Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitüsü'nde yapılan bir TÜBİTAK projesinde, benzer teknolojilere göre yüzde 81 daha fazla su tasarrufu sağladıklarını söylüyor Ömer Yuluğ. Peki bu nasıl mümkün oluyor? Kendi deyişiyle: "Siz susadığınızda duş alır mısınız? Hayır, ağzınızla su içersiniz. Ben bitkinin ağzını gören şeyi icat ettim."
Albert Einstein'a atfedilen şöyle bir söz var: "Hiçbir özel yeteneğim yok. Yalnızca tutkulu bir meraklıyım."
Bana sorarsanız başarılı insanları diğerlerinden ayıran en önemli şey, merak duygusu. Ömer Yuluğ'un hikâyesi de öyle... Liseden sonra merakla kapısını araladığı Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü'nde önce gökyüzüyle ilgilendi. Ama babasının yönlendirmesiyle yeryüzüne, daha doğrusu toprağın altına inmeye karar verdi.
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü'nde Prof. Dr. Süer Anaç ve Prof. Dr. Şerafettin Aşık gibi duayen iki akademisyenin yönlendirmesiyle başka bir evreye geçen yolculuğu, yüksek lisans, sektör deneyimi ve 1997'de aile şirketine katılımla devam etti.

Yuluğ, Kansas Eyalet Üniversitesi'nde yüzey altı damla sulama, Kaliforniya'da arıtılmış suların yeniden kullanımı, Texas'ta rejeneratif tarım projeleriyle kariyerini uluslararası arenaya taşıdı...
Türkiye'ye dönerek büyük havzalarda sulama ve su yönetimi projelerini hayata geçiren Yuluğ'un kariyeri boyunca karşısına çıkan inatçı bir sorun kafasını karıştırmaya devam etti: "İstediğiniz kadar doğru proje yapın, istediğiniz sensörü kullanın sahada su hesabınız tutmuyor."
Neden mi? Çünkü kullanılan teknolojiler kirli veri üretiyor. Nem sensörleri var ama sulama sırasında toprak partikülleri şiştikçe ve büzüldükçe ölçüm sonuçları değişiyor. Dünyada hiçbir sensör, her sulamadan önce kendisini kalibre edemiyor. Peki çözüm?
Ömer Yuluğ, sulamanın tanımına geri döndü: "Bitkinin ihtiyaç duyduğu suyun, doğal yağışlarla karşılanamayan kısmının, doğaya zarar vermeden, bitkinin etkili kök bölgesine verilmesi." İşte asıl soru buradaydı: Bitkinin etkili kök bölgesini bilen bir sensör var mı?Cevap: Yoktu.
Bitkinin etkili kök bölgesini yani toprakla değil direkt kökle konuşan, kökün haritalamasını çıkaran bir sensör modülü inşa etmek üzere araştırmalara başladı Yuluğ. Ege Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Bölgesi'nde çok sayıda denemenin ardından yerlilik oranı yüzde 95 olan bir sensör modülü geliştirdi.

Ama yetmedi. Asıl mesele toprakta nemi ölçmek değil, etkili kök bölgesinde "kapiler su hareketini" yönetmekti. Yani peçeteye damlayan suyun yayılması gibi toprakta da suyun hareketini izleyen, kök bölgesinin altına kaçmadan sulamayı kesen bir modüldü gereken.
Bugün gelinen noktada, sistemde 65 farklı sensör var. Kökleri röntgenliyor, kapiler hareketi yönetiyor, her sulamadan önce kendini kalibre ediyor. Ve 10 kilometre çapındaki bir alanda tüm sulama birimlerini otonom yönetebiliyor.
Peki ya yapay zeka? Ömer Yuluğ bu konuda net: "Bugünkü yapay zekalar halüsinasyon görüyor. Gerçek veriye değil, yönlendirildiği veriye gidiyor." Şimdiki hedefi, halüsinasyon görmeyen, uzmanların bilgisini toplayan, tahmin değil net karar veren bir süper yapay zeka.

Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitüsü'nde yapılan bir TÜBİTAK projesinde, benzer teknolojilere göre yüzde 81 daha fazla su tasarrufu sağladıklarını söylüyor Ömer Yuluğ. Peki bu nasıl mümkün oluyor? Kendi deyişiyle: "Siz susadığınızda duş alır mısınız? Hayır, ağzınızla su içersiniz. Ben bitkinin ağzını gören şeyi icat ettim."
Yeni kitabının adı: "Dünyanın Susuz Yüzü". Ve uyarısı net: "30 yıldır su projeliyorum, hiç bu kadar hızlı bir gidiş görmedim. İstatistik bir bilimse, çocuklarımızı çok kötü bir gelecek bekliyor. Ama bunu kabullenmekle değil, eyleme geçmekle ilgilenmeliyiz. Derhal, bugün."
İşte bu köşenin hikâyesi de bu: Şikayet edip bekleyenler değil, "bir şey yapmalı" diyerek bitkinin ağzını görenler, kökle konuşanlar, suyu yönetenler. Ömer Yuluğ gibi...
*******************************
Su Geleceğe Olan Sözümüzdür
Geçtiğimiz ay İzQ Girişimcilik ve İnovasyon Merkezi, suyun geleceği için söz verenlerle doluydu. Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) öncülüğünde, Ege Bölgesi Sanayi Odası ve İzmir Ticaret Borsası'nın katkılarıyla düzenlenen "Su Konferansı"nda, tarım, sanayi ve kentsel sulama başlıklarında susuzluğa karşı eylem planları masaya yatırıldı. "Su Geleceğe Olan Sözümüzdür" başlıklı kısa filmin gösterimiyle başlayan konferansta, konunun tüm uzman ve yetkilileri son durumu ve yapılan çalışmaları aktardı. Yenilikçi teknolojilerin de gündeme taşındığı etkinlikte asıl dikkat çekense salonu tıklım tıklım dolduran gençlerdi. Öğrencilerin geleceklerine sahip çıkması ve çevre teknolojilerine duydukları merak, karanlık tabloda parlayan bir umut ışığıydı.

Bu tablo aslında tesadüf değil. Sibel Zorlu başkanlığındaki ESİAD, "bir şey yapmalı" diyerek eyleme geçen en güçlü sivil toplum örgütlerinden biri. Dernek, hizmet alanını iş dünyası ile sınırlı tutmayarak gençleri hatta çocukları önceleyen projeleriyle öne çıkıyor. Sürdürülebilirlik Elçileri programıyla gençleri bu alanda proje yapmaya ve uygulamaya davet ediyor, staj ve iş imkanı sunarak kariyerlerini destekliyor. Üniversite öğrencileriyle iş dünyası arasındaki ilişkileri derinleştiren Climathon İzmir ise farklı bölümlerden öğrencilerin ekip oluşturarak birbirleriyle yarıştığı, geleceği şekillendirecek projelerin doğduğu bir platforma dönüşüyor. Susuzluk, geri dönüşüm, enerji ve yapay zeka gibi başlıklarda verileri ortaya koyan, çözüm yollarını gösteren raporlar hazırlayan dernek, bunların uygulanması için de diğer kurumları harekete geçiriyor.
Su Konferansı'nda gördük ki iş dünyası, sivil toplum ve gençlik bir araya geldiğinde umutsuzluk yerini eyleme bırakıyor. Konferansta katılımcı gençlerin mesajlarıyla oluşturulan filmi izlemek ve bu umuda ortak olmak için linki buraya bırakıyorum: https://www.youtube.com/watch?v=V7VTEu-6OeU
*******************************
Bir şey yapmalı
Her gün dünyamızın daha da kötüye gittiğine ilişkin bir veriyle, bir analizle uyanıyoruz. Suyumuz tükeniyor, doğamız kirleniyor, ormanlarımız yanıyor. Ve yine her gün teknolojide yeni bir eşiğin aşıldığına tanıklık ediyoruz. Yapay zekanın işimizi elimizden alacağı, bizi köleleştireceği hatta yok edeceği yorumları güç kazanıyor.
Bu tablo karşısında bireyler olarak kendimizi güçsüz hissediyoruz. Sorunları sayıp dökmek artık bir çözüm sunmadığı gibi bizi karamsarlığa ve umursamazlığa itiyor.
Bu köşede, kaynakların tükenmesinden, kirlilikten ve susuzluktan yakınmayacağız.
Biz, bu sorunlarla mücadele edenleri konuşacağız.
Üretimde fosil yakıtların payını azaltan işletmeleri, atık suyunu geri kazanan sanayi bölgelerini, suyunu verimli kullanan çiftlikleri sahada takip edeceğiz.
Karbon ayak izini sıfırlama hedefiyle işe koyulan, yurttaşlarını harekete geçiren belediyeleri, eylem planlarını uygulamaya sokan sivil toplum kuruluşlarını anlatacağız.
Akıllı dönüşümün tehditlerine değil fırsatlarına odaklananları konuk edeceğiz. Amacımız, "teknoloji geliyor, ben ne yapacağım?" endişesi yaşayanlara, dönüşümün içinde nasıl yer alabileceklerine dair somut örnekler sunmak. Çünkü "Akıllı ve Yeşil Dönüşüm", insanı dışlayan değil güçlendiren bir hikaye yazıyor. Şikayet edip homurdanmak yerine "bir şey yapmalı" diyerek harekete geçenleri bu köşeye davet ediyoruz.