

Orman Genel Müdürlüğü tarafından açıklanan resmi rakamları mercek altına alan Prof. Dr. Kayıkçıoğlu, son yıllardaki tahribatın ürkütücü bilançosunu gözler önüne serdi. Geçtiğimiz 2025 yılında ülke genelinde 3 bin 224 orman yangını meydana geldiğini ve bu yangınlarda toplam 81 bin 473 hektarlık alanın kül olduğunu aktaran akademisyen, tarihi kıyaslamalarla tablonun vahametini ortaya koydu.

İstatistiksel analizleri detaylandıran Kayıkçıoğlu, verilerdeki kritik kırılmayı şu ifadelerle açıkladı:

"1988-2025 döneminde yanan alan bakımından 2021 yılından sonraki en ağır yıl 2025 oldu. 2024 yılında 3 bin 797 yangın yaşanmış ve yaklaşık 27 bin 500 hektar alan yanmıştı. 2025 yılında ise yangın sayısı yaklaşık yüzde 15 azalmasına rağmen yanan alan yaklaşık 3 katına çıktı. Bu durum 2025'teki bütün yangınların daha büyük olduğu anlamına gelmiyor; ancak birkaç büyük yangının toplam kaybı ne kadar ciddi biçimde artırabildiğini açıkça gösteriyor. Bazı yangınlar uygun hava, arazi ve biyokütle koşullarında hızla büyüterek devasa alanlara yayılabiliyor. 2020-2025 arasındaki 6 yılda yanan toplam alan, son 38 yıldaki bütün alan kaybının yaklaşık yarısını oluşturuyor."

Yangınların Ege ve Akdeniz bölgesinde yoğunlaşması tesadüf değil

Söz konusu felaketlerin coğrafi dağılımına da açıklık getiren uzman isim, büyük yangınların Ege ve Akdeniz kıyı şeridinde kümelenmesinin tesadüfi bir durum olmadığını dile getirdi. Akdeniz iklim kuşağının doğası gereği sıcak ve kurak yaz aylarına, düşük bağıl neme ve kuruyan bitkisel materyale sahip olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Kayıkçıoğlu, zaman zaman etkisini artıran rüzgarların alevlerin yayılmasını hızlandırdığını söyledi.

İklim değişikliğinin bu temel riski katladığını savunan Prof. Dr. Hüseyin Hüsnü Kayıkçıoğlu, daha yüksek hava sıcaklıkları ve uzayan kuraklık dönemlerinin yangın sezonunu yıl geneline yaydığına vurgu yaptı. Bununla birlikte 2025 verilerinin sadece Ege ve Akdeniz ile sınırlı kalmadığını, farklı coğrafi özelliklere sahip iç ve kuzey bölgelerde de geniş alan kayıplarının yaşandığını belirtti. Bu durumun, yangın yönetim planlarının sadece kıyı illerinde değil, Türkiye'nin 81 vilayetinde yerel topografya, bitki örtüsü ve insan faaliyetleri dikkate alınarak sıfırdan kurgulanmasını zorunlu kıldığı ifade edildi.

İnsan kaynaklı ihmaller devasa yangınlara dönüşüyor

Yangınların çıkış nedenleri incelendiğinde en acı tablonun insan faktöründe yattığı gözleniyor. Resmi kayıtara göre sebebi belirlenebilen her 10 yangından 9'unun insan kaynaklı hatalardan meydana geldiğine işaret eden uzmanlar, bunların büyük bir kısmının kasıttan ziyade dikkatsizlik, ihmal ve kaza sonucu patlak verdiğini belirtti.

Doğal alanlarda kontrolsüz ateş yakılması, tarımsal alanlarda anız temizliği bahanesiyle bitki artıklarının tutuşturulması, söndürülmeden yol kenarlarına atılan sigara izmaritleri, eskiyen enerji nakil hatları ve iş makinelerinden sıçrayan kıvılcımlar felakete davetiye çıkarıyor. Yüksek sıcaklık ve düşük nemle birleşen en ufak bir kıvılcım, dakikalar içinde kontrol edilemez devasa alev fırtınalarına dönüşebiliyor. Yetkililer ve akademisyenler, toprağı, iklimi ve biyolojik çeşitliliği koruyabilmek adına toplumun tüm kesimlerini bilimsel verilere dayalı, sürdürülebilir ve yüksek hassasiyetli bir koruma bilincine davet ediyor.

Kaynak: DHA