Bu hafta sizlere, markalaşmayı sadece reklam ya da görünürlükle sınırlı bırakmayan, yeni bir yaklaşımın adı olan Branding Türkiye’den bahsetmek istiyorum.
Markalaşma uzun yıllar boyunca çoğumuzun zihninde logolarla, sloganlarla ve reklam kampanyalarıyla sınırlı kaldı. Oysa bir markanın gerçek gücü, yalnızca görünür olmakla değil; bir kültür, bir ekol ve bir yolculuk yaratmakla ölçülür. İşte tam da bu noktada, 2018’de doğan Branding Türkiye, iletişim ve pazarlama literatürüne yeni bir soluk getirdi.
Branding Türkiye, kendini sadece bir yayın mecrası olarak konumlandırmadı. Akademik bilgi ile sektör pratiğini aynı masada buluşturan bir düşünce platformu, bir ekosistem ve bir okul gibi çalıştı. “3F Fenomeni” kavramsallaştırmasıyla bütünleşik pazarlama perspektifini merkeze aldı; yazılı, görsel ve sesli içeriklerle 100’den fazla kategoride üretim yaptı. Ama asıl farkı, içerik üretiminin ötesine geçen çok katmanlı yapısında gizliydi. Etkinlikler, raporlar, yazı dizileri, podcast serileri… Hepsi bir araya gelerek dinamik bir bilgi ve deneyim alanı oluşturdu.
Bugün Branding Türkiye, yalnızca takip edilen değil; birlikte üretilen bir yapı. 200’den fazla kurumsal partner, 200’e yakın yazar ve üniversitelerde görev yapan marka elçileriyle, iş birliği kültürünü merkezine alan bir topluluk haline geldi. World Marketing Summit’ten Türkiye Yapay Zeka Zirvesi’ne kadar birçok prestijli etkinlikte Türkiye’yi temsil etti.
Bu vizyonun arkasında ise Mürsel Ferhat Sağlam var. Dijital markalaşma uzmanı, akademisyen, yazar ve mentor kimliklerini aynı potada buluşturan Sağlam; Dijital Markalaşma, Kurumsal İletişim 2.0 ve İçerik Türleri Hiyerarşisi Modeli gibi kavramlarla hem sektöre hem akademiye özgün katkılar sunuyor. Onun hedefi, Frankfurt Ekolü’nün eleştirel yaklaşımı ile Chicago Ekolü’nün piyasa odaklı bakışını sentezleyerek, Türkiye merkezli bir düşünce ekolü inşa etmek.
Branding Türkiye, zamanla EduTalks, Global Branding Conference, Branding Haber, Marketing Haber, Branding Türkiye Yayınları ve Branding Meetup gibi alt markalarla genişledi. Böylece yalnızca içerik üreten bir mecra olmaktan çıkıp bir ekosistem haline geldi. Yılın Marka ve İletişim Platformu ödülü ise bu bütüncül yaklaşımın sektördeki karşılığını gösterdi.
Sevgili okurlar, Branding Türkiye’nin serüveni aslında Türkiye’de markalaşma bilincinin geçirdiği dönüşümün öyküsü. Bir markanın yalnızca görünür olmakla değil; değer üretmekle, kültür inşa etmekle ve topluluk yaratmakla var olduğunu hatırlatan bir yolculuk. Ve belki de en önemlisi, bu yolculuk hepimizin parçası. Çünkü markalaşma dediğimiz şey, yalnızca şirketlerin değil; bireylerin, şehirlerin, hatta toplumların kimliğini şekillendiren bir süreç. Markalaşmayı yeniden düşünmek, geleceği yeniden kurmak demek. Sizce, bir markayı marka yapan şey nedir?