Menemen’deki pamuk tarlasında uydu görüntüleri, drone cihazları, toprak sensörleri ve algoritmaların kullanıldığı projeyle vahşi sulamaya göre yüzde 30 ila 50, sıradan yağmurlama sistemine göre yüzde 18 su tasarrufu sağlandı
Küresel iklim değişikliği etkilerini yoğun şekilde hisseden Türkiye, 100 yıl için yapılan tahminlere göre su kaynaklarının yaklaşık yüzde 25'ini kaybedecek.
Son haftalarda geçirdiğimiz yağışlı dönem ve artan baraj doluluk oranları bizi yanıltmasın: Türkiye, kişi başına yıllık 1313 metreküp kullanılabilir su miktarıyla "su stresi" yaşayan ülkeler arasında yer alıyor.
2030'dan itibaren "su sıkıntısı" yaşayan ülkeler arasına girmesi beklenen Türkiye'nin su karnesi, uyarı sinyalleri veriyor.
Türkiye, yılda tükettiği 57 milyar metreküp suyun yüzde 77'sini tarım, yüzde 12'sini konut, yüzde 11'ini de sanayide kullanıyor.
"Su tasarrufu" denilince aklımıza evdeki musluk geliyor ama tarımsal sulamada yapılacak yüzde 15'lik bir tasarruf neredeyse evlerde tükettiğimiz toplam su miktarına denk geliyor.
Tarımsal sulamanın yüzde 61'i ise hâlâ "vahşi sulama" dediğimiz salma sulama yöntemiyle yapılıyor. Yani su, tarlaya salınıyor, nereye giderse... Damla ve yağmurlama gibi modern sulama tekniklerinin payı son yıllarda artsa da henüz yüzde 39 seviyesinde.

Basınçlı sulama sistemleri içinde de akıllı teknolojilerin kullanımıyla yeni tasarruf alanları açılabiliyor. İşte İzmir Ticaret Borsası Genel Sekreteri Erçin Güdücü'nün anlattığı proje de tarlada teknolojik dönüşümün güzel bir örneğini veriyor.
Pamuk, en çok su tüketen ürünlerden biri. Bu yüzden son yıllarda adeta "günah keçisi" ilan edildi. Ama Güdücü'nün vurguladığı kritik bir nokta var: Pamuğun alternatifi ne? Sentetik elyaflar, petrol türevi kumaşlar... Yani pamuğu suçlayıp hayatımızdan çıkardığımızda karşımıza çıkan seçenek fosil yakıt kaynaklı ürünler. Bu ikilemde çözüm, pamuğu suçlamak değil pamuk üretimini akıllı teknolojilerle dönüştürmek. İşte tam da bu anlayışla yola çıkan İzmir Ticaret Borsası ve borsa tarafından kurulan İzmir Tarım Teknoloji Merkezi, çok ortaklı bir projeye imza attı.
Projenin paydaşlarına baktığımızda, gerçek bir işbirliği tablosu görüyoruz: Tarım ve Orman Bakanlığı'na bağlı Uluslararası Tarımsal Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğü (UTEM), Japonya Tokyo Tarım ve Teknoloji Üniversitesi, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi ve Kapsayıcı Büyüme Derneği... Kamu, üniversite, özel sektör ve sivil toplumun bir araya geldiği bu yapı, aslında akıllı tarım teknolojilerinin yaygınlaşması için gereken ekosistemin de bir prototipi niteliğinde.
Çalışma, Menemen'deki 40 dönümlük pamuk arazisinde hayata geçirildi.

"Değişken oranlı sulama sistemini" baz alan projede uydu görüntüleri, drone'lar, toprak sensörleri ve Japon ortaklarla geliştirilen algoritmalar kullanılarak tarlanın her bir bölümünün ihtiyaç duyduğu su miktarı ortaya kondu. Bitkinin tepesi ile tabanı arasındaki ısı farkı, toprak analizleri ve sensör verileriyle tespit edilerek su stresi hesaplandı. Tarlaya ve bitkiye yalnızca "ihtiyacı kadar" su verildi. Ne eksik, ne fazla.
Sonuçlar çarpıcı: Sıradan yağmurlama sulamaya göre yüzde 18, vahşi sulamaya göre ise yüzde 30 ila 50 arasında su tasarrufu sağlandı. Üstelik verim düşmedi aksine fazla sulamanın yol açtığı mantar hastalıkları ve toprak tuzlanması gibi sorunlar da önlendi.
Projenin en önemli ayağı ise çiftçiyle buluşma süreci. Mayıs ayında lansmanı yapılacak projeyle ilgili çiftçi toplantıları devam ediyor. Çünkü teknoloji ne kadar akıllı olursa olsun onu kullanacak olan çiftçinin bilgisi ve deneyimiyle birleşmeden gerçek dönüşümü sağlamak mümkün değil. Bu proje, sadece pamuk için değil mısır, tahıl, yem bitkileri ve meyve bahçeleri için de model oluşturabilecek bir yapıya sahip.
Evet, "Pamuğun günahı ne?" diye sormuştuk. Pamuğun bir günahı yok, asıl günah teknolojiyi tarlaya sokmamakta.
***********
Akıllı Dönüşüm Çocukların Hayallerini Desteklemekle Başlar
Teknoloji denince aklımıza genellikle robotlar, sensörler, fabrikalar geliyor. Oysa asıl dönüşüm, çocukların hayal dünyasında başlıyor. Küçük yaşlarda teknolojiyle tanışan, kodlamayı öğrenen, robot tasarlayan bir çocuk, sadece oyun oynamıyor; aynı zamanda geleceğin mesleklerine hazırlanıyor, analitik düşünme becerisi kazanıyor ve en önemlisi "ben yapabilirim" özgüveniyle büyüyor.
Özellikle yapay zeka çağında çocukların teknolojiyi sadece tüketen değil anlayan ve ona yön veren bireyler olarak yetişmesi hayati önem taşıyor. Bu becerileri küçük yaşta kazanan çocuklar, geleceğin dünyasında sadece seyirci değil, oyun kurucu olabilecek.
Peki ya bu imkana sahip olmayan çocuklar? Ekonomik nedenlerle tableti, bilgisayarı olmayan, robotun ne olduğunu sadece televizyonda gören, kodlamayı duymamış binlerce çocuk... Onların hayalleri nereye gidiyor? Teknolojiye erişemeyen bir çocuk, sadece bugünün oyuncağından değil yarının mesleğinden de mahrum kalıyor. Bu eşitsizlik, sadece bireysel kayıplar değil ülkenin gelecekteki mühendislerini, bilim insanlarını, girişimcilerini de kaybetmesi anlamına geliyor.

İşte tam da bu soruna çözüm üretmek için yola çıkan İzQ Dijital Deneyim Merkezi, İzmir'in kalbinde çocukları teknolojiyle buluşturuyor. İzmir iş dünyasının ortaklaşa harekete geçirdiği projeler arasında yer alan bu merkezde çocuklar, Mars keşif araçları tasarlıyor, VR gözlüklerle sanal dünyalara dalıyor, robotlarla etkileşime geçiyor.
Ama asıl önemlisi merkezde "askıda eğitim" modeliyle imkanı olmayan çocukların da bu deneyimi yaşaması sağlanıyor. Okullarında sağladıkları başarıyla öne çıkan yüzlerce çocuk, hayırseverlerin desteğiyle merkezde ücretsiz eğitim alıyor. Kimi robot mühendisliğine yöneliyor kimi astronot olmaya karar veriyor.
Bu modelin büyümesi, hepimizin desteğine bağlı. Eğitime gönül veren her hayırsever, bir çocuğun teknoloji deneyim ve eğitimini destekleyebilir, onlara geleceğin kapılarını aralayabilir.
Özel okullar, kardeş okul organizasyonlarıyla dezavantajlı bölgelerdeki okullarla işbirliği yapabilir, öğrencileri birlikte bu merkezde ağırlayabilir.
Çünkü akıllı dönüşüm sadece fabrikalarda sensör takmak değil çocukların hayallerini desteklemekle başlar.
***********
Bir şey yapmalı
Her gün dünyamızın daha da kötüye gittiğine ilişkin bir veriyle, bir analizle uyanıyoruz. Suyumuz tükeniyor, doğamız kirleniyor, ormanlarımız yanıyor. Ve yine her gün teknolojide yeni bir eşiğin aşıldığına tanıklık ediyoruz. Yapay zekanın işimizi elimizden alacağı, bizi köleleştireceği hatta yok edeceği yorumları güç kazanıyor.
Bu tablo karşısında bireyler olarak kendimizi güçsüz hissediyoruz. Sorunları sayıp dökmek artık bir çözüm sunmadığı gibi bizi karamsarlığa ve umursamazlığa itiyor.
Bu köşede, kaynakların tükenmesinden, kirlilikten ve susuzluktan yakınmayacağız.
Biz, bu sorunlarla mücadele edenleri konuşacağız.
Üretimde fosil yakıtların payını azaltan işletmeleri, atık suyunu geri kazanan sanayi bölgelerini, suyunu verimli kullanan çiftlikleri sahada takip edeceğiz.
Karbon ayak izini sıfırlama hedefiyle işe koyulan, yurttaşlarını harekete geçiren belediyeleri, eylem planlarını uygulamaya sokan sivil toplum kuruluşlarını anlatacağız.
Akıllı dönüşümün tehditlerine değil fırsatlarına odaklananları konuk edeceğiz. Amacımız, "teknoloji geliyor, ben ne yapacağım?" endişesi yaşayanlara, dönüşümün içinde nasıl yer alabileceklerine dair somut örnekler sunmak. Çünkü "Akıllı ve Yeşil Dönüşüm", insanı dışlayan değil güçlendiren bir hikaye yazıyor. Şikayet edip homurdanmak yerine "bir şey yapmalı" diyerek harekete geçenleri bu köşeye davet ediyoruz.