Yapay zekayı bize zaman kazandırsın diye kodladık; ancak şimdi onun bitmek bilmeyen hızına yetişmeye çalışan yorgun veri hamallarına dönüştük.
Haftada sadece üç gün çalışacağımız o ütopyayı hatırlayın. Geri kalan vakti doğaya, derin düşünceye ve kendimize ayıracaktık. Yapay zekayı tam da bu yüzden, ağır yükü omuzlasın diye sahaya sürdük. Ancak bugün geldiğimiz noktada, masadaki sessiz asistanın bizi özgürleştirmek yerine, önümüze eskisinden çok daha büyük bir iş dağı yığdığını görüyoruz. Makine dinlenmiyor ve bizden de dinlenmememizi bekliyor.
Konfor Diye Kazdığımız Siperler
Biz bu dijital kafesi dışarıdan bir zorlamayla değil, tamamen kendi konforumuz için, bizzat kendi ellerimizle inşa ettik. İstedik ki algoritmik protokoller angaryayı devralsın, biz de daha az çalışarak asıl yaratıcı işlere odaklanalım. Ancak işler hiç de planladığımız gibi gitmedi.
Bir traktör düşünün; tarlayı o kadar hızlı sürüyor ki, çiftçi makinenin peşinden koşmaktan toprağa tohum atacak hal bulamıyor. Az çalışmak için yarattığımız asistanlar, üretim beklentisini o kadar yukarı çekti ki, artık mesailer bitmiyor; sadece şekil değiştiriyor.
Tüketen Hızın Görünmez Maliyeti
Daha az çalışmak şöyle dursun, artık yapay zekanın saniyeler içinde ürettiği o devasa veri yığınını "denetlemekle" görevli, sürekli diken üstünde duran birer onay merciiyiz. Makine taslağı çıkarıyor, veriyi derliyor, analizi döküyor ve hatasız olduğuna emin olmak için yine insanın omuzlarına eskisinden daha ağır bir bilişsel yük bindiriyor.
Denizlerimizde süzülen akıllı balıkların veya göklerdeki otonom sistemlerin asıl görevi, insanı cephenin fiziksel riskinden ve yorgunluğundan korumaktır. Ancak sivil hayatta, ofislerde ve masalarımızda kurduğumuz bu yeni teknolojik düzen tam tersi bir etki yaratıyor. İnsanı fiziksel olarak korurken, zihinsel olarak tükenişe sürüklüyor.
Yorgun Zihin, Savunmasız Kale
Stratejik düşünce, boşlukta ve sükunette yeşerir. Sürekli yapay zekanın ürettiği sonsuz veriyi ayıklamaya ve o hıza yetişmeye çalışan yorgun bir zihin, bunu yaratamaz. Bugün önümüzdeki en büyük jeopolitik risk, siber saldırılar veya ambargolar değil; yeni fikirler üretecek zihinlerin günlük, bitmek bilmeyen mikro işler altında ezilip tükenmesidir.
Konfor için çağırdığımız o kurtarıcı, şimdi bizi durmaksızın çevrilmesi gereken devasa bir çarkın içine hapsetti mi?