ÖZGE UYANIK - "Adaletin ve hakikatin peşinde" sloganıyla İzmir ve Ege'den başlayarak ulusal gündemin sıcak başlıklarını ele alan Fikri İsyan programında bu hafta yine çarpıcı değerlendirmelere imza atıldı. İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı, gazeteci Dilek Gappi, Avukat Murat Aydın ile Ege’de Sonsöz Genel Yayın Yönetmeni Ender Aldanmaz'ın yer aldığı programda İzmir’deki özelleştirmeler ve kamu arazilerinin satışları masaya yatırıldı.

Programda otoyollardaki özelleştirme hazırlıkları ve Mavişehir'deki arazi satışı konuşuldu.

İzmir-Çeşme otoyol geçiş maliyetlerinin, özelleştirmeyle katlanacağını belirten Dilek Gappi, "İzmir'in 1990'lardan bu yana halkın vergileriyle yapılmış ve çok sık kullandığı bir otoyol. Şu an kilometre başına maliyet 0.96 kuruş. Özelleştirilirse bu maliyetin 3.96, yani 4 katına kadar yükseleceği ortaya çıkıyor. Devlet gelirlerini sübvanse etmek için İzmir'i kilitleyebilecek bir noktaya gidiyor" dedi.

Ekran Resmi 2026 04 24 09.54.07

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi'nde geçtiğimiz hafta yaşanan, kamuoyunda da geniş yankı uyandıran gergin tartışmalar gündeme geldi. Meclisteki bu hararetli atmosferin ortasında, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın sarf ettiği çarpıcı sözler dikkat çekmişti. Yaşanan o gergin tabloyu ve Başkan Tugay'ın isyanını hatırlatan Dilek Gappi, Mavişehir'deki şaibeli arazi satışını şu sözlerle tartışmaya açtı:

"İzmir'le ilgili konuyu kapatmadan önce çok önemli bir konu yaşandı. Geçen hafta İzmir Büyükşehir Belediye meclisinde alışık olmadığımız görüntüler vardı; işte yumruklar, karşılıklı atışmalar... Bu gerginliğin arasında bir konuşma geçti. O konuşmada İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay dedi ki; 'Şeytanın aklına gelmeyen şeyler yapılmış, yapılan şeytanlığa nutkum tutuldu.' Tugay neyi kastetti? Mavişehir'deki bir araziyi kastetti. Sadece 90 metrekarelik bir alan, bir firma tarafından metrekaresi 96 liradan alınıyor. Daha sonra bu arazi Özelleştirme İdaresi tarafından satışa çıkarılıyor ve doğal olarak orada hakkı olduğu için o firma, o araziyi 184 milyon liraya alıyor. Bu, belediye başkanının 'Beni arasaydı izah ederdim' denilerek basitçe geçiştirilecek bir konu mudur?"

Ekran Resmi 2026 04 24 09.54.28

Özelleştirme tehlikesinin sadece Çeşme otoyolu ile sınırlı kalmayacağını iddia eden Ender Aldanmaz, devletin emlakçı gibi davrandığını belirterek CHP milletvekili, konunun detaylarının CHP’li Deniz Yavuzyılmaz'ın CİMER başvurusuyla ortaya çıktığını belirtti, “Özelleştirmenin kapsamı sadece Urla, Çeşme çıkışı gibi yerler değil; İzmir Çevre Yolu, Bursa Çevre Yolu, Ankara Çevre Yolu gibi şehir içini de kapsıyor gibi görünüyor. Çiğli'den Çevre Yolu'nu kullanıp Bornova'ya gidecek olan para mı ödeyecek? Şehre müthiş bir kaos hakim olabilir. Diğer yandan İzmir'de malum arsa arazi satışları şu an defterdarlığın veya TOKİ'nin sitesine girildiğinde emlakçı dükkanı gibi. Herkes emlakçı gibi kamu kuruluşu olarak arsa satıyor" ifadesini kullandı.

İzBB Meclisi'ndeki konuşulan arazi satışına da değinen Aldanmaz şöyle konuştu: "İzmir'de malum arsa arazi satışları şu an Defterdarlığın sitesine girildiğinde ya da TOKİ'nin sitesine girildiğinde emlakçı dükkanı gibi görünüyor. Herkes arsa, belediyeler aynı şekilde, arsa arazi satışı yapıyor. Bütün kamu kuruluşları şu an arsa satıyor; gerçekten biraz enteresan bir dönemdeyiz. Bu konuda ciddi bir izahata ihtiyaç var" diye konuştu.

Ekran Resmi 2026 04 24 09.54.36

Murat Aydın ise kamuya ait yerlerin satışına tepki göstererek şu değerlendirmede bulundu: "Burada bizim savunmamız gereken şey şu: Bu araziler kamusal mülk, kamu arazisi; yani kendilerinin malı değil ki canının istediğine satsın. Bir şehrin imar planı yapılırken o bölgeler niye kamusal alan olarak bırakılır? Kamunun ihtiyaçları için konulacak diye ayrılır. Oranın sahibi oradaki insanlardan 'kamu ortaklık payı' (KOP) ve 'düzenleme ortaklık payı' (DOP) dediğimiz şekilde ayrılan yerler, kamusal boşluklardır. Burayı koruyup kollasın ve kamu adına işletsin diye Hazinenin adına tapulanmış bu yerler için 'tapu Hazine'nin' deyip 'ben bunu satıyorum' denememeli. Belediyenin parası olsa da orayı satın alması değil, bizim şunu söylememiz lazım: Belediye satın alsın değil, kimse satın almasın. Kamu hizmetine özgülenmiş bir malı kamuda tutmak ve kamusal hizmette kullanılması gerektiğini savunmalıyız. Belediye parasını verip aldığında, kendi malınızı kendinizin tekrar satın alması gibi bir durum oluşuyor."

Akbelen ve Öğrenci Tutuklamaları

Akbelen direnişinin simge isimlerinden, 26 yaşındaki Esra Işık'ın tutuklanmasına da tepki gösteren Dilek Gappi, kararın şirketleri rahatlatmak için verilmiş bir gözdağı olduğunu vurguladı: "Esra Işık büyük bir mücadele yaparken tutuklandı. Tutuklanma gerekçesi de çok enteresan; ağaçlara sarılan, gencecik, içi kaynayan bir kadın bu. Bunu kendi ailenizden biri söylese asla 'bu tutuklanmaya nasıl sebep olabilir' demezsiniz. Göz göre göre büyük bir haksızlık. Buradaki tek neden var; Esra'yı içeri alalım ki biraz gözler korkutulsun, şirket orada daha rahat hareket edebilsin. 2000 doğumlu bir genç bu! Doğayı, çevreyi koruyan her insanı bir düşman noktasına koymak hakikaten kabul edilebilir bir şey değil."

Tutuklama furyasının siyasilerden çıkarak toplumsal muhalefete yöneldiğini belirten Ender Aldanmaz ise "Geniş çaplı olarak sivil toplumla ilgili bir tutuklama ve gözaltı süreci işletildi. Sadece muhalefetin genel yönetimlerine değil, sivil topluma yönelik de operasyonel bir süreç şekillendiriliyor. 2 tane sendika yöneticisi tutuklandı ve bu kişilere siyaset yapma yasağı getirilmeye çalışıldı. MEB'deki çocuk ölümleriyle ilgili bir protesto gösterisi yapılıyor, 40 tane öğrenci tutuklanıyor. Kadın cinayetini protesto eden 7 kişi tutuklama istemiyle sevk ediliyor. 'Geleni tutuklayın, düşeni alın' gibi bir süreç işliyor" değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye'nin bir kanun devleti olmaktan çıktığı ifadesini kullanan Murat Aydın da tutuklama kararlarının hukuki zeminini eleştirdi, "Ceza Muhakemesi Kanunu tutuklama konusunda 2 sebep sayıyor: Kaçma şüphesi ve delilleri karartma şüphesi. Başka hiçbir sebep tutuklama gerekçesi olarak yazılamaz. 'İleride suç işleme ihtimali', 'kamu güvenliği' veya 'halkta infial yarattığı' gibi gerekçelerin hiçbirisi kanuna uygun değil. Artık hukuk devleti olmayı geçtik, kanun devleti değiliz, yönetmelik devleti bile değiliz" görüşünü paylaştı.

Ara seçim geliyor mu?

Dilek Gappi, "Türkiye artık öyle bir ülke oldu ki, başka ülkelerde bir yılda olabilecek gelişmeleri neredeyse her gün yaşar hale geldik" diyerek ara seçim senaryolarını gündeme taşıdı.

Anayasal zorunluluklara rağmen iktidarın seçimden kaçtığını savunan avukat Murat Aydın, 12 Eylül Anayasası'nın getirdiği zorluklara ve muhalefetin "sine-i millet" stratejisinin neden işlemeyeceğine şu sözlerle açıklık getirdi: "Anayasamız gereği ara seçimi bu dönem yapmak zorunlu. İktidar '30 milletvekili boşalmadığı için ara seçim zorunlu değil' diyor. Hayır, ara seçim zorunlu. Can Atalay’ı da sayarsanız 8 yer boş ve Hatay haricindeki her bölgede birinci parti aslında AK Parti. Normal koşullarda bu seçimi yaptırıp çıkabileceklerini varsaymaları gerekir ama 2023 seçimlerindeki oyun çok gerisinde olduklarını görüyorlar. 'Sine-i millete dönün' eleştirilerine gelirsek; 1982 anayasası yapılırken 12 Eylül darbecileri, seçimleri zorlaştırabilmek için bir mekanizma kurdular. İstifa normalde tek taraflı bir irade beyanıdır ama burada öyle değil. Anayasa gereğince bir milletvekili istifa ettiğinde, bu istifanın Meclis Genel Kurulu'nda kabul edilmesi gerekiyor. Meclis Genel Kurulu bunu kabul etmediği takdirde bu 30'u tamamlayamayacaklar."

CHP'nin uzun zaman sonra gündem belirleme inisiyatifini eline aldığını belirten gazeteci Ender Aldanmaz ise iktidarın planlarının bozulduğunu ifade etti: "Uzun zamandır muhalefet kendi gündemiyle iktidarı sıkıştıramıyordu. Şu an kendi gündemini iktidara da bir yönüyle kabullendirdi. İktidarın bir planı olduğu görünüyor; CHP'li belediyelere yönelik operasyonlar, belediye başkanlarının tutuklanması gibi bir erken seçime gidilen evrede hazırlığı var. Ama muhalefet ara seçim tartışmasıyla kendi gündemini dayattı ve bu konu şu an iktidar cenahında ciddi anlamda tartışılıyor."

Ekran Resmi 2026 04 24 09.54.18

Özel, Erdoğan ile tokalaşmadı
Özel, Erdoğan ile tokalaşmadı
İçeriği Görüntüle

Soyer Dosyasında MASAK Raporu

Aylardır tutuklu bulunan İzmir Büyükşehir Belediyesi önceki dönem başkanı Tunç Soyer'in davası programın bir diğer önemli başlığıydı. Dilek Gappi, Soyer'in yalnız bırakıldığı eleştirilerine ve yazılamayan ikinci iddianameye değinerek, "İkinci iddianame çıktı mı? Neden yazılmıyor?" sorusunu yöneltti.

Soyer'in avukatlığını da yapan Murat Aydın, dosyaya giren MASAK raporunun tamamen temiz çıkmasına rağmen davanın sürüncemede bırakıldığını şu örneklerle anlattı: "İkinci iddianame yazılamayacak kadar içi boş olduğu için yazamıyorlar. Soruşturmada bir MASAK raporundan çok umutluydular, orada bir şeyler bulacaklarını sanıyorlardı. MASAK raporunu hem hukuki hem mali olarak inceledik. Sayın Tunç Soyer'in ve ailesinin son 15 yıllık bütün hesaplarını, bütün para aktarmalarını çıkardılar. Elektrik faturasına ilişkin havale kayıtları bile çıktı. MASAK raporu Başkan hakkında dedi ki; 'Şüpheli bir işleme rastlanmamıştır.' Biz de hep 'olmayan bir şeyi bulamayacaksınız' diyorduk. Bu tespiti yaptıktan sonra o gün başkanın serbest kalması, bırakın iddianameyi takipsizlik vermeleri gerekiyordu. Dosyada iddia edilen fiilleri doğrulayan hiçbir delil yok."

Muhabir: ÖZGE UYANIK