Günümüzün hız odaklı, tüketim merkezli seyahat anlayışına adeta meydan okuyan iki genç, sadece sırt çantaları ve uzattıkları başparmaklarıyla kıtaları aşmaya devam ediyor. Fransa'nın kalbi Paris sokaklarından tam üç hafta önce büyük bir heyecan ve cesaretle yola çıkan iki üniversite öğrencisi, hayallerini süsleyen o büyük dünya turu serüveninde Türkiye sınırlarına ulaştı. Klasik turist kalıplarının tamamen dışına çıkarak seyahat eden bu maceraperest ikili, İtalya'nın romantik şehirlerinden Hırvatistan'ın eşsiz kıyılarına, Romanya'nın gizemli şatolarından Bulgaristan'ın yemyeşil doğasına kadar uzanan zorlu ama bir o kadar da keyifli bir rotayı geride bıraktı. Yolculuklarının her bir kilometresini otostop çekerek ve yollarda yepyeni insanlarla tanışarak kat eden Fransız gezginler, Avrupa kıtasındaki bu uzun kara yolculuğunun ardından Kapıkule Sınır Kapısı üzerinden Türkiye'ye adım attı. Serhat şehri Edirne üzerinden ülkeye giriş yapan gençlerin bu sıradışı yolculuğu, hem çevreye duyarlı yaklaşımları hem de sınırları aşan cesaretleriyle görenlerin takdirini topluyor. Sadece birer seyyah değil, aynı zamanda doğanın sadık birer savunucusu olan gençler, gittikleri her yerde kendi ilham verici hikayelerini de geride bırakıyor.
Serhat şehrinin tarihi dokusu büyüledi
Türkiye'ye ayak basar basmaz karşılaştıkları o muazzam manzara ve tarihi atmosfer karşısında adeta büyülenen gençler, soluğu Osmanlı İmparatorluğu'na bir dönem başkentlik yapmış olan Edirne sokaklarında aldı. Kökleri asırlara dayanan tarihi yapıları, taş köprüleri ve geleneksel çarşıları adım adım gezen gezginler, kentin kültürel zenginliğini çok daha yakından soluma fırsatı buldu. Brest Üniversitesi Biyoloji Bölümü'nde eğitimine devam eden doğa tutkunu öğrenci Filiz İvik, gazetecilere ve kendilerine sevgi gösteren yöre halkına yaptığı samimi açıklamalarda, sınır şehrine olan derin hayranlığını gizleyemedi. Şehre hayatında ilk defa geldiğini ancak insanlarının sıcaklığı sayesinde kendisini buraya çok ait hissettiğini belirten İvik, kentin buram buram tarih kokan eşsiz dokusundan olağanüstü derecede etkilendiğini dile getirdi. Özellikle Mimar Sinan'ın "ustalık eserim" diyerek dünya mimarlık tarihine armağan ettiği muazzam yapı Selimiye Camisi, genç gezginin en çok etkilendiği tarihi mekanlar arasında ilk sıraya yerleşti. İvik, bu devasa mabedin ihtişamı karşısında nutkunun tutulduğunu, ince mimari detayların ve estetiğin kendisini derinden sarsacak kadar güzel olduğunu büyük bir heyecanla ifade etti.
Temiz bir gökyüzü için uçağa binmiyorlar
Bu uzun ve meşakkatli yolculuğun arkasında yatan temel motivasyon ise sadece yeni coğrafyalar görmek değil, aynı zamanda küresel iklim krizine karşı çok somut ve sarsılmaz bir duruş sergilemek. Günümüzde karbon ayak izini devasa boyutlara ulaştıran, doğayı tahrip eden ticari havayolu taşımacılığını kesin bir dille reddeden gençler, gezegenin geleceği için oldukça anlamlı ve fedakarca bir eyleme imza atıyor. Seyahat felsefelerini "daha temiz bir çevre ve kirlenmemiş bir gökyüzü" ideali üzerine sıkı sıkıya kurduklarını anlatan İvik, "Bu nedenle dünya turu maceramızın hiçbir aşamasında kesinlikle uçağa binmiyoruz" diyerek çevreci duruşlarının ne denli kararlı olduğunun altını çizdi. Gittikleri ülkelerde doğayla daha fazla iç içe olmak, yerel halkın günlük yaşamına daha yakından tanıklık etmek için zaman zaman kilometrelerce sırt çantalarıyla yürüdüklerini, zaman zaman da o bölgenin tren ve otobüs gibi toplu taşıma araçlarını tercih ettiklerini belirten seyyahlar, otostop kültürünün kendilerine inanılmaz bir sosyalleşme imkanı sunduğunu ve insanlığa olan inançlarını pekiştirdiğini de sözlerine ekledi.
Sırada megakent ve orta asya bozkırları var
Türkiye'nin batı kapısındaki bu ilk, sıcak ve unutulmaz deneyimin ardından ikilinin rotası, medeniyetlerin yüzyıllardır beşiği konumunda olan megakente doğru uzanacak. İvik'in sadık yol arkadaşı olan ve Nanterre Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde öğrenim gören Gabon Manson da Türkiye'deki ilk izlenimlerinin, beklentilerinin çok ötesinde ve son derece pozitif olduğunu aktardı. Bir felsefe öğrencisi olarak yollarda farklı kültürleri, yaşam biçimlerini ve inançları gözlemlemenin kendisi için paha biçilemez bir akademik ve ruhsal deneyim olduğunu vurgulayan Manson, Edirne insanının benzersiz sıcakkanlılığına, samimiyetine ve karşılıksız yardımseverliğine özellikle dikkat çekti. Tanıştıkları insanların kendilerine gösterdiği içten misafirperverliğin, yüzlerce kilometrelik yol yorgunluklarını bir anda unutturduğunu söyleyen Manson, bu tarihi kenti karış karış gezdikten sonra sıradaki durakları olan İstanbul için vakit kaybetmeden yola çıkacaklarını müjdeledi. İki kıtayı birbirine bağlayan boğazın incisini ve o devasa metropolün tarihi yarımadasını keşfetmek için sabırsızlandıklarını dile getiren maceraperest ikili, Türkiye turunu tamamlamalarının ardından rotalarını çok daha doğuya çevirecek. Orta Asya'nın sonsuz bozkırlarını ve gizemli coğrafyalarını keşfetme arzusuyla yanıp tutuşan yorulmak bilmez gezginlerin bundan sonraki durakları ise sırasıyla Özbekistan, Kazakistan ve son olarak da dağlık doğasıyla bilinen Kırgızistan olacak.




