55 yıldır sahnelerde olan protest müziğin usta ismi, 40 yıl sonra açıkladı; “Kazakistan’da Grand Prix ödülünü kazandım, sahnede hüngür hüngür ağladım.”
Dile kolay, 55 yıl müzik yaşamı. Protest müzik yapanlar arasında ilk sıralarda gelir ismi.
Halkın gönlündedi. -deyim yerindeyse- taht kurmuştur kalplerde.
Kendine özgü bir tavrı, duruşu vardır; örnektir.
Sadece sanatıyla değil, insan yurt doğa sevgisi ve karşılıksız dayanışmasıyla anılır “Suavi” ismi.
Şu ifade onundur; "Vatan sevgisi ihaleye çıksa, o ihale bende kalır.”
Mütevazılık; yaşam tarzıdır. Kendini öne çıkarmaz, reklam yapmaz.
Sansasyonel haberlerde ismini göremezsiniz.
Hayatı sanat gibi şiir gibi estetik yaşamaktır amacı.
Sanatın ideolojiler üstü olduğuna inanandır
Hayatta en büyük sığınağı; sanattır Suavi’nin.
Besteleridir, yorumladığı türküleri ağıtları, şarkılarıdır.
Ona göre herkesin yaşamında edebiyat ve şiir olmalı.
Bunlardan uzak bir kişinin, kendini tamamlayacağına da inanmıyor.

-MÜZİĞE BATERİSTLİKLE BAŞLADI-
Suavi, Manisa’da Şair Tuğrul Keskin’in Niobe Edebiyat Sanat Söyleşileri’nin konuğuydu.
Yaklaşık iki saat lezzetli bir sohbete imza attı Usta Sanatçı.
“Geçmişten bugüne Suavi’’yi dillendirdi Suavi.
Sanat yolculuğunu, unutulmaz anılarını, ülkenin geleceğine yönelik düşüncelerini de.
Önce müziğe nasıl başladığını anlattı 55 yıl önce.
İlk ’’7.65” isimli grup kurduğunu, ardından da “Meçhuller”i.
Her iki orkestrada davul çaldığını daha sonra şarkı söylemeye başladığını da.
O yıllarda enstrüman sıkıntısı olduğunu, güçlükle para topladıklarını, yurt dışında çalışan yakınları vasıtasıyla gitar, davul getirttiklerini de.
Suavi, o günlerin gözde dansözlerinden Özcan Tekgül’e bile davul çalmış…

-ODTÜ’LÜ SUAVİ-
Liseden sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ni(ODTÜ) kazanmış, mimarlık okumuş sanatçı.
Üniversite yıllarında da sol kültürle tanışmış.
O yıllarda sayısız gözaltılar yaşamış, işkence görmüş.
Askerliğini de sakıncalı olarak yapmış.
Konya Seydişehir’de devlet memuru olarak da çalışmış.
O dönemde Seydişehir Halkevi’nde yöneticilik de yapmış.
(Yıllar sonra bir 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda Seydişehir’de vereceği konseri, CHP’li belediye iptal etmişti)
Sonra sadece –profesyonel- anlamda müzik yapmaya karar vermiş.
Ben Suavi’yi İzmir’de Atalay Noyaner’in işlettiği Konak’taki Maksim ve Fuar’daki Akasyalar gazinolarında çalıştığı yıllardan itibaren tanır ve izlerim. Naçizane “Ati Dostum ” diye hitap ettiği biriyim.
Fazla bilinmez; arama- kurtarma eğitimi almış Suavi, Van, Yalova depremlerinde olduğu gibi 6 Şubat depreminde de Hatay-Serinyol’da aylarca kaldı, depremzedelere destek oldu..

-İLK KEZ AÇIKLADI-
Şimdi geliyoruz 40 yıl sonra ilk kez onu kimlerin neden ağlattığına.
Beyaz Güvercin İstanbul Yarışması'nda “İki Gözüm İki Çeşme” şarkısıyla ikinci olmuştur Suavi.. Suavi, 1994’te de TRT'nin Altın Anten yarışmasında "Yalıçapkını" isimli eseriyle birinciliği kazanır.
Kazakistan’ın başkenti Almatı'da 24 ülkenin katılacağı Asya'nın Sesi (Voice Of Asia) yarışmasında Türkiye'yi temsil etmeye hak kazanmıştır.
Bundan sonrasını Suavi anlatıyor; “ Çok mutluydum ama TRT yöneticileri büyük umursamazlık içindeydi. Sonra nedenini anladım. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller; ben muhalifim, solcuyum, devrimciyim ya; onay vermemiş Kazakistan’a gitmeme. Atladım gittim Ankara’ya. Hikmet Çetin DYP-SHP koalisyonunun Dışişleri Bakanı. Beni de çok sever. Yardımını istedim. Ne dese beğenirsiniz; ‘aman bunu devletten bekleme, ben seni cebimden verip, göndereyim. Kabul etmedim elbette. Sonra RAKS firmasının sözleşmeli sanatçısıydım. Firma sahip çıktı, 2 bin dolar verdiler, yarışmaya katılabildim.
Ve o yarışmada jüri tarafından beş yıldır kimsenin layık görülmediği ve birincinin de üstünde kabul edilebilecek ‘Grand Prix’ ödülünü aldım.
Ödül takdim edildiğinde hüngür hüngür ağladım. Ben ne yapmıştım? Ülkemi temsil etmişim. İstiklal Marşı ‘nı çaldırmışım. Ve o gece 21 ülkenin temsilcisi bayraklarıyla protokoldayken, Türkiye’nin Ay-Yıldızlı bayraklı masası boştu.
Yurda döndüm, kimse tebrik etmedi, medya da yer vermedi bu başarıya…”

xxxx
Denizler’in idamından bu yana kesmediği ihtişamlı sakallarıyla da tanınan Suavi, “Yaygın değil saygın olmak istedim, şöhret kovalamadım.
Değer üreten, sanat gibi estetik bir kulvarın içinde yürümeye çalışan insan haklarına saygılı bir aktivistim. Ülkeme de aşık bir insanım. Kim bilebilir bizim memleket sevdamızı. Nazım Hikmet gibi, Şeyh Bedreddin gibi, Ahmed Arif gibi yanar bizim içimiz. Biz aşkımızı da, sevdamızı da onurlu yaşadık ve herkesin aşkına ve sevdasına da saygı duyarız!” diyor.