"Hikâyelerimde şiir kokusu var diyorsunuz.
Bir iki tane de şiir yazdım. İçinde hikâye kokuları var dediler.
Demek ki ben ne hikâyeciyim ne de bir şair. İkisi ortası acayip bir şey.
Ne yapalım beni de böyle kabul edin"
“Ben, sandallar içinde bir sandal, denizler içinde bir deniz, insanlar içinde bir insan.”
"Nereden gelirse gelsin dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, ottan, böcekten, çiçekten. Gelsin de nereden gelirse gelsin! Bir hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları. Hişt hişt! Hişt hişt! Hişt hişt!"
"Bazı akşamüstleri oturur hikayeler yazardım deli gibi..Ben hikayelerimi yazarken kafamdaki insanlar balığa çıkardı. Yazmasam deli olacaktım."
(Sait Faik ABASIYANIK)
****
Dostlarından; "Sait Faik masmavi deniz gibi bir adam, martılar kadar özgür, sokak kedileri-köpekleri kadar yürekli, ağaçlar ve dalgalar kadar coşkun.
Haftanın üç günü ada vapuruna biner, Karaköy’de iner, vurur kendini sokaklara. Yağmur varmış, kar varmış, güneş yakıyormuş umurunda olmaz.
Geceleri daha çok seviyor, sabahın ilk alacalarını seviyor, dalgaların kayalara çarpıp söyledikleri şarkıları dinliyor, karabatakların gagalarını seviyor, köpeklerin, kedilerin bal rengi gözlerinin içine bakmayı seviyor. Saklı saklı konuşuyormuş onlarla."
****
Ve "Ateş-Sin".
Aziz Nesin’in müstear(takma) isimlerinden.
(Aziz Nesin'in iki yüzü aşkın takma adı vardır. Çünkü o dönemde sakıncalıdır ve hiçbir dergide gazetede kendi adıyla yazı yazdırılmamıştır.)
1954'te "Aydabir Dergisi"nde bir yazı yazar.
Başlığı; "Büyük Hikayeci Çocuk Sait Faik"tir.
O yazıyı şöyle bitirir Nesin,
"Yanı başımızdaki büyüklüğünü bize duyurmadan göçüp gitti. "
Aziz Nesin, Sait Faik ile dostluğundan da şöyle söz eder;
"Sait'in hikayelerinin dili gibi yaşamı da özensiz düzensizdi.
Sabah evden çıktığında Sait o günü nasıl geçireceğini hiç düşünmez. Ama zamanı bütün ayrıntılarıyla yaşar.
Sait Faik'in günleri gibi başlayan hikayelerinin de nasıl gelişeceği, nasıl biteceği önceden kestirilemez ama en uçuk ayrıntıları bize duyurur. Belki de bu yüzden onun hikayelerinin bir başkalığı, değişik bir tadı, çekiciliği vardı.
Bir ortadan kaybolup bir ortaya çıkardı Sait.
Ya Tan gazetesine gelirdi ya da gece Beyoğlu Balıkpazarı'nda Cumhuriyet Meyhanesi'nde bulurdum.
Ya da gece yarısından sonra Nisuaz Postanesinde görürdüm ya da İstiklal Caddesi’nde elleri cebinde yürürken karşılaşırdım.
Bana göre Sait kalabalıktan sıkılır, arkadaşlarından onların çekişmelerinden dedikodularından bunalır ya da bir sevinin düş kırıklığına uğrar, bunların hiçbiri olmamışsa kendine bir kaçış nedeni uydurup, kızgınlıkla kırgınlıkla kaçar, evine kapanır, anasının özenine sığınırdı.
Sait'in bu kaçışı -bence- uzun seferden dönen bir geminin bir limanda kızağa çekilip kalafat edilmesi gibi bir şeydi. Kalabalığın dalgalarında çalkalanmaktan yorulmuş olarak bezginlikle yorgunlukla sığınacak bir liman saydığı evine kapanırdı. Küskünlüğü uzun sürmezdi."
(Birlikte Yaşadıklarım Birlikte Öldüklerim 2006 Nesin Yayınevi)
****
Çok konuşmaz ama şehvetle yazan Sait Faik.
Çağdaş Türk edebiyatında seçkin yeri olan öykücü Sait Faik.
Çehov tarzı öykülerinde işçiyi, işsizleri, garip gurebayı, mahpusları, çocukları, kadınları, doğayı, denizi, Rum balıkçıları Ermeni garsonları, Süryani kuyumcuyu, Bulgar sütçüleri, Levanten tezgahtarları, Kürt hamalları, bıçkın şoförleri, Macar’ı, Arap’ı, Gürcü, Acem’i Yahudisi ile toplumu, Burgaz ada'yı; kısacası yaşamı toplumu insanı anlattı. O, dini dili rengi milliyeti ne olursa olsun, insana ulaşmak istedi.
Sadun Tanju’nun “Eski Dostlar”daki benzetimiyle, “Bir zamanlar İstanbul sokaklarında eksik olmayan macuncu esnafının göz göz pirinç tablalarındaki o çılgın renkli şeker hamurlarına benzeyen” hayatı paylaştı öykücülüğüyle.
Örneğin; "Semaver", "Sarnıç", "Lüzumsuz Adam", "Son Kuşlar", “Mahalle Kavgası”, “Havuz Başı ve "Alemdağ'da Var Bir Yılan" hikâye kitapları ile "Kayıp Aranıyor" romanıyla.
Yaşar Kemal bir gün yolda karşılaşmış ve sormuş Sait Faik'e;
“Ne var, ne yok. Hikaye yazıyor musun?”
“Yok,” demiş, “Yaşıyorum.”
Çağdaş edebiyata katkılarından dolayı 1953 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra ilk Türk olarak Mark Twain Derneği tarafından Onur Ödülü'ne lâyık görüldü Sait Faik.
Yazarlık yaşamının en verimli deminde, daha ömrün ortası sayılacak yaşta 72 yıl önce sonsuzluğa gitti Sait Faik.
Edebiyata, hayata bıraktığı izlere saygıyla.