Bir sabah uyandığımızda telefon çekmiyorsa…
Haritalar açılmıyor, banka uygulaması yanıt vermiyor, trafik ışıkları karanlıksa…
İlk refleksimiz hep aynıdır: “Elektrik kesilmiş.”
Oysa mesele artık elektrik değil.
Mesele bağlantı.
Bugün “blackout” dediğimiz şey, yalnızca karanlık sokaklar anlamına gelmiyor.
Asıl karanlık, ekranlar kapandığında değil; sistemler konuşamadığında başlıyor.
Modern hayatın görünmeyen omurgası
Elektrik kesintilerine alışığız.
Çocukluğumuzda mum vardı, gaz lambası vardı, beklemek vardı.
Ama bugünün dünyasında elektrik yalnızca ışık yakmaz.
Elektrik; veriyi taşır, zamanı senkronize eder, parayı dolaştırır, güvenliği ayakta tutar.
Bir ülkede birkaç saatlik blackout, artık “rahatsız edici” bir durum değil; stratejik bir sorundur.
Çünkü hastaneler jeneratörle çalışabilir, ama veri merkezleri saatlerce susarsa sonuç değişir.
ATM’ler para verir, ama bankalar konuşamazsa ekonomi donar.
Karanlık bazen sessiz gelir
Blackout denince akla hep büyük patlamalar, dev arızalar, dramatik sahneler geliyor.
Oysa en tehlikeli senaryo gürültülü olan değil.
En risklisi şudur:
Işıklar yanar ama sistemler doğru çalışmaz.
Saatler şaşar, veriler senkron tutmaz, karar mekanizmaları gecikir.
Bu bir film sahnesi değil.
Bu, yüksek teknolojiyle çalışan toplumların en zayıf noktasıdır.
Bir gün mü sürer, bir saat mi yeter?
Kritik soru şu:
Bir blackout’un süresi mi önemlidir, yoksa zamanlaması mı?
Cevap net: Zamanlama.
Yoğun bir finans gününde, büyük bir hava trafiği anında, sağlık ya da güvenlik altyapısının eşik noktasında yaşanacak birkaç saatlik kesinti; günler süren bir arızadan daha yıkıcı olabilir.
Çünkü modern dünya hızla değil, eş zamanlılıkla ayakta durur.
İnsan mı daha dayanıklı, sistem mi?
İronik olan şu:
İnsan, karanlığa uyum sağlayabilir.
Ama sistemler uyum sağlamaz, durur.
İnsan bekler, konuşur, yolunu bulur.
Algoritmalar beklemez.
Protokoller konuşamaz.
Otomasyon karanlıkta düşünmez.
Bu yüzden blackout, insanı değil; makinelerle kurduğumuz düzeni sınar.
Asıl soru: Buna hazır mıyız?
Bu yazının sorusu “olur mu?” değil.
Çünkü olur.
Soru şudur:
Yedeklerimiz gerçekten bağımsız mı?
Alternatiflerimiz çalışır mı, yoksa sadece kağıt üzerinde mi durur?
Birkaç saatliğine ekranlar kapandığında, karar verecek insanlar hâlâ devrede mi?
Belki de en tehlikeli şey karanlık değil.
Karanlık geldiğinde ne yapacağımızı hatırlayamamak.
Blackout, geleceğin felaketi değil.
Geleceğin uyarısıdır.
Işıklar bir gün kapandığında mesele karanlık olmayacak.
Mesele, o karanlıkta hâlâ düşünebiliyor olup olmadığımız.