İstanbul’un Güngören ilçesinde yaşanan ve 17 yaşındaki Atlas Çağlayan’ın hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan bıçaklı saldırı, kamuoyunda derin bir sarsıntı yarattı. Toplumda artan şiddet olaylarına yönelik tartışmalar yeniden alevlenirken, tarihçi ve akademisyen İlber Ortaylı’dan gelen açıklama, olayın yalnızca adli bir vaka olmadığını, çok daha geniş bir toplumsal sınavla karşı karşıya olunduğunu gözler önüne serdi. Ortaylı, bu ölümün “Türkiye’de hukukun ve vicdanın sınavı” olduğunu vurguladı.
Güngören’de yaşanan olay Türkiye’yi sarstı
Olay, 14 Ocak akşamı İstanbul Güngören’de iki grup arasında “yan bakma” gerekçesiyle başlayan tartışmayla patlak verdi. Kısa sürede büyüyen kavga sırasında 15 yaşındaki E.Ç.’nin bıçakla saldırdığı Atlas Çağlayan, göğsünden ağır yaralandı. Hastaneye kaldırılan genç, doktorların tüm müdahalesine rağmen kurtarılamadı.
Saldırının ardından gözaltına alınan şüpheli E.Ç., çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak Karatepe Çocuk Cezaevi’ne gönderildi. Henüz çocuk yaşta iki gencin hayatını karartan olay, Türkiye’de gençler arasındaki şiddetin geldiği noktayı bir kez daha gündeme taşıdı.
“Bir gencimizi daha kurban verdik”
Atlas Çağlayan’ın ölümü sonrası sosyal medya hesabından paylaşım yapan İlber Ortaylı, yaşananlara sert sözlerle tepki gösterdi. Ortaylı, Türkiye’nin son yıllarda benzer acılarla defalarca yüzleştiğini hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:
“Ahmet Minguzzi, Ata Emre, Hakan, Berkay… Şimdi de Atlas. Bir gencimizi daha bu memleketin üzeri örtülen hoyratlığına kurban verdik. Bir evin ışığı söndü, bir annenin ömrü yarım kaldı.”
Bu sözler, yalnızca Atlas’ın ailesinin değil, benzer acılar yaşayan tüm ailelerin ortak hissiyatını yansıttı.
Suçtan öte bir zihniyet sorunu
İlber Ortaylı, açıklamasında olayın münferit bir suç olarak ele alınmasının yetersiz olduğunu vurguladı. Asıl tehlikenin, toplumda giderek normalleşen şiddet kültürü ve pervasızlık olduğuna dikkat çekti.
“Böylesi anlarda serinkanlılık tavsiye etmek kolaydır ama insanın içi yanarken aklın sükûneti zor tutulur” diyen Ortaylı, karşı karşıya olunan tablonun yalnızca bir adli vaka değil, aynı zamanda hukuku ve vicdanı hiçe sayan bir zihniyetin ürünü olduğunu belirtti. Ona göre bu zihniyet, ne hukuka saygı duyuyor ne de vicdanla bağ kuruyor.
“Vicdanını kaybetmemiş bir halk hâlâ var”
Tüm karanlık tabloya rağmen İlber Ortaylı, toplumun tamamının bu hoyratlığa teslim olmadığını vurguladı. Açıklamasında, Türkiye’de hâlâ adalet talebiyle ayağa kalkan, sesi kısılmamış bir kesimin varlığına dikkat çekti.
Ortaylı’ya göre bu olaylar, aynı zamanda toplumun hangi tarafta duracağını da gösteriyor: Sessiz kalanlar mı çoğalacak, yoksa adalet için ses yükseltenler mi? Bu sorunun cevabı, yalnızca mahkeme salonlarında değil, toplumsal reflekslerde de gizli.
“Bu dava artık yalnızca bir ailenin meselesi değil”
İlber Ortaylı’nın en çarpıcı vurgularından biri de davanın kapsamına ilişkindi. Ortaylı, Atlas Çağlayan’ın ölümünün artık yalnızca ailesinin ya da yakın çevresinin meselesi olmadığını ifade etti.
“Hiçbir karar onların acısını dindirmeyecek; evlat boşluğu mahkeme salonlarında kapanmaz” diyen Ortaylı, buna rağmen adil, açık ve tereddütsüz bir kararın toplumun yaralanmış adalet duygusu için hayati olduğunu belirtti. Ona göre verilecek hüküm, yalnızca bir sanığın cezasını değil, toplumun geleceğe dair umutlarını da şekillendirecek.
Hukukun caydırıcılığı yeniden tartışmada
Atlas Çağlayan cinayeti, Türkiye’de uzun süredir tartışılan hukukun caydırıcılığı meselesini yeniden gündeme taşıdı. İlber Ortaylı, meselenin tekil bir cinayetin çok ötesine geçtiğini belirterek, bu davanın “bir daha olmayacak” diyebilme iradesinin sınavı olduğunu söyledi.
Eğer bu sınavda başarısız olunursa, kaybedilenlerin yalnızca gençler olmayacağını vurgulayan Ortaylı, toplumsal güven duygusunun da ciddi yara alacağı uyarısında bulundu.
Toplumun gözü bu davada
Atlas Çağlayan’ın ölümü sonrası gözler yargı sürecine çevrildi. Kamuoyunda, verilecek kararın yalnızca hukuki değil, toplumsal bir mesaj niteliği taşıyacağı görüşü hakim. İlber Ortaylı’nın sözleri, bu davanın adalet sisteminin yanı sıra toplumun vicdan terazisinde de tartılacağını bir kez daha hatırlattı.
Bu süreçte, hem yargının hem de toplumun nasıl bir duruş sergileyeceği, benzer acıların yaşanmaması adına belirleyici olacak.




