İzmir Kent Konseyi Başkanı Özgür Topaç, 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla gerçekleştirilecek “Doğayla Barış” etkinliklerinin programını kamuoyuyla paylaştı. Barışın yalnızca silahların susması anlamına gelmediğini belirten Topaç; insan, hayvan ve doğa yaşamının korunmasının gelecek nesillere karşı ortak bir sorumluluk olduğunu vurguladı.
Dünya Barış Günü’nün yalnızca bir günle sınırlandırılmaması gerektiğini dile getiren Topaç, İzmir’deki etkinliklerin bir haftaya yayılacağını açıkladı.
“Barışı her gün haykırmak istiyoruz”
Barışın dünyanın her gününde gerekli ve önemli olduğunu vurgulayan Topaç, şunları söyledi:
“Önümüzdeki hafta 1 Eylül Dünya Barış Günü. Dünyanın her gününde bizler barışın ne kadar önemli ve gerekli olduğunu biliyoruz; 1 Eylül’de de bunu haykırarak dile getiriyoruz. Bizim ekip olarak yapmak istediğimiz, barışı her gün, her dakika haykırmak; onun ne kadar gerekli ve önemli olduğunu anlatmak. Barışın hem insan hayatı hem hayvan hayatı hem bitkiler ve ekoloji hem de bizden sonra gelecek nesiller açısından taşımamız gereken büyük bir sorumluluk olduğunu anlatmamız gerekiyor.”
Etkinliklerin geniş bir iş birliğiyle hazırlandığını belirten Topaç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu sebeple bizler de İzmir Ticaret Odası, Konak Belediyesi, İzmirli sanatçılar, İzmir’deki sivil toplum kuruluşları ve İzmir Kent Konseyi ile birlikte 1 Eylül Dünya Barış Günü’nü bir haftaya yayacak şekilde kutlamaya karar verdik. Bu nedenle bugün bu masada olan her bir arkadaşıma, her bir kurum ve grup temsilcisine çok teşekkür ediyorum.”
“Barış yalnızca silahların susması değildir”
“Bugün burada 1 Eylül Dünya Barış Günü kapsamında İzmir’de gerçekleştireceğimiz ‘Doğayla Barış’ etkinliklerini kamuoyuyla paylaşmak için bir aradayız” diyen Topaç, barış kavramına bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.
Topaç, barışın anlamını şu sözlerle anlattı:
“Ancak programımızı anlatmadan önce, bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bir kavramdan, barıştan söz ederek başlamak istiyorum. Barış sadece silahların susması değildir. Barış, insanların korkmadan yaşaması, çocukların güven içinde büyümesi, farklı kimliklerin ve düşüncelerin birbirini tehdit olarak görmeden yan yana, el ele yaşayabilmesidir. Çünkü barış adalettir, eşitliktir, özgürlüktür, karşılıklı saygıdır ve insanlığın ortak geleceğinin en temel şartıdır.”
“Her savaşta geleceği elinden alınan çocuklar var”
Dünyanın farklı bölgelerinde devam eden savaşlara, çatışmalara ve zorunlu göçlere dikkat çeken Topaç, yaşanan insani dramların tüm insanlığın ortak meselesi olduğunu vurguladı:
“Bugün dünyanın farklı coğrafyalarında savaşların, çatışmaların, zorunlu göçlerin ve insani dramların sürdüğü bir dönemden geçiyoruz. Her savaş alanında kaybedilen yaşamlar, parçalanan aileler, yıkılan kentler ve geleceği elinden alınmış çocuklar var.”
Atatürk’ün barış ilkesine vurgu
Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesinin evrensel önemini koruduğunu belirten Topaç, şöyle konuştu:
“Tam da böyle bir dünyada Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bir asır önce ortaya koyduğu ‘Yurtta barış, dünyada barış’ ilkesi, sadece Türkiye için değil, bütün insanlık için evrensel bir çağrı olarak önemini koruyor.”
“Atatürk’ün bu sözü bize bir gerçeği bir kez daha hatırlatıyor: Bir ülkenin kendi içinde huzuru, adaleti ve barışı sağlamadan dünyada barışın güçlü bir savunucusu olması mümkün değildir. Dünyanın herhangi bir yerindeki savaşın, adaletsizliğin ya da insanlık dramının bizleri ilgilendirmediğini düşünmek de mümkün değildir.”
Topaç, barışın kıtalara, ülkelere veya coğrafyalara göre ayrılamayacağını belirterek, “Tekrar ediyorum: ‘Yurtta barış, dünyada barış.’ Çünkü barışı kıtalara, ülkelere ve coğrafyalara bölemeyiz” dedi.
“İnsanlık doğayla da barışmalı”
Barış kavramının insan ilişkileriyle sınırlı tutulmaması gerektiğini dile getiren Topaç, insanlığın doğayla kurduğu ilişkiyi değiştirmek zorunda olduğunu söyledi.
Topaç, “Doğayla Barış” temasının gerekçesini şu sözlerle açıkladı:
“Ancak bizler barış kavramını bir adım daha ileri taşıma gereksinimi duyuyoruz. İnsanlığın yalnızca insanla değil, doğayla da barışması gerektiğini söylüyoruz. İklim krizinin, kuraklığın, orman yangınlarının, su kaynaklarının azalmasının, çevre kirliliğinin ve biyolojik çeşitlilik kaybının da bizlere aynı şeyi söylediğini görüyoruz. Bu nedenle doğayla kurduğumuz ilişkiyi değiştirmek zorundayız. Bu yıl 1 Eylül Dünya Barış Günü’nü ‘Doğayla Barış’ başlığı altında ele alıyoruz.”
“Barış yaşadığımız kentte başlayacak”
Barışın uluslararası ilişkilerin ötesinde, kent yaşamının da temel unsurlarından biri olması gerektiğini kaydeden Topaç, sözlerine şöyle devam etti:
“Doğayla, kentle ve birbirimizle barış içinde olacağız. Barış bizim için yalnızca uluslararası ilişkilerin konusu değildir; barış yaşadığımız kentte başlayacak. Birbirimizi dinleyeceğiz, farklılıklarımızla birlikte yaşayabileceğiz, ortak sorunlarımızı ortak akılla çözeceğiz.”
“İşte o zaman çocuklarla, gençlerle, kadınlarla, engelli bireylerle, yaşlılarla ve tüm canlılarla birlikte eşit, erişilebilir ve güvenli yaşam alanlarına sahip olacağız.”
“1 Eylül’ü takvimdeki bir anma günü olarak bırakmayalım”
İzmirlilere etkinliklere katılım çağrısında bulunan Topaç, Dünya Barış Günü’nün yalnızca takvimde yer alan sembolik bir gün olarak kalmaması gerektiğini belirtti:
“Ben bugün burada bütün İzmirlilere bir çağrıda bulunmak istiyorum: Gelin, 1 Eylül’ü takvimdeki bir anma günü olarak bırakmayalım. Barışı günlük hayatımızın, kentimizin ve doğayla kurduğumuz ilişkinin bir parçası hâline getirelim.”
İzmir’e etkinliklere katılım çağrısı
Topaç, etkinlik programında resim ve sanat sergilerinden zanaat atölyelerine, bisiklet etkinliklerinden açık hava buluşmalarına kadar çok sayıda çalışmanın yer alacağını açıkladı:
“Bizler; bu masanın etrafında bulunan İzmir Ticaret Odası, Konak Belediyesi, İzmir Kent Konseyi, Kadın ve Engelli meclisleri, emeği geçen tüm kurumlar ve çalışma arkadaşlarımızla birlikte sizleri resimlerle, sergilerle, zanaat atölyeleriyle, bisiklet etkinlikleriyle, açık hava sanat buluşmalarıyla, dansla, şiirle, müzikle ve çeşitli söyleşilerle bir arada olmaya davet ediyoruz.”





