Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi, 3 Mart Eğitim ve Öğretim Birliği Yasası’nın yıl dönümünde bugün Türkiye’nin birçok kentinde İl Milli Eğitim Müdürlükleri önünde basın açıklamaları gerçekleştirdi. Basın açıklamasının İzmir ayağı da saat 16.30’da İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde yapıldı. Açıklamaya ilişkin haber metnini ve fotoğrafları bilginize sunar, iyi çalışmalar dileriz. Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi, 3 Mart Eğitim ve Öğretim Birliği Yasası’nın yıl dönümünde bugün Türkiye’nin birçok kentinde İl Milli Eğitim Müdürlükleri önünde basın açıklamaları gerçekleştirdi. Açıklamanın İzmir ayağı ise İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde yapıldı. Basın açıklamasına Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi’nin yanı sıra Eğitim-İş 3 No’lu Şube, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ve birçok kurum ve temsilcisi katıldı.
Basın açıklaması, “Kahrolsun saltanat, yaşasın Cumhuriyet”, “Gerici değil bilimsel eğitim”, “Tarikatlar kapatılsın” sloganlarıyla başladı. Açıklamada ilk sözü İzmir Eğitim-İş 3 No’lu Şube Başkanı Barış Düdü aldı. Düdü, öğretmen Fatma Nur Çevik’in öldürülmesiyle ilgili Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e, “Daha kaç öğretmenimizin can vermesi gerekiyor? Okullardaki güvenlik açığının bedelini canımızla mı ödeyeceğiz? Öğretmenler her gün ölüm korkusuyla mı derse girecek?” sorularını yönelterek konuşmasına başladı.
Bu yıkım gericilik, piyasacılık ve emperyalizm yarattığı bir yıkımdır!
Düdü, şiddetin tek bir faili olmadığını belirterek, yaşanan olayın arkasında öğretmeni ötekileştiren, hedef gösteren ve mesleği değersizleştiren bir anlayış bulunduğunu söyledi. Öğretmenleri çalışmamakla itham eden ve emeğini küçümseyen siyasi dile dikkat çeken Düdü, bu yaklaşımın kabul edilemez olduğunu ifade etti. Düdü, ayrıca Mustafa Kemal Atatürk’ün “Bir toplumun uygarlık düzeyi, öğretmene verdiği değerle ölçülür” sözünü hatırlatarak, öğretmene değer verilmeyen bir sistemin sonuçlarıyla karşı karşıya olunduğunu vurguladı. Eğitimin kamusal bir hak olmaktan çıkarılması, okulların farklı yapılanmalara açılması ve liyakatsiz görevlendirmelerin bu tabloyu ağırlaştırdığını belirten Düdü, öğretmenleri baskı altına alan ve güvencesizleştiren
Barış Düdü’nün ardından sözü Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi (THTM) Yürütme Kurulu Üyesi Emel Diril aldı. 3 Mart Öğretim Birliği Yasası’nın 102. yıl dönümünde laikliği ve Cumhuriyet’in kazanımlarını savunmak için bir araya geldiklerini belirten Diril, öğretmen Fatma Nur Çelik’in öğrencisi tarafından katledilmesinden bölgedeki savaşlara kadar yaşanan gelişmelerin, gericilik, emperyalizm ve piyasacılığın yarattığı yıkımı açık biçimde ortaya koyduğunu ifade etti. Laiklik ve barış mücadelesinin sermayeden ve NATO’dan bağımsız ele alınamayacağını vurgulayan Diril, gençlerin geleceksizliğe itildiği, çocukların tarikatların karanlığına mahkûm edildiği bir düzene karşı anti-emperyalist, laik ve emekten yana örgütlü bir mücadele hattının kurulmasının zorunlu olduğunu söyledi. Bu bilinçle ülkenin birçok ilinde milli eğitim müdürlükleri önünde buluştuklarını dile getirdi. Diril’in ardından basın açıklaması metnini okumak üzere söz, Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi (THTM) adına İzmir Eğitim-İş Bornova Temsilcilik Başkanı Duygu Çakmak’a verildi.

Laiklikten, bilimsel ve kamucu eğitimden vazgeçmeyeceğiz!
Çakmak, konuşmasına 3 Mart Eğitimde Birlik Yasası’nın ilanının tarihsel sürecine dikkat çekerek başladı. 3 Mart 1924’ün, Türkiye Cumhuriyeti açısından yalnızca bir idari düzenleme değil, aynı zamanda uygarlık yönünü belirleyen tarihsel bir kırılma noktası olduğunu vurguladı. Kabul edilen devrim yasalarının Cumhuriyet’in özünü inşa ettiğini söyledi. 3 Mart’ta atılan adımların toplumsal yaşamın akıl ve bilim temelinde yeniden kurulmasının önünü açtığını söyleyen Çakmak, halifeliğin kaldırılmasıyla siyasal otoritenin niteliğinin değiştiğini, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitimde birliğin sağlanarak bilimsel ve kamusal eğitimin esas alındığını belirtti.
Cumhuriyet’in kurucu kadrolarının, bu yasalarla Türkiye’nin yönünü dogmadan akla, ümmetten ve kulluktan yurttaşlığa çevirdiğini vurgulayan Çakmak, bu iradenin Türkiye’nin çağdaşlaşma yürüyüşünün temel dayanağını oluşturduğunu söyledi. 3 Mart’ın yalnızca geçmişte kalmış bir reform süreci olmadığını belirten Çakmak, günümüzde bilimsellik, laiklik ve yurttaşlık ilkelerine yönelik her müdahalenin devrimin ruhuna yönelik bir saldırı anlamına geldiğine vurgu yaptı. Çakmak, bugün tarihsel mirasın açık bir kuşatma altında olduğunu belirterek, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen uygulamaların eğitim sistemini laiklikten uzaklaştırma yönünde sistematik bir nitelik taşıdığını belirtti. Ramazan ayı gerekçe gösterilerek okullarda yapılan uygulamaların, eğitimin inanç temelli bir yapıya dönüştürülmesinin bir parçası olduğunu ifade etti. Çakmak, İstanbul Çekmeköy’de Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde meydana gelen saldırıyı hatırlatarak, eğitim kurumlarının yalnızca ideolojik baskı altında olmadığını, aynı zamanda ciddi güvenlik sorunlarıyla da karşı karşıya bulunduğunu söyledi, öğretmen Fatma Nur Çelik’in öğrencisi tarafından bıçaklanarak yaşamını yitirmesinin ise okulların sahipsiz bırakıldığının acı bir göstergesi olduğunu ifade etti. Öğretmenlerin can güvenliğinin sağlanamadığı ve şiddetin sıradanlaştığı bir eğitim ortamının kabul edilemez olduğunu belirten Çakmak, okulların güvenliğinin kamusal bir sorumluluk olduğunu vurguladı. Bilimsel, laik ve kamusal eğitimin savunulması kadar, öğretmenlerin ve öğrencilerin güvenliğinin sağlanmasının da devletin asli görevi olduğunu dile getirdi.

Çakmak, konuşmasını şu sözlerle tamamladı. “Laikliği ve bilimsel eğitimi savunmak, gericiliğe karşı durmak ve devrim yasalarına sahip çıkmaktır. Bu bilinçle bir kez daha vurguluyoruz. Laiklikten, bilimsel ve kamucu eğitimden vazgeçmeyeceğiz. Cumhuriyet’in aydınlanmacı birikimini ileriye taşımak için mücadele edeceğiz.” Duygu Çakmak’ın ardından söz alan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) İzmir Şube Başkanı Aslı Tamtürk’de konuşmasına, öğretmen Fatma Nur Çevik’in okulda öldürülmesine ilişkin değerlendirmeyle başladı.
Bu açık bir ihmaller zinciridir!
Tamtürk, olayda 44 yaşında bir meslektaşlarını kaybettiklerini belirterek, “Yaralılarımız var. Vicdanımız sızlıyor, aklımız kabul etmiyor” dedi. Uzun süredir okula gelmeyen bir öğrencinin bıçakla okula girebilmesi ve iki öğretmen ile bir öğrenciyi hedef almasının “münferit bir olay” olarak değerlendirilemeyeceğin





