Türkiye’nin en dinamik basın yapılarından birine sahip olan İzmir’de, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü anlamlı bir buluşmaya sahne oldu. İzmir Valisi Süleyman Elban, kentte görev yapan gazetecilerle Balçova Termal Otel’de düzenlenen kahvaltılı toplantıda bir araya geldi. Samimi bir atmosferde gerçekleşen buluşmada, gazeteciliğin dünü, bugünü ve geleceği masaya yatırıldı. Vali Elban, sadece bir kutlama mesajı vermekle yetinmedi; mesleğin karşı karşıya olduğu varoluşsal tehditlere, teknolojik dönüşümün yarattığı etik erozyona ve gazetecilerin toplumdaki kritik rolüne dair çarpıcı tespitlerde bulundu. Gazeteciliğin sıradan bir iş olmadığını, ancak "aşkla" yapılabileceğini belirten Elban, bu tutkunun zorluklara göğüs germek için en büyük motivasyon kaynağı olduğunu ifade etti.

Denizden su temini artık lüks değil zorunluluk

Toplantıda yaptığı değerlendirmelerde ezber bozan ifadelere yer veren Vali Elban, İzmir’in su geleceği için "deniz suyu arıtımı" seçeneğinin artık bir tercih değil, zorunluluk haline geldiğini vurguladı. Yıllardır maliyetli olduğu gerekçesiyle mesafeli yaklaşılan bu teknolojinin, gelinen noktada ekonomik açıdan makul bir seviyeye indiğine dikkat çeken Elban, çarpıcı bir kıyaslama yaptı. Vali Elban, "Her şeyden önce denizi kullanıp su almamız gerekiyor. Teknoloji çok gelişti ve maliyetler düştü. Bugün denizden arıtılarak üretilen suyun maliyetiyle, kentin su idaresi olan İZSU’nun mevcut su temin maliyeti hemen hemen aynı seviyeye gelmiş durumda" ifadelerini kullandı. Bu tespit, İzmir’in su yönetiminde yeni bir dönemin kapılarını aralayacak nitelikte görülürken, Elban çok hızlı aksiyon alınması gerektiğinin altını çizdi.

Yağmur yağıyor ama yanlış yere düşüyor

Küresel iklim değişikliği gerçeğinin İzmir özelindeki yansımalarını detaylandıran Vali Elban, yağış istatistiklerinin yanıltıcı olabileceğine değindi. Kentte son dönemde etkili olan yağışların sevindirici olduğunu ancak "su güvenliği" açısından beklenen faydayı tam olarak sağlamadığını belirten Elban, yaşanan paradoksu şu sözlerle anlattı: "Şu an gerçekten güzel yağmurlar geldi, ancak ne yazık ki arzu edilen baraj havzaları bölgesine yeterli yağış düşmedi. İklim krizinin yarattığı en büyük sorunlardan biri de bu. Yıllık toplam yağış miktarına baktığınızda, istatistikler size geçmiş yıllarla aynı miktarın yağdığını söylüyor. Ancak yağışın karakteri ve düştüğü yer değişti. Önceden zamana yayılarak yavaş yavaş yağan ve toprağı besleyen yağmurlar, şimdi kısa sürede, aniden ve tek bir noktaya düşüyor."

Su stresi kuşağında tehlike çanları çalıyor

İzmir’in bulunduğu coğrafi konum itibarıyla su stresi altındaki bir iklim kuşağında yer aldığını hatırlatan Süleyman Elban, düzensizliğin yeni normal haline geldiğini ifade etti. Sahil şeridine düşen şiddetli yağışların, barajları doldurmadan doğrudan denize akıp gittiğini belirten Elban, bu durumun kentsel su yönetimini zorlaştırdığını dile getirdi. Elban, "Sahile düşen yağışlar havzalara düşse su stresimiz belki daha az olurdu. Suyla ilgili bu düzensizlik bu ikilim kuşağında en önemli etken oldu. Diğer iklim kuşaklarında da var ama etkisi daha az hissediliyor. Oralardaki düzensizlik ya da kısmi azlık çok daha az etkileniyor. Ancak bizim iklim kuşağımız zaten su stresi altında olan bir iklim kuşağı. Suyla ilgili genel durum bu" şeklinde konuştu.

Gediz Nehri için merkezi hükümet devrede

Toplantıda gazetecilerin yönelttiği bir diğer kritik soru ise Ege’nin can damarlarından biri olan ancak kirlilikle anılan Gediz Nehri ile ilgiliydi. Nehrin durumu hakkında değerlendirmelerde bulunan Vali Elban, sorunun çözümü için Ankara’nın devrede olduğunu belirtti. Merkezi hükümet nezdinde çok ciddi tedbirlerin hayata geçirildiğini aktaran Elban, tarımsal kirlilikten evsel ve sanayi atıklarına kadar geniş bir yelpazede çalışmalar yürütüldüğünü söyledi. Kirliliğin bir günde sona ermesinin mümkün olmadığını ancak sürecin kararlılıkla işletildiğini vurgulayan Elban, "Bizim sınırlarımıza girdiği andan itibaren deltaya dönüşüyor zaten çok tehdidi de yok. Kirlilik bir sorun. Başka kirli yerler de var yani" değerlendirmesinde bulundu.

Terör örgütleri eğitimlerini dijital dünyaya taşıdı

Güvenlik konularına da geniş yer ayıran Süleyman Elban, terörle mücadelenin sadece dağda veya şehirde değil, internet ortamında da sürdüğünü anlattı. Özellikle DEAŞ ve benzeri terör örgütlerinin yapılanma süreçlerini değiştirdiğini belirten Elban, örgütlerin eleman temini, propaganda ve eğitim faaliyetlerini dijital mecralara kaydırdığını söyledi. Türkiye’nin jeopolitik konumu gereği sürekli tehdit altında olduğunu hatırlatan Vali, "Artık kararlar, eylemler ve eğitimler internete geçti. Ancak biz de devlet olarak o mecrayı çok sıkı takip ediyoruz. MİT ve emniyet istihbaratımız teknolojiyi en üst düzeyde kullanarak sanal devriyeler atıyor. Sadece fiziki değil, dijital dünyada da teröre geçit vermiyoruz" diye konuştu. Elban, İzmir özelinde endişe verici, somut ve büyük bir terör tehdidinin bulunmadığını, yapılan operasyonların "ön alma" ve "hücreleri kurutma" stratejisinin bir parçası olduğunu sözlerine ekledi.

Uyuşturucu illetinde hedef sentetik maddeler

Toplumun kanayan yarası uyuşturucu kullanımıyla ilgili soruları da yanıtlayan Vali Elban, mücadelenin iki sacayağı olduğunu belirtti: Arzın önlenmesi ve talebin azaltılması. Dünyada sentetik uyuşturucuların yaygınlaştığını ve fiyatlarının ucuzlaması nedeniyle gelir seviyesi düşük grupları tehdit ettiğini belirten Elban, "Torbacı diye tabir edilen sokak satıcılarına nefes aldırmıyoruz. Ancak asıl mesele talebi kırmak. Gençlerimizin bu illete hiç bulaşmamasını sağlamak için eğitim ve farkındalık çalışmalarına ağırlık veriyoruz" dedi.

İzmir'de kaç kişi tahliye olacak?

Kamuoyunda merakla beklenen cezaevi tahliyeleri ve denetimli serbestlik düzenlemeleriyle ilgili "İzmir'de kaç kişi tahliye olacak?" sorusuna da açıklık getiren Elban, sürecin dinamik olduğunu ve kesin rakam vermenin şu aşamada mümkün olmadığını ifade etti. Tahliye şartlarının mahkumların durumuna göre değiştiğini belirten Vali, "İlgili suçtan yatan birinin başka bir dosyası kesinleşebiliyor veya infaz şartları değişebiliyor. Dolayısıyla sayı henüz netleşmedi. Muhtemelen 2-3 hafta içerisinde yüzde 80-90 oranında sayı belirginleşir" bilgisini paylaştı.

Denizli Pamukkale’de feci ölüm!
Denizli Pamukkale’de feci ölüm!
İçeriği Görüntüle

Kötü niyetli klavyeşörler mesleği tehdit ediyor

Konuşmasının büyük bir bölümünü dijitalleşmenin medya üzerindeki yıkıcı etkilerine ayıran Vali Elban, bilgi kirliliği ve hız tutkusunun gazetecilik mesleğine verdiği zararları anlattı. Klasik haberciliğin temel taşları olan araştırma, doğrulama, süzgeçten geçirme gibi süreçlerin sosyal medya hızı karşısında yenik düştüğüne dikkat çeken Elban, "Hiçbir gazetecilik eğitimi ve terbiyesi olmayan birçok insan sosyal medya üzerinden, hiçbir bilgi ve etiğe sahip olmadan haber paylaşımı yapmakta. Bunu yaparken ne meslek etiğini gözetiyor ne de insanlara zarar verebileceğini düşünüyor. Bu işi özünde benimseyen yapan insanlar bu terbiyeden geldiği için böyle bir şeyle karşılaşıyorsunuz" dedi.

Gerçek gazetecilerin teyit mekanizmasını işletirken zamanla yarıştığını, ancak yalanın dijital dünyada ışıktan hızlı yayıldığını belirten Vali, teknolojinin "kötünün lehine" bir zemin oluşturduğunu savundu. Elban, "işini yapan insanlar teyit etmeye çalışırken o haber eskiyip gidiyor. Dolayısıyla kötü ve iyi arasında teknoloji ne yazık ki kötünün lehine bir durum çıkardı" tespitinde bulundu.

Yapay zeka yalan haberi fabrikasyona dönüştürdü

Süleyman Elban’ın dikkat çektiği bir diğer önemli tehlike ise yapay zeka teknolojilerinin kötü niyetli kullanımı oldu. Artık sadece metinlerin değil, görsellerin ve seslerin de manipüle edilebildiği bir çağda yaşadığımızı hatırlatan Elban, "Kötü niyetli insanlar dilediği haberi uydurup, dilediği görseli üretebiliyor. Böyle de bir sorun var. Bu anlamda da eğer haberi yapan kişi gerçek anlamda gazeteciyse endişe edilecek bir şey yok. Ancak kimliği bilmediğiniz, meslekle ilgisi olmayan insanlar paylaştığında isterse doğru olsun bilemiyorsunuz. Dolayısıyla bu teknolojideki, özellikle dijitalleşmedeki gelişmeler birçok mesleği zora sokuyor, yok ediyor" ifadelerini kullandı. Bu teknolojik kuşatmanın birçok mesleği dönüştürdüğünü ancak en ağır bedeli basın sektörünün ödediğini vurgulayan Elban, sektörün bu hıza ayak uydururken meslek onurundan taviz vermemesi gerektiğinin altını çizdi.

Gazeteci kimsenin alkışlayıcısı değildir

Vali Elban, gazetecilerin toplumdaki rolünü tanımlarken de net ifadeler kullandı. Gazetecinin görevinin sadece olanı biteni aktarmak olduğunu, birilerini memnun etmek gibi bir misyonu bulunmadığını belirten Elban, "Gazeteci yanlış varsa onu yazar. Gazeteci kimsenin alkışlayıcısı da değil, ayna gibidir bu. Neyse onu yazar basın. Çoğu zaman bizim basın mensuplarımız neredeyse yorum da katmaz. Haberi olduğu gibi aktarır. Dolayısıyla bu meslekte doğru olmak ana ilke ama doğru haberi kimse sevmiyor. Zaten böyle bir zorluğu var. Yetiştirme zorluğu var. Günceli yayma zorluğu var. Birçok zorluk var." dedi. Doğruyu söylemenin ve yazmanın her dönemde zor olduğunu, muhatapları tarafından sevilmediğini hatırlatan Elban, "Kimse kendisiyle ilgili olumsuz bir haberin manşetlerde olmasını istemez. Çoğu zaman bizim basın mensuplarımız neredeyse yorum da katmaz. Haberi olduğu gibi aktarır. Dolayısıyla bu meslekte doğru olmak ana ilke ama doğru haberi kimse sevmiyor. Zaten böyle bir zorluğu var. Yetiştirme zorluğu var. Günceli yayma zorluğu var. Birçok zorluk var." şeklinde konuştu.

Dönüşüm kaçınılmaz, aksi halde meslek yok olur

Sektörün geleceği adına bir uyarıda da bulunan İzmir Valisi, dijital dönüşüm karşısında pasif kalınmaması gerektiğini söyledi. Konunun uzmanlar, akademisyenler ve meslek örgütleriyle birlikte ele alınması ve acil bir eylem planı oluşturulması gerektiğini belirten Elban sözlerini, görevi başında hayatını kaybeden basın şehitlerini rahmetle anarak ve emekli gazetecilere sağlıklı bir ömür dileyerek noktaladı.

Kaynak: HABER MERKEZİ