Dünyaya yeni bir canlı getirmek şüphesiz ki, yaşamın en büyük mucizelerinden biri. Ama “annelik” dediğimiz sadece dünyaya bir bebek getirmekten mi ibaret? Mesela bir çocuk doğurup onu terk edene, anne denilebilir mi? Çocuğuna sabah akşam şiddet uygulayana, taciz edene, satana, anne denilir mi? Annelik demek saf sevgi demek. Özveri demek. Karşılıksız sevgiyle, sonsuz şefkatle ve sabırla bir çocuğu büyütmek, yetiştirmek demek.

O mutlu olsun, huzurlu olsun, güvende olsun, sağlıklı olsun diye elinden gelenin misliyle fazlasını yapmak demek.

O zaman, demek oluyor ki; annelik kavramı sadece doğurmakla ilgili değil.

*

Ülkemizin abuk sabuk gündemlere hiç ihtiyacı olmamasına rağmen bu hafta herkesin dilinde bir markanın anneler günü reklamı vardı.

Beyaz eşya ve ev aletleri üreten bu ünlü marka bana göre son derece hoş bir reklam hazırlamış.

Klasik anneler günü reklamlarından biraz farklı. Çünkü reklamda annelik kavramının o geniş konseptine vurgu yapılmış.

İki farklı anne profili çizilmiş. Biri anne deyince aklımıza gelen anne. Diğeri ise “çocuğum” diye sevdiği köpeğinin annesi.

Bu reklam fırtınalar kopardı.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş sosyal medya hesabından reklamı sert dille eleştirdi. “Annelik, reklam diline indirgenerek değersizleştirilecek bir kavram değildir!” dedi ve annelik gibi “derin ve kurucu bir değerin, iletişim stratejileri uğruna esnetilmesini ve sıradanlaştırılmasını” kabul etmediklerinin altını çizdi. Tabii RTÜK durur mu; jet hızıyla reklamla ilgili inceleme başlattı.

Candostlar Anagorsel Internete (3)

Bu ülkenin “anneleri” ne acılar çekiyor.

Sokak ortasında veya evinde çocuklarının önünde katlediliyor o çok değer verdiğiniz anneler!

Çocuğu öldürülüyor, adalet yerine gelsin diye kendini paralıyor da, adalet bulamıyor anneler!

Çocuğunun istismar edildiğini, can güvenliklerinin olmadığını haykırıyor ve sonra kızıyla öldürülüyor anneler!

Üç kuruş para kazanmak için çocuklarını evde bırakıyor ve döndüğünde ölü bedenlerini buluyor anneler!

Eşinden şiddet görüyor anneler!

Çocuklarını doyurmak için çöpten yiyecek topluyor anneler!

Toprağını korumak için eylem yapıyor, güvenlik güçlerince yerlerde sürükleniyor anneler!

Daha neler neler yaşıyor anneler...

Bir kere çıkıp da herhangi bir bakan “annelerimizin bu kadar değersizleştirilmesini kabul etmiyoruz” dedi mi?

Reklamlarla uğraşacağınıza biraz da bu annelere hassasiyet gösterebilseniz keşke.

*

Bir sözüm de RTÜK'e...

Bu reklam için “aile kavramı üzerinden ekranlarda değer erozyonuna hiçbir suretle izin vermeyeceklerini”, “Annelik gibi yüce bir değerin değersizleştirilmesine karşı duracaklarını” açıklamış.

Madem annelik ve aile kavramı sizler için bu kadar önemli, gündüz kuşağındaki rezil programlarla ilgili neden inceleme başlatmıyorsunuz?

Aile içi ensest ilişkilerden eşini 80 küsur kere aldatanlara, damadından hamile kalandan el kadar çocuklarını bırakıp başkasına kaçanlara... Her gün ekranlarda rating uğruna aile ve annelik kavramı ayaklar altına alınıyor. Hani, bunlara neden ses çıkarmıyorsunuz?

Gündüz programlarında kendisine “anne” denilen rezillerden bin kat daha annedir herhangi bir canlıya sevgisini veren, O'na bakan, büyüten, koruyan kollayan her kadın!

*

Anneliğin hakkını veren, cana can katan, merhametini esirgemeyen, sonsuz ve koşulsuz seven tüm annelerin anneler günü kutlu olsun.

Candostlar Hayvandovusleri Dunyadan (1)

Hayvan dövüşleri şiddeti güzelliyor

Hayvan hakları savunucularının uzun yıllardır iptal edilmesi için uğraş verdiği hayvan dövüşleri, tüm itirazlara rağmen “gelenek görenek” adı altında devam ettiriliyor.

Son olarak Kemalpaşa'da düzenlenen Boğa Güreşi Festivali, hayvan severlerin tepkisini topladı. Festival alanına giderek buradan görüntüler paylaşan Afalina Hayvan Hakları Topluluğu temsilcisi Kutay Özkan, izlenimlerini şu sözlerle paylaştı: “Burada sabahtan beri onlarca boğa para ve zevk için kötü hava koşullarında dövüştürülüyor. Dövüştürülecek olan boğaların bekleme süreçleri de çok stresli. Gün boyu soğukta ve yağmurda bekliyorlar. Buna güreş diyorlar daha sportif ve geleneksel bir hava katmak için. Ama nasıl ki bir insan sopayla bir köpeği dövdüğünde bu kabul edilemezse; birbirine zarar vermek için şartlandırılmış boğaların böyle bir arenada bulunması da kabul edilemez. İşin üzücü yanlarından biri de alanda yüzlerce çocuk var. Çok yakın zamanda okullarımızdan ölüm haberleri geldiği bu dönemde şiddetin böylesine güzellenmesi, böylesine normalleştirilmesi çok üzücü.”

Festivalde birbiri ile dövüşmek istemeyen boğaların sopalarla birbirlerine doğru itildiği anları da videoda paylaşan Özkan, “Birbirine zarar vermek istemeyen hayvanları dövüşe yönlendiriyorlar. Hayvanların dövüşmek gibi bir dertleri yok” dedi.

Etkinliğe destek veren kurumlardan Kemalpaşa Belediyesi ve bu tip dövüşlere izin veren İzmir İl Hayvan Koruma Kurulu’nu da eleştiren Özkan, bu durumu kınadıklarını dile getirdi; Afalina Hayvan Hakları Topluluğu olarak tüm vatandaşları CİMER ve sosyal medya üzerinden hayvan dövüşlerini şikayet etmeye davet etti.

İzmir'de “yeşil pazar” doğaseverleri bekliyor

İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin düzenlediği “Parkta Etkinlik Var” Mayıs ayı programı ağaçları ve doğayı sevenler için birbirinden güzel etkinlikler içeriyor.

Belediyenin İzmirli vatandaşları yeşille buluşturmak üzere düzenlediği etkinliklerde bu pazar günü (10 Mayıs 2026) iki farklı program hazırlandı.

İzmir'in gözbebeği Kültürpark'a yolu düşenler saat 10.00-12.30 arasında “Ağaçlarla Tanışma Etkinliği”ne katılabilir. Etkinlikte katılımcılar Kültürpark’taki farklı ağaç türlerini birlikte keşfedecek, onların özelliklerini, yaşam döngülerini ve kent ekosistemindeki önemini öğrenecek.

Aynı saatlerde düzenlenecek bir başka etkinliğin adresi ise Akdeniz ekosisteminin çok iyi korunmuş örneklerinden biri olan Güzelbahçe Yelki'deki Olivelo Yaşayan Parkı olacak. Olivelo Yaşayan Parkı’ndaki Doğa Gözlem etkinliğinde katılımcılar hem doğada yürüyüş keyfi yapacak hem de canlı türlerini yerinde inceleyecek. Rehberli etkinliklere katılım ücretsiz.

Candostlar Kulagimizakupe (11)

KULAĞIMIZA KÜPE OLSUN

"Ne kadar çok sevgimiz varsa, dünyadaki yolculuğumuzu o kadar kolaylaştırırız."

-Immanuel Kant