İzmir Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü tarafından yürütülen Engelsiz Gençlik ve Spor Bakanlığı Festivali çatısı altında başlatılan
Tarihi sokaklardan körfez vapuruna uzanan iki günlük rota
Etkinliğin ilk gününde gençlerin heyecanı, dünya mirasının gözbebeği olan Efes Antik Kenti mermer caddelerinde yankılandı. Asırlık sütunlar, tarihi tiyatro ve antik kütüphanenin büyüleyici atmosferinde yürüyen öğrenciler, geçmişin izlerini uzman rehberler ve işaret dili çevirmenleri eşliğinde ilgiyle takip etti. Tarih turunun ardından kurulan çömlek atölyesinde tezgah başına geçen minik eller, killi toprağa şekil vererek üretmenin ve dokunarak öğrenmenin keyfini yaşadı. Gökyüzünün sırlarını aralayan planetaryum gösteriminin sonrasında ise rota kentin merkezine çevrildi.
İkinci günde Konak Meydanı’nın simgesi tarihi Saat Kulesi etrafında toplanan kafile, ardından yüzyıllardır canlılığını koruyan Kemeraltı Çarşısı koridorlarına daldı. Renkli tezgahlara dokunan, kentin kadim esnaf kültürüyle temas kuran öğrenciler, daha sonra İzmir Körfezi’nin serin sularına açıldı. Birçok öğrencinin ilk kez deneyimlediği neşeli vapur yolculuğu, martıların kanat çırpışları ve denizden esen tatlı meltem eşliğinde Karşıyaka sahiline doğru devam etti. Deniz üzerinde geçen dakikalar, iki gün süren maratonun en neşeli hatıralarından birine dönüştü.
Bir atölye sohbetiyle filizlenen vefa yolculuğu
Sosyal sorumluluk çalışmasının perde arkasını ve hedeflerini paylaşan Bayraklı Gençlik Merkezi Proje Koordinatörü Elif Yeltekin, projenin temellerinin yaklaşık bir yıl önce okulda düzenlenen mütevazı bir iletişim atölyesinde atıldığını ifade etti. Kınık’taki özel eğitim meslek lisesinde yatılı kalan öğrencilerin büyük bölümünün İzmir’in merkezini ve tarihi noktalarını görme fırsatı bulamadığını fark ettiklerini dile getiren Yeltekin, gençlere verdikleri gezi sözünü tutmanın tarifsiz mutluluğunu yaşadıklarını söyledi.
Çalışmanın çift taraflı bir öğrenme sürecine dönüştüğünü vurgulayan Yeltekin, projenin üniversiteli gönüllüler açısından da hayati bir kazanım sağladığını kaydetti. Toplumda sıkça dile getirilen empati becerisi kavramının sadece teoride kalmaması gerektiğine dikkat çeken proje koordinatörü, işaret dilini kurslarda veya kitaplarda öğrenip günlük pratikte deneyimleyemeyen gönüllülerin iki gün boyunca engelleri tamamen ortadan kaldıran sahici bir etkileşim kurduğunu ve bunun gençlerin birlikte hareket etme bilincini perçinlediğini söyledi.
Kelimelerin sustuğu yerde kalplerin konuşması
Gezinin kendisinde bıraktığı derin izleri büyük bir heyecanla anlatan 18 yaşındaki lise öğrencisi Didem Özkan, hissettiği huzuru işaret dilinin zarif hareketleriyle dile döktü. Yeni arkadaşlar edinmenin ve kenti adım adım gezmenin kendisine büyük bir öz güven kazandırdığını belirten Özkan, "İzmir’de arkadaşlarımla buluşmak ve bu geziye katılmak çok güzeldi. Vapura bindiğimizde denizin maviliği beni büyüledi, rüzgar yüzüme değerken içim kıpır kıpır oldu. Konak çok kalabalıktı, Saat Kulesi’ni görünce hayran kaldım. Kemeraltı’nda yürürken herkes bize gülümsüyordu. Meydandaki o heybetli efe figürünü gördüğümde kendimi çok güçlü hissettim. Sesler yoktu belki ama aramızda kocaman bir sevgi vardı. Bizi dinlediler, anladılar; en önemlisi kalpten konuştuk. Hayatımın en mutlu günlerini yaşadım" ifadelerini kullandı.
Üniversite sıralarından kalkarak projeye gönül veren gençler de iki günlük sürecin kendilerinde yarattığı dönüşümden bahsetti. İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Felsefe Bölümü öğrencisi Serap Şengül, iletişimin yalnızca ağızdan çıkan sözcüklerden ibaret olmadığını, samimi bir tebessümün ve şefkatli bir bakışın duvarları yıkmaya yettiğini kavradığını ifade etti. Ege Üniversitesi İşletme Bölümü öğrencisi Kübra Akdemir ise özel gereksinimli bireylerle ilk kez bu denli yakın temas kurduğunu, başlangıçtaki çekingenliğin öğrencilerin içtenliği sayesinde anında dağıldığını belirtti. Akdemir, tarafların birbirine emek vererek kurduğu ortak iletişim dili sayesinde hayat boyu unutamayacağı bir hayat dersi aldığını sözlerine ekledi.
Kaynak: DHA




