İzmir'de yerel yönetim ile merkezi idare arasında büyük bir krize neden olan hizmet binası tartışmaları, polisin binaya girerek faaliyetleri durdurmasıyla yeni bir boyuta taşındı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, Türkiye tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir durumla karşı karşıya olduklarını belirtti. Tugay, vatandaşlara hizmet götüren en önemli kurumun binasına önce tapuda el konulduğunu, ardından yüzlerce polis eşliğinde binanın iş yapılamaz hale getirildiğini vurguladı. Bu müdahalenin ardından belediye birimlerinin tahliye edilmesi, şehirdeki kamu hizmetlerinin aksamasına dair endişeleri de beraberinde getirdi.
Yüz yıllık mülkiyet tartışması ve vakıf iddiası
Tartışmanın odağındaki binanın geçmişine dair bilgiler paylaşan Tugay, mülkiyetin bir asırdır İzmir Büyükşehir Belediyesi envanterinde kayıtlı olduğunu hatırlattı. Binanın herhangi bir vakıf tarafından inşa edilmediğini savunan Belediye Başkanı, tapu devrinin yapıldığı vakfın gerçekte mevcut olmadığını, yani "yok" hükmünde bir yapıya devir gerçekleştirildiğini iddia etti. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün İzmir genelinde halihazırda 3 bin 500 gayrimenkulü olduğunu hatırlatan Tugay, belediyenin ana hizmet alanlarından birine el konulmasının mantıklı bir gerekçesi olmadığını ve kurumun ne yapacağının belirsiz olduğunu ifade etti.
Yargı kararı beklenmeden yapılan tahliyeye eleştiri
Belediye yönetimi, mülkiyet değişikliğine karşı hukuki süreci başlattıklarını duyururken, davanın sonuçlanmadan binanın boşaltılmasına tepki gösteriyor. Başkan Tugay, yetkililere hitaben yaptığı açıklamada, "Aceleniz ne? Nedir bu telaşınız?" sorularını yönelterek, mülkiyet konusunda yapılan uygulamanın %100 haksız olduğunu savundu. Hukuk mücadelesinin devam ettiğini hatırlatan Tugay, yargı son sözü söyleyene kadar belediye hizmetlerinin aynı binada devam etmesine izin verilmesi gerektiğini vurguladı. Dava süreci devam ederken yapılan bu müdahaleyi, İzmir halkının iradesine ve kurumun tüzel kişiliğine bir saldırı olarak nitelendirdi.
"
İzmir’in devlet hizmetini vatandaşa götüren en önemli ve en büyük kurum İzmir Büyükşehir Belediyesi. Belediye hizmet binalarından birine önce tapuda el konuluyor, sonra Türkiye tarihinde eşi benzeri olmayan bir şekilde yüzlerce polis tarafınca ele geçiriliyor ve iş yapılamaz, hizmet verilemez hale getiriliyor. Binanın mülkiyeti 100 yıldır belediyede. Binayı yapan vakıf değil. Tapuyu üzerine geçirdikleri vakıf gerçekte mevcut değil yani YOK.
Vakıflar genel müdürlüğünün İzmir’de sahip olduğu 3500 gayrimenkulü var. Üzerine bunu da ekleyip ne yapacağı belli değil. Nasıl kullanılacağı ile ilgili sürekli farklı açıklamalar yapıyorlar, anlıyoruz ki gerçekte ne için kullanılacağı da belli değil.
Soruyoruz; Aceleniz ne? Nedir bu telaşınız? Mülkiyet konusunda %100 haksız bir uygulama içindesiniz, müsaade edin mülkiyetle ilgili açtığımız dava sonuçlansın. Dava sonuçlanana kadar da biz orada hizmetimizi vermeye devam edelim…
Izmir halkının bu durumu kabullendiğini, itiraz etmediğini iddia edenler var. Bizim eylemlerimizi desteklemediğini söylemiş müstevliler. Biri bana açıklayabilir mi? İzmir halkı bu kadar açık bir gerçeği neden anlamasın? Eğer bir ülkede Büyükşehir Belediyesinin mülküne “yaptım oldu, oldu bitti” şeklinde el konulabilecek, bundan sonra da benzer el koymalar artarak devam edecekse, halkı uyarmak bizim görevimiz değil mi?
Diyorsanız ki “halkı yalanlarımızla kandırırız, konuyu saptırırız, çarpıtırız insanların kafalarını karıştırırız, o şekilde eğri ve doğruyu ayırt edemez hale getiririz”, onu bilemem. Ya da diyorsanız ki milleti tükettik, ne kadar yalan yanlış işler yaparsak yapalım itiraz etmeye mecalleri kalmadı; Buna da benim verebileceğim bir cevabım yok. Belediyenin ve şehrin hakkını hukukunu savunmak benim asli görevim. Halk neyi ne kadar anlamış, neyi doğru bulmuş, neye inanmış neye inanmamış zamanla hepimiz anlarız.
Bunu tekrar tekrar söylemeye devam edeceğim; Ülkemizde kötülükler, hukuksuzluklar NORMALLEŞMEMELİ. Yoksa herkes büyük bedeller ödemek durumunda kalacaktır"





