SEMİ TEKTAŞ/CHP’de mutlak butlan kararı sonrası başlayan tartışmalar, partinin geleceği ve Türkiye siyasetinin yeni dengeleri açısından kritik bir sürece dönüştü. CHP Genel Merkezi’nden Kurultay kararı alınmamasıyla beraber Özgür Özel CHP’den ayrılarak yeni parti kuracağını açıklamıştı. Bu kararın alınmasıyla beraber Türkiye siyasetinde yeni bir dönemin başladığının göstergesi oldu. CHP’nin 21 Mayıs’tan itibaren ana muhalefet üretme kapasitesinin zarar gördüğünü savunan Siyaset Bilimci Deniz Tansi, yeni bir siyasi oluşum tartışmalarının bir tercih değil, ortaya çıkan koşulların zorunlu kıldığı bir yön değişikliği olduğunu vurguladı. Türkiye siyasetinde asıl belirleyici unsurun tabela ya da kurumsal yapı değil, seçmen desteği ve toplumsal karşılık olduğuna dikkat çeken Tansi, önümüzdeki dönemde ittifakların ve yeni siyasi dengelerin belirleyici olacağını söyledi.
“Parti içi mücadele olarak görülemez”
CHP’de yaşanan süreci parti içi mücadele olarak değerlendirilemeyeceğini ifade eden Tansi,
“Bu süreç bir yol ayrımı olarak gözükmekle beraber aslında mutlak butlan kararı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin siyasal yaşamını devam ettirmesi açısından deyim yerindeyse bir damar tıkanıklığı yarattı. Bunun durup dururken ortaya çıkmış bir parti içi mücadeleyle alınmış bir karar olmadığının özellikle altını çizmek gerekiyor. Partinin seçilmiş genel başkanının, seçilmiş kurullarının ve seçilmiş kurultay delegelerinin iradesi bir şekilde dikkate alınmadı. Hukuki sürecin nereye varacağını şu aşamada bilmiyoruz. Çünkü Yargıtay’ın nasıl bir karar vereceği henüz belli değil ve süreç tamamlanmış değil. Ancak bugünkü siyasi zemine ve mevcut tabloya baktığımızda, mutlak butlan kavramının aslında siyasi partiler hukukundan çok dernekler hukukuna ait bir kavram olduğunu görüyoruz. Siyasi partiler alanında ise bu kavrama ilk kez başvuruluyor” diye konuştu.
“Yeni bir partileşme süreci zorunlu hale geldi”
Yaşanan sürecin Özel’i yeni parti kurmaya zorladığını ifade eden Tansi,
“CHP açısından 21 Mayıs’tan, yani mutlak butlan kararından itibaren muhalefet etme kapasitesinin zedelendiği, siyasi rekabetin fiilen sona erdiği bir ortam oluşturdu. Dolayısıyla bu sürecin parti içi mücadeleyle devam edebileceğini savunanlar var. Ancak Özgür Bey ve değişim hareketi açısından bakıldığında, bu tür bir iç mücadele seçmen nezdinde çok cazip bir seçenek değil. Çünkü seçmenin beklentisi; ülkenin nasıl yönetileceği, ekonomik sorunlara nasıl çözüm bulunacağı, dış politikada hangi adımların atılacağı gibi temel meseleler üzerinden şekilleniyor. Bunlar konuşulmadığı, yalnızca parti içi mücadeleye odaklanıldığı zaman süreç kısır bir tartışmaya dönüşüyor. Elbette parti içindeki rekabet demokratik siyasetin doğal bir parçasıdır. Zaten Türkiye’de birçok alanda olağan dışı süreçler yaşanıyor. Ancak burada yaşanan durum, klasik anlamda bir parti içi rekabet değil. Çünkü mevcut tabloya baktığımızda, mutlak butlan yönetimi olağanüstü kurultay sürecini işletmiyor. Olağan kurultay süreciyle ilgili ise nasıl bir yol izleneceği belirsiz. İhraçlar, görevden almalar ve tartışmalı kongre süreçleriyle şekillenecek bir yapı, partiyi adeta "dikensiz gül bahçesi" haline getirme riski taşıyor. Bu nedenle ortaya çıkan yol ayrımı, yeni bir partileşme sürecini zorunlu hale getirdi” şeklinde konuştu.
“Tercih değil, zorunluluk”
Tansi, “Başlangıçta planlanan birinci seçenek değildi. Özgür Bey’in değişim hareketinin öncelikli olarak benimsediği veya tercih ettiği bir yöntem değildi. Fakat yaşanan gelişmeler sonucunda bu durum bir zorunluluk haline geldi. Bu zorunluluk da yeni bir siyasi yapılanmayı beraberinde getiriyor. Özgür Bey’in dün grup toplantısında yaptığı açıklama bu açıdan önemliydi. Bir tarafta CHP’nin kuruluş değerleri, diğer tarafta sosyal demokrasi anlayışı temel alınacak. Ancak aynı zamanda daha geniş bir toplumsal tabana ulaşmayı hedefleyen kapsayıcı bir yapı oluşturulacak. Bu durum, yeni partinin doğrudan bir ittifak partisi olacağı anlamına gelmiyor. Fakat farklı siyasi yapılarla ittifak kurabilecek, geniş kesimleri kucaklayabilecek bir zemin oluşturmayı hedefliyor. Yaşanan süreç ilk aşamada bir tercih değil, ortaya çıkan koşulların zorunlu kıldığı bir siyasi yön değişikliği olarak değerlendirilebilir” dedi.
“CHP, 21 Mayıs’tan itibaren ana muhalefet partisi olma niteliğini fiilen kaybetti”
Mutlak butlan kararı ile CHP’nin ana muhalefet partisi özelliğini kaybettiğini söyleyen Tansi,
“Şimdi burada çok ciddi, üye bazında da önemli istifalar olduğunu görüyoruz. Medyaya yansıyan haberlere baktığımızda ise ciddi bir istifa dalgasının yaşandığı görülüyor. Bu durum aslında bize önemli bir tablo gösteriyor. Mutlak butlan ekibi bunu sürekli bir “arınma” süreci olarak ifade ediyor. Ancak geride kalan siyasi zemine baktığımızda ortaya çıkan tablo, fiilen genişletilmiş Cumhur İttifakı’nın bir parçası olma görüntüsü veriyor. Çünkü dikkat ederseniz siyaset üretirken iktidara yönelik somut, eleştirel ve rahatsız edici herhangi bir söylem ortaya koymuyorlar. Tek gündemleri değişim hareketi ve Özgür Bey. Bunun dışında başka bir siyasi söylem geliştirmiyorlar. Örneğin her hafta MYK toplantıları yapılıyor. Türkiye ekonomisi, dış politika ya da toplumun temel sorunlarıyla ilgili kapsamlı değerlendirmeler yapılmıyor. Gündem daha çok şu kadar kişinin görevden alındığı, şu kadar kişinin ihraç edildiği gibi parti içi süreçler üzerinden ilerliyor. Böyle bir anlayışla muhalefet üretilemez. Cumhuriyet Halk Partisi, 21 Mayıs’tan itibaren ana muhalefet partisi olma niteliğini fiilen kaybetmiştir” şeklinde konuştu.
“Yeni parti geçmişi arkasında bırakmalı”
Özel’in kuracağı partinin geçmiş tartışmalara odaklanmaması gerektiğinin altını çizen Tansi,
“Özgür Özel’in ekibi ya da kurulacak yeni siyasi yapı açısından bakıldığında ise geçmiş tartışmalara takılmamak gerekiyor. CHP içerisindeki iç mücadeleye odaklanmak yerine dikkat tamamen Türkiye’nin siyasetine, ekonomisine ve dış politikasına çevrilmeli. Burada çok kritik bir nokta var. Sürekli “Ana gövdeden ayrılan parti tutar mı, tutmaz mı?” tartışması yapılıyor. Ancak bugün gelinen noktada mevcut CHP’nin ana gövde olma özelliğini kaybettiğini özellikle vurgulamak gerekiyor. Bununla ilgili geçmişten bir örnek verebiliriz. CHP, 1981 yılında kapatıldı. Daha sonra 1983’ten itibaren Halkçı Parti, SHP ve DSP gibi farklı siyasi yapılar ortaya çıktı. CHP yeniden açıldığında ise 1992’den sonraki seçimlerde ortaya çıkan tablo dikkat çekiciydi. 1994 yerel seçimlerinde SHP yüzde 13,5, CHP ise yüzde 4,6 oy aldı. 1995 genel seçimlerinde DSP yüzde 14, CHP yüzde 10 oy seviyesinde kaldı. 1999 seçimlerinde ise DSP yüzde 22 oy alırken CHP yüzde 8,7’de kaldı ve baraj altında kaldı. Yani CHP’nin yalnızca ismi ve logosu bazı dönemlerde yeterli olmadı. 2002 yılında AK Parti’nin iktidara geliş sürecinde DSP ciddi bir çöküş yaşamasına rağmen CHP ancak yüzde 19 civarındaki oy oranıyla ana muhalefet partisi konumuna gelebildi” diye konuştu.
“Kutuplaşmanın etkisiyle CHP güçlendi”
Tansi, “CHP’nin yeniden büyük ve etkili bir siyasi aktör haline gelmesi zaman aldı. Sonrasında ise Türkiye’deki siyasi kutuplaşmanın etkisiyle, seçmenlerin bir bölümü istemeyerek ya da zorunlu gördüğü için CHP’ye yöneldi. Sayın Kılıçdaroğlu’nun 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimi döneminde ifade ettiği “tıpış tıpış oy verme” tartışması da bu atmosferin bir yansımasıydı. Ancak bugün o zincir kırılmış durumda. Kemal Kılıçdaroğlu’nun parti içindeki gücü 2009 yerel seçimlerinden geliyor. Hatırlanacağı üzere CHP, 2009 seçimlerinde İstanbul’da yüzde 23 civarında oy almış, Kılıçdaroğlu ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak yüzde 38 oy almıştı. Ancak bugün aynı siyasi kredi mevcut değil” değerlendirmesinde bulundu.
“Siyasette yeni bir merkez oluşturma mücadelesidir”
Yeni kurulacak partinin siyasete yeni bir merkez oluşturacağını ifade eden Tansi,
“Parlamentodaki olası kopuş sürecinde, mutlak butlan yönetiminin elinde hangi siyasi dayanakların kalacağı da önemli bir soru. Hazine yardımı bir unsur olarak görülüyor olabilir. Ancak “belediyelerimiz var” argümanı da güçlü bir dayanak olmayabilir. Çünkü belediyelerin önemli bir bölümünün yeni oluşuma yönelmesi bekleniyor. Sonuçta ortada bir bina olabilir, bir tabela olabilir. Ancak siyasette asıl belirleyici olan seçmen ve tabandır. Bugünkü tabloya baktığımızda seçmenin ve tabanın yeni oluşum tarafında konumlanma ihtimali göz ardı edilmemeli. Bu nedenle mevcut CHP’nin artık ana gövde olarak değerlendirilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Kurulacak yeni siyasi yapı da yalnızca ana gövdeden ayrılmış bir parti olarak görülmemeli. Çünkü bugün tartışılan mesele sadece bir parti bölünmesi değil, siyasette yeni bir merkez oluşturma mücadelesidir” dedi.
“Yeni partinin B ve C planı olmalı”
Olası bir erken seçim kararını değerlendiren Tansi,
“Siyasal iktidar açısından bakıldığında, muhalefetin seçime hazırlıksız yakalanmasını istiyorlar. Ancak siyasette Süleyman Demirel’in önemli bir sözü vardır. 1981 yılında Adalet Partisi kapatıldıktan sonra Demirel, “Siyaset bitmez” demişti. Bunun iki temel şartı olduğunu da ifade etmişti: Birincisi sağlığını kaybetmeyeceksin, ikincisi davanı kaybetmeyeceksin. Çünkü siyasette her zaman yeni yollar ve yeni formüller ortaya çıkabilir. Ancak yeni kurulacak parti açısından temel mesele, mutlaka bir B planının ya da C planının olmasıdır. Burada kastedilen şu: Seçime girme yeterliliğine sahip bir partiyle anlaşılması gerekebilir. Bu, büyük bir partiyle yapılacak bir birleşme anlamında değil; herhangi bir siyasi partiyle seçim sürecine yönelik bir iş birliği şeklinde olabilir. Çünkü Kasım ayında olası bir seçim gündeme gelirse, yeni kurulacak bir partinin seçimlere yetişmesi mümkün görünmüyor. Bu nedenle seçim sürecinde kurulacak ittifaklar belirleyici olacaktır” diye konuştu.
“6’lı masa başarısız bir deneyim”
“Yeni partinin İYİ Parti ile, belki Zafer Partisi ile bir iş birliği ihtimali değerlendirilebilir. DEM Parti açısından ise mevcut siyasi tabloya baktığımızda, özellikle “Terörsüz Türkiye” başlığı üzerinden siyasal iktidarla ters düşecek bir ittifak veya formülün içerisine girmesi şu aşamada çok olası görünmüyor. Ancak mesele yalnızca İYİ Parti ya da Zafer Partisi ile sınırlı değil. Daha geniş tabanlı bir ittifak kurulması ve ortak bir aday üzerinde uzlaşılması büyük önem taşıyor. Bu arada Saadet Partisi ve Yeniden Refah Partisi’nin de ayrı bir ittifak arayışı içerisinde olduğu ifade ediliyor. Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda ise farklı siyasi partilerle geniş kapsamlı iş birlikleri yapılabilir. Ancak burada 6’lı Masa deneyimini tekrar etmekten bahsetmiyorum. Çünkü o süreç başarısız bir deneyim olarak hafızalarda yer aldı. Yeni partinin kendi siyasi kimliğini ve adaylarını koruyarak, ancak Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde geniş tabanlı bir ittifak modeli oluşturması gerekiyor.”
“2027 yılının sonlarına doğru bir erken seçim gündeme gelebilir”
“Bugünkü tabloya baktığımızda siyasal iktidarın avantajlı bir konumda olduğunu açıkça söylemek gerekir. Ancak siyasetin aynı zamanda bir yetenek ve strateji alanı olduğunu unutmamak gerekiyor. Türkiye’de ve dünyada bunun örnekleri var. Macaristan’da hiç şans verilmeyen siyasi aktörlerin nasıl başarıya ulaştığını gördük. Dolayısıyla bugünkü tablo her zaman aynı şekilde devam edecek diye bir durum söz konusu değil. Ben uzun süredir baskın seçim ihtimalini yüksek görüyordum. Ancak burada özellikle geçmiş zaman kullanıyorum. Çünkü son dönemde oluşan tablo farklı bir noktaya evrilebilir. Siyasal iktidar, ekonomideki göstergeleri biraz daha iyileştirerek 2027 yılının sonlarına doğru bir erken seçim seçeneğini gündemine alabilir. Ancak Türkiye siyaseti sürprizlere açık bir alan. Son anda Sayın Bahçeli’nin “seçime gidelim” demesi gibi farklı gelişmeler de yaşanabilir. Kısacası, Türkiye’de siyasette her an yeni dengeler ve yeni ihtimaller ortaya çıkabilir.”





