Rusya ile Ukrayna arasında başlayan savaş, yalnızca siyasi ve askeri dengeleri değil, Avrupa'nın ticaret haritasını da değiştirdi. Savaş öncesinde çelik ihtiyacının önemli bölümünü Rusya'dan karşılayan Baltık ülkeleri, yeni tedarikçilere yönelirken Türkiye için dikkat çekici bir ihracat fırsatı ortaya çıktı. Küresel çelik piyasasında Çin'in düşük fiyatlı ürünleri, Avrupa Birliği'nin ithalat kotaları ve artan korumacılık önlemleriyle mücadele eden Türk çelik sektörü, Baltık pazarına yönelik yeni bir hamle başlattı. Bu gelişme, Türkiye'nin önemli demir-çelik üretim merkezlerinden biri olan İzmir açısından da ayrı bir önem taşıyor. Özellikle Aliağa'da yoğunlaşan çelik tesisleri, yüksek üretim kapasiteleri ve ihracat bağlantıları sayesinde değişen ticaret koşullarından yararlanabilecek üretim merkezleri arasında gösteriliyor.
Rusya'nın bıraktığı pazara Türk çıkarması
Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB), 4-9 Ekim 2026 tarihleri arasında Letonya ve Litvanya'ya sektörel ticaret heyeti düzenledi. Türkiye'den 19 çelik üreticisi ve ihracatçısının katıldığı organizasyonda Riga ve Vilnius kentlerinde yoğun iş görüşmeleri gerçekleştirildi. Heyet programında 70'in üzerinde ithalatçı ve tüccar firma temsilcisiyle 300'ü aşkın görüşme yapıldığı, temaslarda yaklaşık 100 milyon dolarlık potansiyel iş hacminin temellerinin atıldığı bildirildi. Türk üreticilerin hedefi, Rusya'nın kaybettiği tedarikçi konumundan daha fazla pay alarak Baltık ülkelerine yapılan çelik ihracatını artırmak.
İzmir neden avantajlı?
İzmir, özellikle Aliağa'da yoğunlaşan demir-çelik üretimiyle Türkiye'nin sanayi haritasında önemli bir yere sahip. Bölgede faaliyet gösteren çelik tesisleri, inşaat demiri, kütük, profil ve çeşitli uzun çelik ürünlerinin üretiminde yüksek kapasiteye sahip. Aliağa'nın en önemli avantajları arasında üretim tesislerinin limanlara yakınlığı bulunuyor. Çelik gibi yüksek tonajlı ürünlerin uluslararası taşımacılığında deniz yolu lojistiği önemli rol oynuyor. İzmirli üreticiler açısından Baltık pazarındaki fırsat yalnızca yeni müşteriler kazanmakla sınırlı değil. Daha önce ağırlıklı olarak farklı tedarikçilerden ürün satın alan ithalatçılarla uzun vadeli ticari ilişkiler kurulması da mümkün. Bununla birlikte Aliağa'dan Baltık limanlarına yapılacak taşımaların maliyeti, sevkiyat süreleri ve Avrupa Birliği'nin ithalat koşulları, rekabet gücünü doğrudan belirleyecek.
Tek şirket Türkiye üretiminin yüzde 6'sını karşılıyor
İzmir'in çelik üretimindeki gücünü ortaya koyan önemli örneklerden biri İzmir Demir Çelik Sanayi A.Ş. Şirketin 2025 yılı ilk yarısına ilişkin faaliyet raporuna göre çelikhane kapasitesi yıllık 3,1 milyon tona, haddehane kapasitesi ise 1,4 milyon tona ulaşıyor. Aynı dönemde İzmir Demir Çelik, Türkiye'nin toplam ham çelik üretiminin yüzde 6'sını tek başına gerçekleştirdi. Elektrik ark ocaklı tesislerde yapılan ham çelik üretimindeki payı ise yüzde 8 oldu. Bu oranlar İzmir'in toplam payını değil, yalnızca İzmir Demir Çelik'in söz konusu dönemdeki üretim ağırlığını gösteriyor. Aliağa'daki diğer demir-çelik kuruluşlarıyla birlikte değerlendirildiğinde İzmir'in Türkiye'nin çelik üretim zincirindeki stratejik konumu daha belirgin hale geliyor.
Ege'nin 2,6 milyar dolarlık ihracat gücü
İzmir'in yeni pazarlara açılma potansiyelini gösteren bir diğer önemli veri, Ege İhracatçı Birlikleri bünyesindeki demir ve demir dışı metaller sektörünün ihracat performansı. Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği, 2025 yılını 2 milyar 591 milyon dolarlık ihracatla tamamlayarak tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı. Birliğin faaliyet alanı yalnızca İzmir ve yalnızca çelik ürünleriyle sınırlı olmasa da bu rakam, Ege Bölgesi'nin metal sanayisindeki üretim ve dış ticaret gücünü ortaya koyuyor. Bölgedeki ihracatçılar, küresel talebin zayıflaması ve finansmana erişim güçlüklerine rağmen uluslararası pazarlardaki konumlarını korumaya çalışıyor. Baltık ülkelerinde ortaya çıkan yeni tedarik ihtiyacı da bu nedenle sektör açısından önem taşıyor.
Letonya'nın çelikte Rusya bağımlılığı yüksekti
Ekonomi Gazetesi'nden Merve Yiğitcan'ın aktardığı bilgilere göre Çelik İhracatçıları Birliği Denetim Kurulu Üyesi Yavuz Kılıç, savaş öncesinde Rusya'nın Baltık ülkelerinin en önemli çelik tedarikçilerinden biri olduğunu belirtti. Kılıç'ın verdiği bilgilere göre Letonya'nın savaş öncesinde Rusya'dan gerçekleştirdiği çelik ithalatı, toplam ithalatının yaklaşık yüzde 60-65'ini oluşturuyordu. Rusya-Ukrayna savaşının ardından ticari ilişkiler ve tedarik zincirleri değişirken bölgedeki ithalatçılar alternatif kaynaklara yönelmeye başladı. Yerel çelik üretimi bulunmayan veya oldukça sınırlı olan Baltık pazarlarında ithalata duyulan ihtiyaç, Türk üreticilerin yeni müşterilere ulaşması açısından önemli bir fırsat oluşturuyor.
Litvanya'da Türkiye ikinci sıraya yükseldi
Çelik İhracatçıları Birliği verilerine göre Litvanya, 2025 yılında toplam 1 milyon 450 bin ton çelik ithal etti. Türkiye ise bu ülkeye gerçekleştirdiği 148 bin 404 tonluk satışla toplam ithalattan yüzde 10,2 pay aldı. Böylece Türkiye, Litvanya'nın çelik tedarikçileri arasında Polonya'nın ardından ikinci sırada yer aldı. Letonya'nın aynı dönemde gerçekleştirdiği çelik ithalatı 719 bin ton olurken Türkiye'den doğrudan alımları 22 bin tonu geçti. Litvanya üzerinden Letonya'ya ulaşan Türk ürünleri de dikkate alındığında, bölgedeki ticari varlığın doğrudan ihracat rakamlarının üzerinde olabileceği değerlendiriliyor. Türk çelik sektörünün orta vadeli hedefi ise iki pazardaki mevcut satış hacmini iki katına çıkarmak.
İzmirli üreticilerin payı ne olabilir?
Türkiye'nin Litvanya ve Letonya'ya 2025 yılında gerçekleştirdiği doğrudan çelik ihracatı, açıklanan veriler üzerinden 170 bin tonun üzerinde hesaplanıyor. Türk sektörünün iki pazardaki doğrudan satışlarını yaklaşık iki katına çıkarması, bugünkü seviyeye kıyasla 170 bin tonun üzerinde ilave ihracat anlamına gelebilir. Bu büyümeden İzmirli firmaların ne kadar pay alacağı ise henüz bilinmiyor. İzmir'in Letonya ve Litvanya'ya yaptığı çelik ihracatının güncel il bazlı tonajı açıklanmadığı için kesin bir pazar payı hesaplamak mümkün değil. Buna karşılık örnek bir hesaplama, yeni pazarın İzmir açısından taşıdığı potansiyeli gösteriyor. Türkiye'nin iki ülkeye yaptığı ihracatta 170 bin tonluk ek artış gerçekleşmesi ve İzmirli üreticilerin bu artıştan yüzde 20 pay alması durumunda, kentteki firmaların yaklaşık 34 bin tonluk ilave satış gerçekleştirmesi mümkün olabilir. Bu yalnızca varsayımsal bir senaryo. Kesinleşmiş sipariş veya resmi ihracat hedefi niteliği taşımıyor.
Baltık ülkeleri en çok hangi çeliği istiyor?
Letonya ve Litvanya pazarında özellikle üç ürün grubu öne çıkıyor:
-
İnşaat çeliği
-
Dikişli çelik borular
-
Sıcak haddelenmiş yassı çelik ürünleri
İzmir'deki üreticiler, özellikle inşaat çeliği ve uzun çelik ürünlerindeki üretim altyapılarıyla bu talebin belirli bölümünü karşılayabilecek kapasiteye sahip.
Aliağa'daki üretim tesislerinin yeni siparişler alabilmesi, ürünlerin teknik standartlara uygunluğu ve Avrupalı ithalatçıların aradığı fiyat, kalite ve teslimat koşullarının karşılanmasına bağlı olacak.
Avrupa Birliği kotaları en büyük engel
Türk çelik sektörünün önündeki en önemli sorunlardan biri Avrupa Birliği'nin korumacılık politikaları. ÇİB yetkililerinin değerlendirmelerine göre Avrupa Birliği'nin toplam çelik ithalat kotasının 35 milyon tondan 18,5 milyon tona indirilmesini öngören düzenlemeler, Türk ihracatçıların Avrupa pazarına erişimini ciddi biçimde zorlaştırabilecek. Söz konusu daralmanın, Türkiye'nin Avrupa'ya yönelik çelik satışlarını yaklaşık yüzde 50 oranında sınırlama riski taşıdığı ifade ediliyor. ÇİB Denetim Kurulu Üyesi Yavuz Kılıç, Türkiye'nin Avrupa pazarında kalite veya talep sorunu yaşamadığını, temel sıkıntının kota yetersizliği olduğunu vurguladı. Kılıç'a göre ithalat kotalarının hızla dolması, Avrupa'daki tedarik sürelerinin uzamasına ve fiyatların yükselmesine yol açabiliyor. Bu durum Baltık pazarında da Türk üreticilerin karşısına çıkabilecek temel engellerden biri.
Çin'in fiyat baskısı da sürüyor
Türk çelik ihracatçılarının rekabet ettiği bir diğer önemli ülke Çin. Çin'in yüksek üretim kapasitesi ve uluslararası pazarlara düşük fiyatlı ürün sunması, Türk üreticilerin kâr marjlarını ve pazar paylarını etkiliyor. ÇİB Denetim Kurulu Üyesi Yavuz Kılıç'ın değerlendirmesine göre Çin'in yıllık çelik ihracatı 160 milyon ton seviyesine ulaşırken Türkiye'nin çelik ihracatı yaklaşık 19,2 milyon ton düzeyinde bulunuyor. Bu büyük ölçek farkı nedeniyle Türk üreticiler fiyat rekabetinin yanı sıra kalite, teslimat hızı, üretim esnekliği ve lojistik avantajlara odaklanıyor. İzmir açısından özellikle liman bağlantıları, Avrupa'ya yakınlık ve mevcut sanayi deneyimi önemli rekabet unsurları oluşturuyor.
Yeşil çelikte İzmir için yeni fırsat
Avrupa Birliği'nin karbon emisyonlarını azaltmayı amaçlayan düzenlemeleri de çelik ticaretinin geleceğini belirleyen unsurlar arasında bulunuyor. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM), Avrupa pazarına ürün gönderen üreticilerin karbon emisyonlarını ve üretim yöntemlerini daha önemli hale getiriyor. Türkiye'de hurdadan üretim yapan elektrik ark ocaklı tesislerin yaygın olması, geleneksel yüksek fırın teknolojilerine kıyasla daha düşük karbon yoğunluğuna ulaşılmasına katkı sağlayabiliyor. İzmir'deki elektrik ark ocaklı çelik üretim tesisleri de bu dönüşüm açısından potansiyel avantaj taşıyor. Ancak bu avantajın ihracata dönüşmesi için üreticilerin emisyon verilerini doğru biçimde raporlaması, enerji kaynaklarını dönüştürmesi ve Avrupa Birliği'nin teknik gerekliliklerini yerine getirmesi gerekiyor.
Sektörün devleri İstanbul'da buluşacak
Türk çelik sektörünün dış pazarlardaki konumunu güçlendirmek amacıyla düzenlenen organizasyonlara bir yenisi daha eklenecek. Çelik İhracatçıları Birliği tarafından 25-27 Ekim 2026 tarihlerinde İstanbul'da gerçekleştirilecek Steel Networking Summits organizasyonunda, 50'den fazla ülkeden yaklaşık 500 üst düzey sektör temsilcisinin bir araya gelmesi bekleniyor. Çırağan Palace Kempinski ve Swissotel The Bosphorus'ta düzenlenmesi planlanan etkinlikte küresel çelik ticareti, korumacılık önlemleri, yeşil dönüşüm, yapay zekâ ve uluslararası tedarik zincirleri ele alınacak. Organizasyon kapsamında düzenlenecek iş görüşmeleriyle en az 1 milyar dolarlık potansiyel ticaret hacminin oluşturulması hedefleniyor.
Rusya'nın kaybı İzmir'in kazancı olabilir
Rusya-Ukrayna savaşının değiştirdiği uluslararası ticaret dengeleri, Türk çelik sektörü açısından hem riskleri hem de yeni fırsatları beraberinde getiriyor. Rusya'nın geçmişte güçlü olduğu Baltık pazarındaki tedarik değişimi, Türk üreticilerin Letonya ve Litvanya'ya yönelik ihracatını büyütmesi için yeni bir alan oluşturdu. Türkiye'nin önde gelen çelik üretim merkezlerinden İzmir ise Aliağa'daki milyonlarca tonluk üretim kapasitesi, sanayi birikimi ve liman altyapısıyla bu fırsattan yararlanabilecek kentlerden biri olarak öne çıkıyor. Ancak yeni pazarın İzmir ekonomisine ne ölçüde katkı sağlayacağı, önümüzdeki dönemde imzalanacak anlaşmalara, alınacak siparişlere ve Avrupalı ithalatçıların tercihine bağlı olacak. Rusya'nın Baltık çelik pazarında kaybettiği ağırlık, Türk üreticilere yeni bir ihracat kapısı açarken İzmir sanayisi için de üretim, istihdam ve döviz girdisini artırabilecek önemli bir fırsat yaratıyor.





