Açlık

Abone Ol

Norveçli ünlü yazar Knut Hamsun'un bilinen bir romanıdır 'Açlık'. Oslo'da yaşayan yoksul biz yazarın yaşam öyküsünü konu alan roman ilk kez 1890 yılında basılmasına karşın ününü yıllarca sürdürmüş; Roman kahramanı, kiralık bir odada sefil bir yaşam sürdürmekte, gününü sokaklarda parklarda geçirmektedir. Zaman zaman aç yatmakta, yoksulluğu fiziksel ve ruhsal anlamda derinden hissetmekte, travmalar içerisinde yaşamını sürdürmektedir.

Günümüz Türkiye'sinde yoksulluğu böylesine derinden hisseden, yatağa aç girenler var mıdır? Sosyal medyadaki sokak röportajlarına bakarsanız, beslenme çantası boş olarak okula giden, evlerinde tencere kaynamayan, yatağa doymadan giren çocukların var olduğu, gününü bir simitle parklarda, sokaklarda geçiren emeklilerin yaşadığı bir ülke Türkiye. İktidara ve trollerine bakarsanız bunlar tamamen muhalefetin olumsuz propagandasından ibaret, ülkede ekonomi şahlanmış, herkesin keyfi yerinde. Ancak rakamlar yalan söylemez.

****

İşte gerçekler;

En düşük emekli maaşı 20 bin, asgari ücret 28 bin 75 lira. Ya açlık sınırı; Ocak ayında 31 bin 224 lira. Yaklaşık 5 milyon emekli açlık sınırının altında en düşük emekli maaşını almakta. Asgari ücretler ise artık ortalama maaşa dönüşmüş durumda. Emekli maaşlarının Milli Gelir içindeki payı 2016'da yüze 7.04 iken, bu oran 2022'de yüzde 4.36'ya gerilemiş.

Bir diğer gösterge sosyal yardımlardan yararlanan hane sayısı; 2024'te 4 buçuk milyon. Bu da yaklaşık 18 milyon kişinin sosyal yardım aldığını ortaya koyuyor. Sosyal yardımlar 1750 lira ile 4 bin 500 lira arasında değişmekte. İktidar yaptığı sosyal yardımlarla övünüyor, onları oy devşirme aracı olarak görüyor da 18 milyon kişiyi nasıl muhtaç duruma getirdiğinin hesabını vermekten kaçınıyor. Yoksulluğun derinleşmesiyle övünen bakanlar hangi ülkede var acaba?

****

Enflasyon olayına hiç girmeyelim; TÜİK'in makyajlı verilerine göre Ocak ayı enflasyonu yüzde 4.84. Gıda enflasyonu ise 6.59. Sudan, Arjantin ve İran'dan sonra dünya dördüncüsüyüz. Avrupa'da ise açık ara birinciliği kimseye kaptırmıyoruz. Gıda fiyatları bütün dünyada düşerken, ülkemizde korkunç rakamlara ulaşıyor. Dar gelirlilerin bütçesinde gıda giderleri ilk sırayı alırken, kira ve ulaşım giderleri ardından gelmekte. Bu ne demek? Emeklinin, asgari ücretlinin tenceresi etle buluşamıyor, peynir, süt, sebze, meyveye de ulaşılamıyor. Makarnayı, bulguru, patatesi bulan dar gelirli yatağa aç girmediğine şükrediyor.

****

Hukuk, adalet, yargı, özgürlükler, yolsuzluklar konularına hiç girmeden gelir adaletsizliğine bakalım; Yine TÜİK verilerine göre 2025'de en zengin yüzde 20'lik kesim toplam gelirin yüzde 48'ini, neredeyse yarısını almakta. Geriye kalan yüzde 80'lik kesim ise gelirden diğer yarıyı almak için mücadele ediyor. Gelir piramitinin altı ve üstü daha da karışık; En zengin yüzde 5'lik kesim gelirin yüzde 22.8'ine el koyarken, En yoksul yüzde 5'lik kesim yüzde 1 ile yetinmekte.

Yokluk, yoksulluk sarmalında vatandaş aç kalmama savaşı verirken, medyamız sansasyonel uyuşturucu partileriyle, skandallarla uğraşıyor, bir yerde mahalle yanarken saçlarını tarıyor.

Son noktayı Nazım'la koyalım; '’Açlık ordusu yürüyor, yürüyor ekmeğe doymak için, ete doymak için, kitaba doymak için, hürriyete doymak için.''

Yıl 2026. Vatandaş ekmeğe doymak, ete doymak için, çocuğunun yatağa aç girmemesi, beslenme çantasının dolması için sandıklara yürüyor.