SEMİ TEKTAŞ/ Türkiye’nin dört bir yanında kadınlar, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde eylemlerde bir araya geliyor. İzmir'de gündüz yapılan yürüyüşlerin ardından 24. Feminist Gece Yürüyüşü için toplandı ve yürüyüşe başlandı. Yürüyüş öncesinde CHP İzmir İl Gençlik Kolları tarafından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında Konak ilçesinde bulunan Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde anma etkinliği düzenledi. Yürüyüşe, Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu ve Karabağlar Belediye Başkanı Helil Kınay da katıldı. Geniş güvenlik önlemlerinin alındığı yürüyüşte "Geceleri de sokakları da meydanları da terk etmiyoruz", "Dünyayı yerinden oynatacağız", "Devlet elini bedenimden çek" sloganları attı.Yürüyüş kortejinde LGBTİ+ flamasının açılmasıyla güvenlik güçleri ve kadınlar arasında kısa süreli gerilim yaşandı.

Whatsapp Image 2026 03 08 At 19.57.01 (1)İzmir’de cinayete kurban giden kadınların fotoğraflarının sergilendiği etkinlikte öldürülen kadınlar için siyah balonlar gökyüzüne bırakıldı. Etkinlikte konuşan CHP İzmir İl Gençlik Kolları Başkanı Ruhsar Selis Çelik, kadın cinayetlerinin yalnızca bireysel değil toplumsal bir sorun olduğunu vurgulayarak, Türkiye’de artan kadın cinayetlerine dikkat çekti. Çelik, kadınların yaşam hakkını koruyacak politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:

Whatsapp Image 2026 03 08 At 19.57.00"Biz burada aslında sadece İzmir’de katledilen kadınların fotoğraflarını sergilemek istedik. Ama bu İzmir’le sınırlı değil. Türkiye’nin her yanında, her geçen gün, her saat bir kadın katlediliyor. Ne yazık ki iktidar bunun önünü alabilecek hiçbir proje, kanun ortaya koymuyor. Bu da yetmediği gibi İstanbul Sözleşmesi’nden biliyorsunuz ayrıldık. İstanbul Sözleşmesi’nin biz derhal uygulanmasını istiyoruz, kanunların bizi korumasını istiyoruz. Kravat taktığı için indirim almamalarını istiyoruz. İyi hâl uygulanmamasını istiyoruz. Çocuklar güvende olsun istiyoruz." Kadın cinayetlerinin önlenmesi için güçlü bir hukuki zemine ihtiyaç olduğunu ifade eden Çelik, kadınların yaşam hakkını koruyacak düzenlemelerin hayata geçirilmesi çağrısında bulunarak, "Biz buradan tekrar duyurmak istiyoruz: Kadın cinayetleri politiktir. Kadın cinayetlerini engelleyecek yasal zemin oluşturulmasını istiyoruz" dedi.

Whatsapp Image 2026 03 08 At 19.57.01Yürüyüşün ardından Türkçe ve Kürtçe iki dilde ortak basın açıklaması okundu. Metinde, kadınlara yönelik şiddetin cezasızlık politikalarıyla cesaretlendirildiğine işaret edilerek, İstanbul Sözleşmesi'nden çekilinmesine, kadınların ekonomik hayatta karşılaştığı baskılara tepki gösterildi.

"Üstü örtülmeye çalışılan her olay aslında bir kadın cinayetidir"

Deprem! 4.1 şiddetinde
Deprem! 4.1 şiddetinde
İçeriği Görüntüle

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:"Bir günde 6 kadının öldürüldüğü zamanlardan geçiyoruz. 2025 yılında en az 294 kadın erkekler tarafından öldürüldü. 297 kadın ise şüpheli ölüm olarak kaydedildi. Biz biliyoruz ki 'intihar' denilerek üstü örtülmeye çalışılan her olay aslında bir kadın cinayetidir. Rojin Kabaiş örneğinde olduğu gibi delillere ve kamuoyu baskısına rağmen dosyalar aydınlatılmıyor, katiller ortaya çıkarılmıyor, adalet sağlanmıyor. Öğretmen Fatma Nur Çelik'in katledilmesinde gördüğümüz gibi şiddet sarmalı okullara kadar iniyor. Yine aynı isimli başka bir kadın çocuğuyla birlikte cezasızlık zırhına güvenenler tarafından katlediliyor. İstanbul Sözleşmesi'nden bir gecede çıkanlar, 6284 Sayılı Kanun'u etkin uygulamayanlar, katillere 'iyi hal' ve 'haksız tahrik indirimi' verenler, "Aile Yılı" adı altında kadınları şiddetin ve ölümün olduğu evlere kapatmanın yollarını arayanlar, cinayetleri araştırma komisyonlarını Meclis'te reddedenler, kadın cinayetlerini bile isteye önlememektedir.""Şiddeti doğuran her türlü uygulamayı sonlandırmak devletin görevidir" Devletin tüm mekanizmaları kadınlara yönelik şiddeti ve kadın cinayetlerini önlemekle, şüpheli ölümlerde hakikati gün yüzüne çıkarmakla, Gülistan Doku gibi kaybedilmiş kadınları bulmak için etkin soruşturmaları yürütmekle ve tüm kadınlar için adaleti sağlamakla yükümlüdür. Erkek şiddetine karşı önlemleri uygulamak, faillere gereken caydırıcı cezaları vermek, şiddeti doğuran veya teşvik eden her türlü uygulamayı sonlandırmak devletin görevidir. Bizler tüm şüpheli ölümler aydınlatılana, katiller en ağır cezaları alana dek mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz."Trans kadınların bedenleri, varoluşları kriminalize ediliyor"LGBTİ+'lara yönelik nefret politikaları, 2025'te ilan edilen "Aile Yılı" ile giderek artmaya devam ediyor. İktidar, yasalaştıramadığı nefret politikalarını fiilen hayata geçiriyor. Sokakta durduğu için trans kadınlara ceza kesilirken; nefret suçu işleyen faillere ceza indirimi uygulanıyor. 'Müstehcenlik' adı altında trans kadınların bedenleri, varoluşları kriminalize ediliyor. Bir günde, herhangi bir karar, gerekçe paylaşmaksızın, yasayla da tanımlanmış hormon hakkı; transların elinden alınıyor. Sağlık hakları ve dolayısıyla yaşam hakları gasbediliyor."Çocuklar eğitim hakkından koparılıyor"Çocuk istismarı artıyor; failler korunuyor, suçlar örtbas ediliyor. Tarikat ve cemaat yapılarında yaşanan istismar vakaları cezasızlıkla ödüllendiriliyor. 'Ramazan ayı etkinlikleri' adı altında yapılanlar pedogojik olarak çocukların gelişimini olumsuz etkiliyor, ayrımcılığa yol açıyor. Çocuklar eğitim hakkından koparılıyor, erken yaşta evliliklere zorlanıyor, yoksulluğa ve güvencesizliğe mahküm ediliyor. Çocuklar işçileştiriliyor. Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) uygulamalarıyla çocuklar ucuz işgücüne dönüştürülüyor." Ev içi emek 'doğal görevimiz' sayılıyor"Kadınlar güvencesiz, yarı zamanlı ve kayıt dışı işlerde çalıştırılıyor. Eşit işe eşit ücret hala bir talep olarak duruyor. Ucuz ve nitelikli kreşlere ulaşamadığımız için bakım yükü omuzlarımıza yıkılıyor. Yaşlı, hasta ve engelli bakımı kamusal hizmet olmaktan çıkarılıyor. Ev içi emek görünür değil, değerli değil; 'doğal görevimiz' sayılıyor. Kadınlara yıkılan ücretsiz, güvencesiz bakım emeği ve ev içi emek üzerinden kapitalizm milyonlarca kar elde ediyor."Ucuz emek gücü olarak istihdam ediliyoruz"İstihdama katılabilen kadınlar düşük ücretle çalışırken; engelli kadınlar istihdama erişemiyor, göçmen kadınlar en ağır sömürü koşullarına mahküm ediliyor, yaşlı kadınlar güvencesizliğe terk ediliyor. Kriz derinleştikçe ilk gözden çıkarılanlar yine kadınlar ve LGBTİ+'lar oluyor. Kadın yoksulluğu yalnızca gelir meselesi değildir; barınma, gıda, sağlık, eğitim ve güvenlik hakkına erişim meselesidir. Biz yoksulluğa mahküm değiliz. Sermayenin talepleri doğrultusunda dizayn edilen çalışma hayatında düşük ücretle, güvencesiz, mobbing ve tacize maruz kalarak çalıştırılıyoruz. İş güvenliği önlemleri alınmadığı için Dilovası örneğinde olduğu gibi işçi cinayetlerinde hayatımızı kaybediyoruz. Kriz dönemlerinde bir yandan işsizlik tehdidiyle karşı karşıya kalırken diğer yandan ucuz emek gücü olarak istihdam ediliyoruz. Bu durum, şiddet gördüğümüz evliliklerden kurtulmamızın önünde engel haline getiriliyor."Emeğimizi, hayatımızı, geleceğimizi geri istiyoruz"Buradan bir kez daha emeğimize dair taleplerimizi yineliyoruz: eşit ücret, güvenceli çalışma, ücretsiz, kamusal, anadilinde ve nitelikli bakım hizmetleri istiyoruz. sosyal destek değil hak istiyoruz. Kadınların emeği görünmez değil, gasp ediliyor. ve biz emeğimizi, hayatımızı, geleceğimizi geri istiyoruz.

Whatsapp Image 2026 03 08 At 19.57.01 (1)

"Hayatlarımızdan elinizi çekin"

Gericilik kadınların hayatına karışıyor. Nasıl giyineceğimizi, kaç çocuk doğuracağımızı, nasıl yaşayacağımızı dayatıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı yayınladığı Cuma hutbeleriyle kadın bedeni ve kimliği üzerindeki cinsiyetçi ayrımcı söylemlerine devam ediyor. Kadınların kazanılmış haklarına göz dikiliyor. Nafaka, boşanma hakkı, eşit yurttaşlık tartışmaya açılıyor. Biz biliyoruz ki laiklik yalnızca bir yönetim ilkesi değil, yaşam güvencemizdir, kadınların özgürlüğüdür, çocukların bilimsel, kamusal ve eşit eğitim hakkıdır. Gericiliğe teslim olmayacağız. Hayatlarımızdan elinizi çekin!"Siyonist saldırganlık iddia ettiği gibi 'kadınlara özgürlük' getirmez"Savaş politikaları dünyanın her yerinde kadınların bedenini hedef alıyor. Gazze'de, Rojava'da, İran'da, Afganistan'da, Suriye'de kadınlar şiddetle, sürgünle, yoksullukla ve baskıyla karşı karşıya bırakılıyor. Bizler biliyoruz ki, emperyalist ve siyonist saldırganlık iddia ettiği gibi 'kadınlara özgürlük' getirmez. Kadınların özgürlüğü onların kanlı elleriyle gelmez. Bizim için asıl olan, baskı ve işgallerin karşısındaki kadınlar ve LGBTİ+'ların direnişidir! Barışta ısrar eden bizler, Türk, Kürt, Arap, Süryani ve Ezidi kadınlar ve LGBTİ+larla birlikte sınırları aşan bir barış hattı örüyoruz. Bu topraklarda da 40 yılı aşkın bir süredir devam eden savaşa karşı 'Barış' demekten, barış için birlikte mücadele etmekten hiç vazgeçmedik. Kadınların deneyiminin, emeğinin, hafızasının ve sözünün dışlandığı bir süreç gerçek ve kalıcı bir barışı yaratamaz. Savaşın en ağır sonuçlarını yaşayan kesimlerden biri olarak, barışın öznesi olduğumuzu bir kez daha yineliyoruz! Gerçek barış, herkesin kimliğiyle, ana diliyle, kültürüyle ve inancıyla eşit ve özgür yaşayabildiği bir toplumsal düzende hayat bulur."Gericiliğe karşı laikliği savunmaktan vazgeçmeyeceğiz"Kadın cinayetleri ve trans cinayetlerine karşı adaleti, şüpheli ölümlere karşı hakikati, LGBTİ+'lara yönelik nefret politikalarına karşı eşit ve özgür bir yaşamı, çocuk istismarına ve çocuk işçiliğine karşı çocuğun üstün yararını, eşdeğer ücreti ve güvenceli çalışmayı, doğa talanına ve hayvan katliamlarına karşı birlikte yaşamayı, savaşa karşı barışı, gericiliğe karşı laikliği savunmaktan vazgeçmeyeceğiz."

Kaynak: HABER MERKEZİ