SEMİ TEKTAŞ/Türkiye, emekli olamayanların ülkesi… 45 yıldır bu ülkenin çocuklarına okuma yazma öğreten, yol gösteren eğitim emekçisi Necip Vardal, emeklilik yaşı gelmesine rağmen emekli olmuyor, olamıyor. Emeklik yaşı geçmesine rağmen ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum ve mesleğin değersizleştirilmesinden dolayı emekliğini son ana, son yaş gününe kadar yani 65 yaş sınırına kadar bekletiyor. İzmir Seferihisar’da Sınıf Öğretmenliği yapan Vardal, 1982 yılında Ağrı’da başladığı mesleğinde sayısız öğrenciye eğitim vermenin yanı sıra yol göstericiliği de yaptı. Artan hayat pahalılığı karşısında çalışırken dahi zorlandığını belirten Vardal, emekli olduğunda maaşının önemli ölçüde düşeceğini, kiraya ve temel giderlere yetmeyeceğini ifade ediyor. “Emeklilik biraz nefes almak, torunla vakit geçirmek, yarım kalan hayalleri tamamlamak demek olmalıydı” sözleriyle hayal kırıklığını anlatıyor. Yıllarca değer üretmenin onuruyla yaşadığını söyleyen eğitimci, şimdi en çok da değersiz hissettirildiğini vurguluyor.

“Meslekte 45’inci yıl”
1982 yılında Ağrı’da mesleğe başladığını belirten Vardal 2014 yılından beri ise mesleği İzmir’de yerine getirdiğini ifade ediyor. Vardal,
“11 Kasım 1981’de Ağrı’da mesleğe başladım. Devamında Gaziantep, Rize, Sinop, Ankara ve son olarak İzmir’de 45 yıldır mesleğimi yerine getiriyorum. İzmir’e 2014 yılında geldim. Önce rotasyonla Konak İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’nde şube müdürü olarak görev yaptım. Şimdi ise Seferihisar’da sınıf öğretmenliği yapıyorum. Meslek hayatımı da burada sonlandıracağım” diye konuştu.
“6 ay sonra yasal sınıra geleceğim”
Emekli toplumuna değer verilmediğini ifade eden Vardal,
“45 yıldır bu mesleği bilfiil yapıyorum. 6-7 ay sonra yasal yaş sınırına geleceğim. 65 yaş itibarıyla zorunlu olarak emekli olacağım artık. Bu yaşa kadar emekli olmamamın iki sebebi var. İlki, emekli olduktan sonra insana verilen değerle ilgili. Bugün bizler çalıştığımız süre boyunca bir değer üretiyoruz. İyi ya da kötü, yeterli olmasa da ürettiğimiz değerden dolayı kendimizi iyi hissediyoruz. Ancak emekli olduktan sonra gerek siyasetçilerin gerek sorumlu yetkililerin gerekse bürokratların yaptıkları açıklamalar ve uygulamalar, emekli toplumunun ne kadar değersizleştirildiğini gözler önüne seriyor. Kıymet verilmediğini görüyoruz” şeklinde konuştu.
“Emekliliğimizin son dakikasına kadar çalışacağız”
Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik nedenlerden dolayı emekli olmamak istememesinin en önemli etkenlerden biri olduğunu ifade eden Vardal,
“İkinci sebep ise ekonomik sıkıntılar. Bugün çalışan bir kişi, kaç yıl çalıştığı fark etmeksizin emekli olduğunda aldığı maaşın yarısından daha azını alacak. Elimize geçen ücretin yarısından daha azıyla yaşamak, ayakta kalmak zorunda kalacağız. Zaten bugün aldığımız ücretle geçinmekte zorlanırken, yoksulluk sınırının altında çalışırken ve insanca yaşam sürdürme olanağımız elimizden alınmışken, emekli olduktan sonra daha da düşük bir ücretle geçinmek zorunda kalacağız. Bu nedenle emekliliğin son dakikasına kadar çalışmak mecburiyetinde kalıyoruz. Bir insanın ortalama bir ömrü var. Biz bu ömrün büyük bir kısmını çalışarak geçiriyoruz. Kalan yıllarımızda ise insanca bir yaşam sürmek, daha çok sosyalleşmek ve belki çalışırken yapamadıklarımızı emeklilikte yapmak isteriz. Daha çok görmek, gezmek; çocuklarımızla, torunlarımızla ve ailemizle daha fazla vakit geçirmek isteriz. Sosyal bir varlık olan insanın doğasında bu vardır. Bunları istemek en temel hakkımızdır. Ancak ekonomik sıkıntılar ve size verilen değerin düşüklüğü nedeniyle kendinizi çalışmak zorunda hissediyorsunuz” değerlendirmesinde bulundu.
“Oysa emekli olmak…”
Emekli olan birçok insanın daha sonrasında çalışmaya devam ettiğini ifade eden Vardal,
“Ben bugün evin kirasını ödüyorum. Emekli olmadan önce maaşımın yaklaşık üçte biri kiraya gidiyordu; emekli olduktan sonra ise maaşımın yaklaşık dörtte üçünü kiraya vermek zorunda kalacağım. Böyle bir durumda kim emekli olmak ister ki? Sonuna kadar, son ana kadar, son yaş gününüze kadar çalışmak zorunda kalıyoruz. Emekli olan arkadaşlarım var; ancak birçoğu ikinci bir işte çalışmak zorunda kaldı. Hem yaşamlarını sürdürebilmek hem sosyal hayatlarını devam ettirebilmek hem de kültürel yaşamlarını koruyabilmek için yeniden çalışmak mecburiyetinde kaldılar. Oysa emekli olan bir kişinin çalışmak yerine kendi yaşamını daha etkin ve sosyal bir biçimde sürdürmesi gerekir. Ne yazık ki bugün birçok arkadaşımız bundan mahrum; ikinci bir işte çalışmak zorundalar. Bir yandan ekonomik zorluklar, bir yandan da değersizleştirilme… Aidiyet problemi yaşıyorsunuz. Nereye ait olduğunuzu bilemiyorsunuz. Mesleğinizi yaparken bile itibar sorunu yaşarken, emekli olduktan sonra verilen değerin daha da düşmesi insanı derinden yaralıyor” diyerek sözlerini tamamladı.




