Malum bu aralar medyanın bir numaralı gündemi savaş. Sosyal medyada savaş konuşuyoruz, gazeteler savaşı yazıyor, televizyonlar savaş haberlerini veriyor. 21. yüzyılın dünyası keşke önceki yüzyıllardan dersini almış olsaydı da, artık savaşa değil kalıcı barışa, iyiliğe, güzelliğe odaklanabilseydik. Ama maalesef birileri gücüne güç katacak, birileri cebini dolduracak diye evrim merdiveninde bir basamak daha çıkmayı reddediyoruz!

Savaş her anlamda can sıkıyor ama savaşın ikiyüzlülüğü beni çileden çıkarıyor!

Neyi kastediyorum, anlatayım.

Maşallah her ülkenin savaşa ayıracak devasa bütçesi var. 100 milyar dolar mı dedin? Hiç sorun değil. Yeterki savaş için kullanılacak olsun; ona her zaman para var.

Ama iş, örneğin, küresel ısınmayı durdurmaya, fakirliği ve sınıf sistemini bitirmeye, bir türlü çare bulunamayan hastalıkların tedavi araştırmalarına, tüm dünya ülkelerinin temiz suya erişiminin sağlanmasına, nesli tükenen hayvanların korunmasına falan geldiğinde ona hiçbir zaman bütçe yaratılamıyor.

Savaşlar sürsün, diye kesenin ağzını hep açık tutanlar, diğer konularda “kese boş” diyor.

Bizim ülkede de böyle bu. Mesela okullarda çocuklara bir öğün bedava yemek verecek para yok! Ama güçlüyü daha güçlendirmeye, zengini daha çok zengin etmeye hep para var!

Candostlar Anagorsel Internete1 (3)

*

Böylesi güzel bir gezegen bizlere hediye edilmiş. Oksijen ve besin kaynağı yemyeşil ağaçlar, envai çeşit renkte, desende, şifa veren çiçekler, eşsiz mavilikte ve zenginlikte denizler, nefes kesici dağlar, muhteşem canlı türleri ve kendisine düşünme yeteneği verilen insanoğlu... Medeniyete doğru evrilmemiz elbette kaçınılmazdı ama gelişimimiz Dünya'ya bu kadar zarar verecek şekilde mi olmalıydı?

Bugünkü insanın atası Homo Sapiens yaklaşık 300.000 yıl önce ortaya çıktı.

İlk şehirlerin kuruluşu ve tarım toplumlarının oluşumuyla birlikte medeniyete geçişimiz yaklaşık 10.000–12.000 yıl önce başladı.

Yazının icadı ile birlikte insanlık tarihinin gerçek anlamda kaydını 5.000 yılı aşkın zamandır tutuyoruz. Tarihin dersleri ortada...

Bunca zaman geçmiş. İnsanlık nereden, nereye evrilmiş.

Acaba savaşın kimsenin hayrına olmadığını tam olarak ne zaman kavrarız, merak ediyorum.

Candostlar K O P E K L E R Dunyadan

Köpekler ilk olarak Anadolu'da evcilleştirildi

Köpeklerin insan hayatındaki yerinin tarıma geçişle olduğu düşünülüyordu ancak yeni bir araştırma evcil köpeklerin tarihinin avcı-toplayıcı döneme kadar uzandığını gösterdi. Üstelik araştırma ilk evcilleştirilen köpeklerin Türkiye coğrafyasından çıktığını da ortaya koydu.

Oxford Üniversitesi, Ludwig Maximilian Üniversitesi, Londra Doğal Tarih Müzesi başta olmak üzere uluslararası 17 kurumdan bilim insanlarının katılımıyla gerçekleştirilen araştırmanın sonuçları dünyanın en saygın bilim dergilerinden biri olan Nature’da yayımlandı.

Antik DNA analizlerine dayanan çalışmaya göre, köpekler en az 15.800 yıl önce insanlar tarafından evcilleştirilerek insan topluluklarının bir parçası haline geldi.

Çalışmadaki en önemli bulgulardan biri, Türkiye’nin İç Anadolu Bölgesi’nde yer alan Karaman yakınlarındaki Pınarbaşı arkeolojik alanından elde edildi. Buna göre 15.800 yıl öncesine tarihlendirilen dünyanın en eski “genetik olarak doğrulanmış” köpeği Türkiye’de bulundu. Bu bulgu ayrıca köpeklerin evcilleştirilmesine dair daha önce bilinen tarihi de yaklaşık 5.000 yıl daha geriye çekmiş oldu.

Bu yönüyle Türkiye, köpeklerin evcilleştirilme tarihine dair en erken ve en güçlü genetik kanıtlardan birine ev sahipliği yapmış oldu.

Candostlar S U K R I Z I Bizimgezegen

STK'la su krizine dikkat çekti

Dünya genelinde sulak alanlar giderek azalırken belli coğrafyalarda temiz suya erişim zorlaşıyor. Su konusundaki farkındalığın artırılması için her yıl 22 Mart'ta kutlanan Dünya Su Günü'nde Türkiye'deki STK'lar da önemli başlıklara dikkat çekti.

Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF Türkiye) şu açıklamayı yaptı: Türkiye’de kişi başına düşen su miktarı hızla azalıyor. Bu gidişat, Türkiye’nin su fakiri bir ülke olma riskini büyütüyor. Bir yanda kuraklık, bir yanda sel… İklim krizi ve yanlış su yönetimi, doğa olaylarını felakete dönüştürüyor. Suyumuzun %77’si tarımda kullanılıyor. Son 50 yılda sulak alanların %50’si ekolojik bütünlüğünü kaybetti. Ulusal Su Planı, su güvenliğimizi artırmak ve iklim değişikliğine uyum sağlamak için önemli bir adım. Bu planın hayata geçmesi için güçlü işbirliği, finansman ve kararlı uygulama şart.

Candostlar S U K R I Z I Bizimgezegen3

Tema Vakfı ise Dünya Su Günü’nün bu seneki teması olan “Su ve Toplumsal Cinsiyet” konusunu ön plana çıkararak şu ifadeleri paylaştı: Su varlıklarımız, doğal süreçler ve insan faaliyetleri nedeniyle ciddi bir baskı altında. İklim krizinin etkileriyle derinleşen kuraklık, aşırı hava olayları ve suya adil erişimin sağlanamaması toplumsal eşitsizlikleri artırıyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre özellikle kadınlar ve kız çocukları su teminine ilişkin emeğin büyük bölümünü üstleniyor. Bu durum eğitimden kopuşa ve ekonomik dışlanmaya yol açıyor.”
Greenpeace Türkiye ise kömür santrallerinin su kullanımını gündeme getirerek, “Kömür madenciliği ve kömür santralleri, her yıl 1,2 milyar insanın su ihtiyacına eşdeğer miktarda suyu tüketirken; 1 MWh elektrik için 2.600 litre su harcayan santraller tarımı ve yaşam kaynaklarını hızla kurutuyor. Afşin-Elbistan’da yalnızca bir sektörde ayda 8 milyon m³ yeraltı suyu çekiliyor. Su krizini derinleştiren bu tabloyu tersine çevirmek için geç değil” açıklamasını yaptı.

Candostlar Kulagimizakupe (9)

KULAĞIMIZA KÜPE OLSUN

Hayatın sıkıntısından iki şeyle uzaklaşabilirsiniz: Müzik ve kediler.”

Albert Schweitzer – Nobel Barış Ödülü sahibi doktor/filozof