13 Mayıs 2018 günü Narlıdere’de Tanyer İnşaat şirketine ait şantiye alanında ölü bulunan, 5 yıl boyunca “yüksekten düşme ve intihar” olarak değerlendirildikten sonra baba Ethem Büyükışık’ın çabalarıyla “cinayet” davasına dönüşen Dorukhan Büyükışık (26) dosyasında soruşturma genişliyor.
Rütbeli polisler, Tanyer Yapı inşaat şirketinin sahipleri, yöneticileri ve çalışanlarının da aralarında yer aldığı 26 kişinin tutuklu olarak soruşturulduğu yeni iddianamede davanın kapsamının genişletmesi, tutuklu sayısının artması bekleniyor. Bu nedenle Büyükışık dosyasında gözler, gizlilik kararı verilen yeni soruşturma kapsamında hazırlanmakta olan iddianameye çevrildi. Dosyanın ilk soruşturma sürecinde görev yapan iki cumhuriyet savcısı hakkında Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) değerlendirme süreci devam ederken soruşturmanın ilk aşamalarında görev alan polisler hakkında da adli ve idari soruşturmalar yürütülüyor.

Dorukhan Büyükışık’ın babası Emekli Tümgeneral Ethem Büyükışık, 9 Eylül TV’de konuk olduğu “Gündem Özel” programında 9 Eylül Gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Serdar Yılmaz ve davayı uzun yıllardır takip eden 9 Eylül Gazetesi Yazarı Serkan Aksüyek’in sorularını yanıtladı.
Yaklaşık 3,5 aydır süren yeni soruşturmanın gizlilik kararı altında yürütüldüğünü belirten Ethem Büyükışık, yeni iddianameyle birlikte mevcut davadaki sanık halkasının genişlemesini beklediklerini söyledi. Büyükışık, yeni iddianamenin özellikle olayın ilk gününden itibaren karanlıkta kalan deliller ve soruşturma sürecindeki işlemler açısından belirleyici olacağı görüşünde. Yeni iddianame ile birlikte sanık sayısının artacağını değerlendirdiklerini vurgulayan Büyükışık, soruşturmanın kapsamının yalnızca polislerle sınırlı olmadığını, delillerin hazırlanması ve soruşturma dosyasına aktarılması sürecindeki farklı iddiaların da araştırıldığını söyledi.
Emekli Tümgeneral Ethem Büyükışık şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bunun arasında mesela sahte delil üreten polisler var, sahte CD izleme tutanağı tutan polisler var, o gün olay yerine ilk defa gelip delilleri karartmasına rağmen soruşturmada yer almayan polisler var. Var da var. Geceden olay yerinde boy gösteren bazı şirketlerle irtibata geçen polisler var. Bütün bunların yeni soruşturma içinde dört dörtlük soruşturulup iddianameye dahil edileceklerini umuyoruz. Bu konuda İzmir Cumhuriyet Başsavcılığımıza ve soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcılarımıza güvenimiz tam.”
DOSYA NASIL BU NOKTAYA GELDİ?
Dorukhan Büyükışık, 12 Mayıs 2018’i 13 Mayıs 2018’e bağlayan gece Narlıdere’deki Tanyer İnşaat şirketi şantiyesinde hayatını kaybetti. 26 yaşındaki Dorukhan’ın ölümü ilk yıllarda yüksekten düşme ve intihar ihtimali üzerinden değerlendirildi. Ancak emekli bir Özel Kuvvetler Tümgenerali olan babası Ethem Büyükışık, oğlunu gördüğü ilk andan itibaren bu değerlendirmeye itiraz etti. Büyükışık, “13 Mayıs 2018 sabahı saat 10.00 sularında ilk defa yattığı yerde gördüğüm zaman, Dorukhan’ın pırıl pırıl, tertemiz teni, üzerinde en ufak bir toz tanesi bile bulunmayan eşofmanı, kıyafetlerinin bozulmamış hâli ve boğazındaki derin yara izini gördüğüm anda bana anlatılmaya çalışılan intihar senaryosunun tamamen gerçek dışı olduğunu o anda fark ettim.” diyerek anlatılan senaryoyla gördüğü tablo arasında ciddi farklılık bulunduğunu aktardı.
Paraşütçü komando olan Büyükışık, bu vakalara mesleği gereği aşina olduğunu belirterek, oğlunun 27 metre yükseklikten beton zemine düşmüş olması halinde bedeninde farklı bulgular bulunması gerektiğini savundu. Büyükışık’ın şüphelerini güçlendiren bir başka gelişme ise olayın ilk saatlerindeki tespitler ile sonraki raporlar arasındaki dikkat çekici farklılıklar oldu.
“Olay yerinde çalışanların verdikleri ilk ifadeler, sağlık ekibinin tutanakları bunun yüksekten düşme olmadığını ortaya koyuyor. Ama sonrasında süreç farklılaşıyor, ifadeler değişiyor, raporlar farklılaşıyor” bilgisini paylaşan ve olay yerine ilk gelen 112 Acil ekibinin yüksekten düşme bulgusu görmediğini ve “ani kardiyak ölüm” değerlendirmesi yaptığını belirten Büyükışık, daha sonra Adli Tıp Kurumu doktoru Gökhan Batuk’un da olay yerinde muayene yaptığını söyledi. Batuk’un ilk muayenede yüksekten düşme bulgusu olmadığını söylediğini aktaran Büyükışık, bu muayenenin bir bölümünün videosunun kayıp olduğunu aktardı.
BEDENİN YERİ VE DELİLLER
Oğlu Dorukhan’ın öldürüldükten sonra bedeninin olay yerinde defalarca yer değiştirildiğini iddia eden Ethem Büyükışık, “Bambaşka bir yerde öldürülmüş, bütün gece orada yatmış ve sabaha karşı fotoğraf çekilmeden birkaç saat önce oraya taşınmış. Bu bir kere net bir şekilde görülüyor. Dorukhan, polisler geldikten sonra bir daha yer değiştirilmiş. Ne için? İntihar pozisyonu verebilmek için” açıklamasını yaptı.
Olay yeri incelemesi sırasında otomobilin kontak anahtarı ve telefonla ilgili de çelişkilere dikkat çeken Büyükışık, bu iki delilin de olayın aydınlatılması açısından önem taşıdığını belirtti. “Kontak anahtarı ve cep telefonunu da değiştirmiş. Kontak anahtarı her fotoğrafta ayrı konumda” diyen Büyükışık, telefonun da olay saatlerinde farklı bir noktada bulunduğunu ve ölümden sonra yerinin değiştirildiğini söyledi.
KAMERA KAYITLARI NEREDE?
Dosyanın en önemli başlıklarından birinin de kamera kayıtları olduğunu aktaran Ethem Büyükışık, şantiyede en az 19 kamera ve üç ayrı kayıt cihazı bulunduğunu, ayrıca çevredeki konutlarda başka kamera sistemlerinin de olduğunu belirtti. Buna karşın olay gecesine ilişkin görüntülerin tamamına ulaşılamadığını savunan Büyükışık şöyle konuştu:
“Biz son döneme kadar iki tane var zannediyorduk, üç tane varmış. Üç ayrı kamera kayıt cihazı... Bizim tespit ettiğimiz en az 19 tane kamera var. Şimdi bütün bunların görüntüleri artı MOBESE kameraları, yandaki sitenin kameraları, tamamını yok etmişler. Şimdi ‘Hayır, yok etmedik, yalan söylüyorsun’ diyen hemen getirsin kamera kaydını koysun önümüze. Veya ‘Ben aldım’ desin. Yok! 32 polise soruldu. Madem bu kamera kayıtları alındı diyorsunuz, kim aldı kardeşim? İfadesini aldırdığımız 34 polisin tamamı ‘Ben hiçbir zaman kamera kaydı almadım’ dedi” açıklamasında bulundu. Büyükışık, dosyada bulunan 8 dakika 54 saniyelik görüntünün de nasıl soruşturma dosyasına girdiğinin açıklanamadığını ve yaptırdıkları teknik incelemede olay yerini gösteren bu görüntünün maniple edildiğini ve meta verilerinin yok edildiğini ileri sürdü.
ADLİ TIP RAPORLARI DA SORUŞTURULUYOR
Ethem Büyükışık, soruşturmanın farklı ayaklarının bulunduğuna vurgu yaparak Adli Tıp Kurumu’nda görev yapan ve dosyayla ilgili gerçeğe aykırı raporlar hazırladığını iddia ettiği uzmanlar hakkında da ayrı bir soruşturma yürütüldüğünü belirtti. “İzmir Cumhuriyet Başsavcılığında yürüyor, ayrı bir dosya numarasıyla yürüyor” diyen Büyükışık, aynı soruşturma kapsamında sahte belge düzenlenerek UYAP sistemine yüklendiği iddia edilen belgelerin de araştırıldığını aktardı.
26 TUTUKLU, YENİ İDDİANAME BEKLENTİSİ
Mevcut davada 26 kişinin tutuklu bulunmasının, soruşturmanın geldiği noktanın en önemli göstergelerinden biri olduğunu aktaran Ethem Büyükışık, şöyle konuştu:
“Burada bir iddianame hazırlanıyor ve bu iddianame iki ayrı bacak üzerinde inşa ediliyor gördüğümüz kadarıyla. Bunlardan birincisi cinayetin doğrudan içinde yer alan, şu andaki beş cinayet sanığına ilave olarak şirket yöneticileri ve şirket sahipleri bulunuyordu. Bu kısım sivil bacağını oluşturuyordu. Diğer bacak ise polislerden müteşekkil. Şu an tutuklu sayısı 26. Hazırlanan yeni iddianameyle bu halkanın daha da genişlemesini bekliyoruz. Öncelikle soruşturmanın gizliliği nedeniyle şu ana kadar hiç kimse bilgi vermiyor. Zaten verilmemesi de gerekiyor. Bugüne kadar yapılan bütün eksiklikler, noksanlıklar, işlenen suçlar, yok edilen deliller artık Adalet Bakanlığımız ve İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından çözülmesi gereken en önemli sorunlardan biri olarak görülmeye başlandı.”

“TÜRKİYE BİR FIRSAT YAKALADI”
Ethem Büyükışık, oğlunun dosyasındaki gelişmeleri yalnızca kendi ailesinin adalet arayışı olarak görmüyor. Adalet Bakanlığı’nın faili meçhul dosyalara yönelik yaklaşımının Türkiye açısından daha geniş bir anlam taşıdığı görüşünü savunarak, “Ben bu vesileyle Sayın Adalet Bakanımıza ve İzmir Cumhuriyet Başsavcımıza ve ilgili Başsavcı Vekillerimize ve cumhuriyet savcılarımıza şükranlarımı arz etmek istiyorum. Yani birçok dosyayı açtı; Gülistan Doku evladımızın dosyası başta olmak üzere, Rojin Kabaiş davası, Rabia Naz Vatan soruşturması, hatta Uğur Mumcu’ya kadar gitti. Bugüne kadar faili meçhul kalan tüm cinayetlerin üzerine büyük bir kararlılıkla ve cesaretle gidiyorlar.” dedi.
Büyükışık, bu yaklaşımın toplumun adalete olan güvenini güçlendireceği görüşünde. Faili meçhul cinayetlerin aydınlatılmamasının cezasızlık algısını güçlendireceğini savunan Büyükışık, bunun toplumsal güvenlik açısından da sonuçları olacağını belirtiyor.
“Aksi takdirde cezasızlık algısı artmaya devam eder ve şu anda içinde bulunduğumuz günlük asayiş sorunları her geçen gün daha da ağırlaşır. Buna çocukların kandırılarak sürüklendikleri organize suç örgütleriyle veya diğer mafya örgütleriyle mücadeleyi, uyuşturucu baronlarını ekleyebilirsiniz.” diyen Büyükışık, süreci Türkiye için bir fırsat olarak tanımladı ve şöyle devam etti:
“Türkiye bir fırsat yakaladı. Bu ivmeyle eğer bu cinayetlerin üzerine gidilirse önce devlet kurumları içindeki makamı ve mevkisi ne olursa olsun tüm memurlar, artık böyle yasa dışı bir talep kendilerine ulaştığı zaman bu kadar cüretkâr davranmayacaklar. Bu yeni girişimin, Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı ve o şemsiye altında görev yapan Başsavcılıklar tarafından yürütülen soruşturmaların Türkiye’nin asayiş ve güvenliğine önümüzdeki günlerde ve yıllarda çok büyük katkısı olabileceğini değerlendiriyorum.”
“ADALETSİZLİĞE ALIŞAMIYORUZ”
8,5 yıllık adalet mücadelesinde dosyanın hukuki boyutu kadar Ethem Büyükışık’ın bir baba olarak yaşadığı acı da büyüdü. Büyükışık, Dorukhan’ın yokluğuyla yaşamayı öğrenmeye çalıştıklarını, ancak asıl ağır olanın adaletsizlik duygusuyla mücadele etmek olduğunu anlatıyor:
“Hiçbir anne-baba için böyle olmaz. Biz bu büyük acıyla birlikte yaşamayı öğrenmeye çalıştık. Bütün gayretimiz bu yönde oldu. Öğrenebildik mi? Onu da zannetmiyorum. Hayatın her anında karşımıza çıkıyor Dorukhan. Hep güzellikleriyle ve iyilikleriyle. Dolayısıyla o acıyla birlikte yaşamayı öğrenmek de kolay bir şey değil.”
Büyükışık’a göre geçen yıllar acıyı ortadan kaldırmadı; aksine dosyada yaşanan her yeni gelişme, oğlunun ölümüne ilişkin soruların yeniden karşılarına çıkmasına neden oldu.
“Ama daha yakıcı bir şey var. İnsan evlat acısına katlanmaya çalışıyor ve acısını bir şekilde bununla birlikte yaşamaya çalışarak örtmeye gayret ediyor ve kısmen başarılı olabiliyor ama daha ağırı ve acısı, adaletsizliğe alışamıyorsunuz.” cümleleri ile ailesinin yıllardır yaşadığı en büyük sıkıntının adaletsizlik duygusu olduğunu söyleyen Büyükışık, Dorukhan’ın hukukunun korunması gerektiğini vurguluyor:
“Şu anda eşim Nihal Hanım, ben ve aile bireylerimizin yönetmekte en çok zorlandığı şey adaletsizlik duygusuyla mücadele. Dorukhan’ın adaleti tecelli etmeden bizim ruhumuz huzura ermeyecek. Bundan eminiz.”
“ASLA VAZGEÇMEYİN”
Ethem Büyükışık’ın 8,5 yıllık mücadelesinin sonunda söylediği sözler ise dosyanın bütün hukuki ayrıntılarının ötesinde bir çağrıya dönüşüyor:
“Ama organize bir şekilde tüm delilleri yok ederek bir insanı katlettikten sonra bu cinayeti ortaya çıkarmakla görevli kişilerin bu cinayeti örtmek için tüm delilleri karartmasını anlamakta zorluk çekiyoruz ve bunu sindiremiyoruz.”
Ardından kendi mücadelesinin özünü anlatan cümleyi kuruyor:
“Her şeye alışırız ama adaletsizliğe asla alışamayız.Evladını kaybeden tüm anne ve babalara son sözüm şu olsun: Çocuklarınıza güvenin, itimat edin ve onları uğurladıktan sonra da onların hukukunu koruyun ve asla vazgeçmeyin.”







