ÖMER CEYLAN- Göreve geldiği günden bu yana şeffaflık, adalet, sosyal destek ve katılımcı belediyecilik anlayışıyla Türkiye’de yerel yönetimlerde yeni bir sayfa açan Mansur Yavaş’la; Ankara’nın dönüşen kimliğini, gençlere yönelik projeleri, kültür-sanat politikalarını ve insanı merkeze alan yönetim anlayışını konuştuk.
“Ankara artık üretken, öğrenen ve yaşayan bir başkent”
– Ankara çoğu zaman ‘memur şehri’ olarak tanımlanıyor. Son yıllarda yapılan kültür–sanat yatırımlarıyla bunun değiştiğini görüyoruz. Sizce Ankara artık nasıl bir şehir kimliğine doğru evriliyor?
Sizin de belirttiğiniz gibi, Ankara uzun yıllar boyunca kamu kurumlarının ağırlıkta olduğu, bürokrasinin öne çıktığı bir “memur şehri” kimliğiyle anılıyordu. Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak kültür ve sanat odaklı projelerimizle şehrimizi; üreten, sanat etkinlikleri düzenleyen, destekleyen ve sanatçı yetiştiren bir başkent hâline getirmeyi hedefledik.
Özellikle genç nüfusun sanata erişimini kolaylaştıran merkezlerimiz ve öğrenci dostu projelerimiz/kurslarımız sayesinde Ankara’nın, “memur şehri” kimliğinden uzaklaşıp eğitici ve geliştirici bir şehir yapısına evrildiğini söyleyebiliriz. Bu yaklaşım; sanatı erken yaşta tanıştıran, üretimi teşvik eden ve kültürel gelişimi toplumun tüm kesimlerine ulaştıran bir şehir kültürünün oluşmasına katkı sağlamaktadır.
Göreve başladığımız ilk günden bu yana çalışmalarımızı “herkes için erişilebilirlik” anlayışıyla sürdürüyoruz. Bu doğrultuda Ankara, “memur şehri” kimliğini aşarak; daha yaşanabilir, üreten, sanatı ve kültürel çeşitliliği destekleyen modern bir şehir modeline dönüşmektedir.
Öyle ki geçen hafta aldığımız bir ödülden de bahsetmek isterim. UNESCO’nun 2025 yılı listesiyle Öğrenen Şehirler Küresel Ağı’na kabul edildi. 2019’dan bu yana BELMEK’lerde hayata geçirdiğimiz yenilikçi, eşitlikçi ve kapsayıcı eğitim modelinin dünya çapında bir başarı örneği olarak gösterilmesi; büyük bir onurdur. Biz, öğrenmenin ve üretmenin yaşı olmadığını savunan bir belediyeyiz. Ankara’mız artık bu iddiasını UNESCO güvencesiyle dünyaya ilan etmiş oldu.

“Gençler Ankara’nın geleceğini şekillendiriyor”
– Özellikle gençler kente çok bağlı ve dışarıdan gelenler burada hayatına devam ediyor. Sanatla ilgilenmeyen genç sayısı çok az. Ankara’da gençleri merkeze alan kültür politikalarınızın temel hedefi nedir?
Öncelikle sorunuzu yanıtlamadan önce belirtmek isterim ki eğitim, bizim için en öncelikli alanlardan biridir. Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak gençlerimizin eğitim olanaklarını geliştirmek ve onlara daha iyi bir gelecek sunmak amacıyla pek çok önemli projeyi hayata geçirdik.
Bu kapsamda teknoloji merkezleri, genç akademiler ve çalışma istasyonları gibi projelerimizle gençlerimizin eğitim süreçlerine destek oluyoruz. Ayrıca sağladığımız ulaşım ve internet desteğiyle öğrencilerimizin günlük yaşamlarını kolaylaştırıyoruz. Ulaşım abonmanları ve ücretsiz internet erişimi, gençlerimizin eğitimlerini kesintisiz sürdürmelerine büyük katkı sağlamaktadır.
Tüm bu hizmetler, gençlerin yaşamını kolaylaştırmayı, fırsat eşitliğini geliştirmeyi ve sosyal belediyecilik anlayışıyla yaptığımız çalışmalardır.
Eğitim bizim için ne kadar önemliyse Ankara’da öğrenim gören gençlerin sanat ve kültürle iç içe olması da bir o kadar önceliğimizdir. Gençlerin yaşamını her açıdan kolaylaştıran bu çalışmalar, Ankara’yı öğrenciler tarafından tercih edilen şehirlerin başında gelen bir merkez hâline getirmektedir.
Ankara’da gençleri merkeze alan kültür politikalarımızın en temel sebebi olarak, genç nüfusun sanata erişimini kolaylaştıran merkezlerimiz, kurslarımız, etkinliklerimiz ve projelerimizle hem kültürel gelişimlerini hem de eğitimlerini güçlü bir şekilde desteklemek olduğunu söyleyebilirim.

“Benim için huzurun adresi Beypazarı”
– Mansur Başkan fırsat bulduğunda nereye gider? Ankara’da en huzur bulduğunuz yer neresi?
Başta tabii memleketim Beypazarı, herkes memleketinde baba ocağında huzur bulur. Benim için Beypazarı'nın yeri de hep ayrı olacaktır. Ancak Ankara, pek çok güzelliği bir arada barındıran bir şehirdir ve bakmayı bildiğinizde huzur veren birçok köşesini keşfetmeniz mümkündür.
Her ne kadar yoğun çalışmalarımız nedeniyle çok fırsat bulamasam da çok eski yıllardan beri Ankara’da yapmaktan zevk aldığım çok şey var. Benim için Ankara; doğal güzellikleriyle, caddeleriyle, sokaklarıyla, yeşil alanlarıyla ve tarihi yerleriyle huzur dolu bir kent… Ankara Kalesi’nden bütün kenti gözlemlemek ardından o tarihi evlerin arasından Cumhuriyet’in kalbi Ulus’a doğru yürürken bir tarihe tanıklık etmek, şehrin tam kalbindeki Seğmenler Parkı ve Kuğulu Park’ta sessizce oturup insanların koşuşturmalarını dinlemek, Mogan Gölü ya da Eymir’de doğayla iç içe olmak, Hamamönü evlerinin tarih kokan sokaklarında hatta her Ankaralı gibi Tunalı Hilmi’den Kızılay’a yürümek… Belki klasik ama düşünürken bile insana huzur vermiyor mu?

– “Hiç kimse yatağa aç girmeyecek” diyerek başlattığınız sosyal destek projeleri herkese örnek oldu. Ankara’nın bu sosyal belediyecilik modeli, merkezi siyasetin sosyal devlet anlayışını dönüştürebilir mi?
Olabilir tabii. Türkiye’ye örnek olan hesap verebilirlik, şeffaf ve sosyal belediyecilik uygulamalarımız sayesinde Uluslararası Şeffaflık Derneği tarafından 2020 Şeffaflık Ödülü’ne layık görülmüştük. Uluslararası alanda aldığımız bu ödül, şeffaf, sosyal, üretken ve adil belediyecilik anlayışımızın sadece Ankara’da değil, diğer yerel yönetimlerde de örnek alınabileceğini gösteriyor.
Bunun en güçlü örneği ise pandemi sürecidir. Pandemi döneminde Ankara’da başlattığımız iyilik hareketi kısa sürede büyüyerek il sınırlarını aşmış ve pek çok belediyeye ilham vermiştir. Ankara’da kimse kendisini yalnız hissetmez. Çünkü belediye olarak elimiz hep üzerinde. Emeklisinden işçisine gencinden çocuğuna…
“Sokağa çıktığımda başım dik geziyorsam, bundan büyük gurur olmaz”
– Son olarak, bütün tartışmaları ve siyasi gündemi bir kenara koyarsak; Mansur Başkan yıllar sonra nasıl hatırlanmak ister?
Görev sürecimde halkla iletişimi sürdürülebilir kılmak için şeffaflık, güven ve karşılıklı anlayışa dayalı bir yaklaşım benimsedim. Şeffaflık, benim en önemli ilkelerimden biridir. Herhangi bir konuda karar alırken ya da bir proje gerçekleştirdiğimizde, halkımıza her adımda doğru ve açık bilgiler sunduk.
Bir hukukçu olarak adalet ve eşitlik, hayatım boyunca en temel ilkelerim oldu. Çünkü ben, halkıma yalnızca bir yönetici olarak değil, bir dost olarak da yaklaşmayı, onların sevgisini ve desteğini yanımda hissetmeyi hedefledim. Göreve geldiğim günden itibaren “ben” demek yerine “biz” demeyi tercih ettim. Yemedi yedirmedi, çalmadı çaldırmadı, desinler bana yeter. Sokağa çıktığım zaman rahat rahat başım dik geziyorum. Bundan daha büyük gurur olur mu?






