Ahmet Engin YAVUZ/ Bir zamanlar taş ustalarının dağ yamaçlarına açılmış küçücük ocaklarda sadece çekiç kullanarak granit parke taşına dönüştürdükleri Türkiye’nin çam fıstığı deposu Kozak Yaylası, devasa bir granit ocağı haline geliyor. 15 bin hektar genişliğindeki yaylanın 7 bin 800 hektarlık bölümü çeşitli maden firmalarının ruhsat sahası olarak tahsis edildi.
16 köyde geçimlerini çam fıstığı üreterek ve hayvancılık yaparak sürdüren 10 bin kişinin yaşadığı, henüz kazı yapılmamış Perperene Antik Kenti’nin kalıntılarının da bulunduğu yaylada, granit ocaklarının ve işleme tesislerinin 24 saat dinmeyen gürültüsünden, rüzgarlarla her yere yayılan tozlardan, verimli arazilerin giderek yok olmasından şikayet edenlerin sayısı artıyor.
5 milyon fıstık çamı ağacının bulunduğu yaylada doğadaki tahribata tanık olmak ve bölgedeki köylerin sakinleriyle görüşebilmek için Kozak Yaylası’ndaki granit ocaklarının köylerle komşu haline geldiği Terzihaliller, Hacıhamzalar, Aşağıcuma ve Okçular köylerini dolaştık.
Sahip olduğu jeolojik özellikleri ve tarihi buluntularıyla UNESCO’nun Jeopark Ağı’na dahil olmayı hedeflerken, granit ocaklarının varlığı nedeniyle bu şansını kaybeden yaylanın 250 nüfuslu köyü Terzihaliller’de köy muhtarı İsmail Bozyaka ve köy sakinleriyle buluştuk.
“SADECE BİR OCAĞI KAPATTIRABİLDİK”
Köy Muhtarı İsmail Bozyaka, köyün civarında çalışır durumda üç granit ocağı bulunduğunu, yeni ocakların açılması için de birçok ruhsat başvurusu olduğunu duyduklarını belirterek şöyle konuştu:
“Bu ocaklardan hepimiz şikayetçiyiz. Tozu, gürültüsü bitmiyor. Granit bloklarını taşıyan büyük kamyonlar yollarımızı kullanılmaz hale getirdi. Gelip bu yolları onaracak bir devlet kurumu yok. Köy halkından 15 kişi birleştik dava açtık, anca bir ocağı kapattırmayı başarabildik. Ama bitmiyorlar. Geçenlerde bir ocağın çalışma alanını büyütmek için hayvanlarımızı otlattığımız meranın bir bölümünü Hazine’den 22 milyon liraya almışlar. Dinamit patlatma izinleri yok ama her gün dinamit patlatıyorlar. Köyümüz savaş alanına döndü. Çıkan tozlardan kadınlarımız balkonlarına çamaşır asamıyor. Balkon yıkamaktan bıktılar artık.”
“BİZ GİTMEYECEĞİZ, ONLAR GİTSİNLER”
Kozak Yaylası’nın doğayı koruma gerekçesine sığınılarak 3. Derece Sürdürülebilir Doğal SİT Alanı olarak ilan edildiğini belirten muhtar Bozyaka şunları söyledi:
“Terzihaliller, Yukarıcuma, Kıranlı, Karaveliler, Çamavlu ve Güneşli köylerinde fıstık çamı ormanlarımız var. Aralarında 200 yaşında ağaçlar da var ama o ağaçların çoğunu herkes kendi arazisinde kendi dikti, suladı, büyüttü. Tozdan, topraktan, böcekten eskisi kadar olmasa da çam fıstığı üreterek geçimimizi sağlıyoruz. Eskisi kadar üretim yapılamıyor ama piyasada fıstığın kilogramı 6 bin- 6 bin 500 lira arasında. Birçok köylü geçimini çam fıstığından sağlıyor. Ama şimdi bütün fıstık çamı ormanlarımız tehdit altında. Bu ağaçların daha çok ürün verebilmesi ve sağlıklı olabilmesi için sık sık budanması, seyreltilmesi, tazelenmesi gerekiyor. 3. Derece SİT diye ağaçlara dokunmamıza bile izin vermiyorlar. Ama bu yasak, her geçen gün bir yenisi açılan granit ocakları için bir engel değil. Onlara her türlü izni veriyorlar. Onlar da doğayı istedikleri gibi tahrip ediyorlar. Biz bu yaylada doğduk, büyüdük. Bu yayla bize ait. Biz burada granit ocağı istemiyoruz. Biz gitmeyeceğiz. Onlar çekip gitsinler buradan.”
Terzihaliller Köyü’nde granit ocaklarına karşı mücadele eden köy sakinlerinden Tansel Taşdelen ise, “Bir zamanlar bölgeyi incelemek için İzmir’den AKP milletvekili köyümüze gelmişti. Biz şikayetçi olunca, ‘Yer altındakiler mi, yer üstündekiler mi daha değerli, biz ona bakacağız’ demişti. Anladık ki, yeraltındakiler onlar için bizim fıstık çamlarımızdan çok daha değerliymiş” diye konuştu.
“GÖÇ ETMEMİZ İÇİN BASKI YAPIYORLAR”
Granit ocaklarının en çok tahrip ettiği köylerden 200 nüfuslu Okçular Köyü’nde sayıları giderek artan ocaklara karşı yasal girişimlerini bir süre önce köye yerleşen Aysel Özcan ile sürdüren İlhan Korkmaz, “O kadar çok gürültü ve kirlilik baskısı altındayız ki, bizim buradan göç etmemiz için sanki bilerek baskı yapıyorlar” dedi ve şunları ekledi:
“Sadece ocaklar değil, granitin işlendiği tesisler de var. Granit bloklarını burada keserek TIR’lara yükleyip ihracat için İzmir limanına gönderiyorlar. Köyden bu ocaklara gidip çalışan birkaç kişi belki vardır ama sigorta primi ödememek için düşük ücretlerle yabancı uyruklu işçileri çalıştırıyorlar. Ocakların atık sularını arıtmaları yasal bir zorunluluk iken çözeltili çamurlu sularını bizim hayvanlarımızın da su içtiği derelere veriyorlar. Bu çamurlu sular Madra Barajı’na kadar gidiyor. Tozdan, kirlilikten fıstık çamlarımız çok etkilendi, zaten eskisi gibi verim alamıyoruz. Artık ben bile mücadeleden yıldım, göç edip gitmek istiyorum bu köyden.”
“NE YAPIYORSUNUZ DİYE BAKAN YOK”
Köy Muhtarı Ali Ürküt ise ocaklardan herkesin şikayetçi olduğunu belirterek, “Hiçbir ocak sahibine söz dinletemiyorum. Bütün köy toplanıp CİMER’e yazsak iyi olacak. Hiç olmazsa geceleyin çalışmayı durdurmaları gerek. Çoğu Ankara firması. Nereden cesaret alıyorlarsa bildiklerini okuyorlar” diye konuştu.
Kozak Yaylası’nda ocakların en çok tahrip ettiği köylerden 500 nüfuslu Aşağıcuma Köyü’ne de uğradık. Köy Muhtarı Şükrü Kaya, köy çevresinde taş ocaklarının köyün çevresini ele geçirdiklerini belirterek şöyle dedi:
“Ocakların doğaya zararı büyük. Bu tahribatın geriye dönüşü de yok. Ancak bu durumdan memnun olanlar da var. Gidip ocaklarda çalışıyorlar. 500-600 işçi var gelip giden. Ama köylü olarak çok mağduruz. 3. Derece SİT ilan ettiler burayı. Kendi ağaçlarımızı budayamıyoruz, yasak. Fıstık çamlarımız gözümüzün önünde kuruyor. Keşke sadece granit ocakları olsaydı. Yakın çevremizde iki altın madeni var. Cevheri çıkarıp Bergama Ovacık’ta siyanür ile ayrıştırıyorlar. Kalıntıları burada, yaylada kalıyor. İki altın madeni de ÇED olumlu raporu aldı. Yakında on binlerce ağacı kesip cevheri çıkarmaya başlayacaklar. Bir yandan tepelere rüzgar türbinleri dikiyorlar, o ayrı bir tahribat. Bölgedeki demir madeninden çıkarılan pasayı da Erzincan İliç’teki gibi yığıp bir dağa dönüştürdüler. Gelip ne yapıyorsunuz diye bakan bile yok. Burada bir facia yaşanacak diye korkuyoruz. Toprağımız kirleniyor, sularımız kirleniyor, ağaçlarımız kuruyor. Kozak Yaylası’nı kaybediyoruz ve sesimizi duyan yok.”
AVUKAT SERDAR SİNAN: MÜCADELE ŞART
Granit ocaklarıyla mücadele eden yayla sakinlerinin avukatlığını üstlenen Avukat Serdar Sinan, yaylada ilk granit çıkarma faaliyetlerinin 1990’lı yıllarda başladığını hatırlattı. Sinan, “Bunlar küçük işletmeler olduğu için zararları yoktu ve kimse ses çıkarmıyordu” dedi ve şöyle konuştu:
“Ancak granit ocaklarının giderek çoğalarak günlük hayatı da etkilemeye başlamasından sonra önceki yıllarda çam fıstığı ve hayvancılıkla geçimlerini sağlayan köylü ekonomik olarak çökmeye başladı. Çam fıstığında verim düştü, meralar granit ocaklarına dönüştü, hayvancılık geriledi. Eskiden kimsenin ekonomik sıkıntısı yoktu ve gelişmiş bir fıstık çamına baktığınızda üç yıl boyunca ürün alabileceğinizi tahmin edebilirdiniz. SİT uygulaması ocaklara engel değil ama köylüye engel. Her türlü zorluğu çıkarıyorlar. Yayladan göç artmaya başladı. Bu yaylayı geleceğe miras olarak bırakmak istiyorsak, ocakların hemen disipline edilmesi, yeni ocak açılmasına da izin verilmemesi gerekiyor. Eskiden köy mahalle yapılmadan önce halk bütün sorunlarını el ele vererek, birlikte kararlar alarak hallediyordu. Köyleri mahalle yaptılar. Kimsenin bir yetkisi kalmadı. Yayla halkının tepkisini Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nün, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın, Orman Genel Müdürlüğü’nün acilen, duyarlılıkla ve dikkatle değerlendirmesi gerekiyor. Sonuca ulaşmak için toplumsal mücadele şart, bu bilinci geliştirmeliyiz.”
EROL ENGEL: OCAĞA RUHSAT VAR, KÖYLÜYE İZİN YOK
Bergama’da çevre mücadelesini yıllardır sürdüren Bergama Çevre Platformu Başkanı Erol Engel ise, son yıllarda Kozak Yaylası’nda ruhsat borsası oluştuğunu, ruhsatların sürekli el değiştirdiğini belirterek şu bilgileri verdi:
“3. Derece Sürdürülebilir Doğal Sit Alanı’nda, 800 dekarlık bölgede bir firmaya ocak için ruhsat verebiliyorsunuz. Ama köylü fıstık çamını budamak isteyince ‘Burası doğal SİT” deyip izin vermiyorsunuz. Bölgede 100’ün üzerinde ocak var. Çoğu kaçak çalışıyor. Ocakların bulunduğu köylerden işçi istihdam edilmiyor. Afgan, Suriyeli, Nijeryalı işçiler sigortasız çalıştırılıyor ve buna göz yumuluyor. Sadece granit yağması yok bunların yanına altın madenleri de ekleniyor. TEMAD altın madeni için 66 bin ağaç kesecek. Madende 6.5 milyon metreküp su kullanacak. Bu miktar Burhaniye’nin içme suyu ihtiyacının üç katı.”
Kozak Yaylası’nın UNESCO bünyesinde İda Madra Jeopark’ı olarak kayıtlara geçmesi için yapılan girişimlerden de sonuç alınamadığını belirten Engel, “30 bilim adamının katıldığı bir toplantı düzenlemiştik. Madra Ulusal Çalıştayı. Tunç Soyer ve o dönemin Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı girişimlere destek verdiler ama arkasında duramadılar. Geriye sadece levhalar kaldı. Çünkü jeopark ağına dahil olunması için bütün madencilik faaliyetlerinin durdurulmasını istemişlerdi” diye konuştu.
HOROZLA DEĞİL DİNAMİTLE UYANIYORUZ
Karşıyaka’da öğretmen olarak görev yaptığı İnci Şener İlkokulu’ndan emekli olduktan sonra eşi Selin Uludağ Yıldırım ile birlikte Terzihaliller Köyü’ne yerleşen Zeki Yıldırım, “Bir köye yerleşmek ve o köyün sakinleri gibi yaşamak en büyük hayalimizdi. Bunun için çok araştırdık, en sonunda bu köyün sıcak insanlarını görünce, bu köye yerleşmeye karar verdik” dedi.
Zeki Yıldırım şöyle konuştu:
“Terzihaliller Köyü’nün halkıyla kaynaşınca en doğru seçimi yaptığımıza inandık. Çok eski yıkık bir köy evi vardı. Bütünlüğüne hiç zarar vermeden muhtarımızın ve birkaç arkadaşımızın yardımıyla bu evi yaşanacak hale getirdik. Bahçesine ağaçlar, çiçekler diktik. Sebzemizi bahçemizden topluyoruz. Ama birkaç yıldır huzurumuz kalmadı. Granit ocağı evimizin 50 metre gerisinde. Tozuna katlanıyoruz ama dinamit gürültüsüne dayanamıyoruz. Bu köye yerleştiğimizde sabahları horoz sesiyle uyanacağımızı hayal etmiştik, şimdi dinamitle uyandırıyorlar. Ama yine de bu köyü çok seviyoruz. Onlar gidecekler biz burada kalacağız.”
HENÜZ TAM BİLİNMEYEN BİR ANTİK KENT
Perperene, antik dönemde Misya bölgesinde yer alan bir tarihi kent olarak biliniyor. Bir zamanlar zengin bakır madenleri ve verimli üzüm bağlarıyla tanınıyormuş. Kentin kalıntıları Kozak Yaylası’nda Aşağıbey Köyü ile Okçular Köyü’nün arasında bulunuyor. Bir Aiol kolonisi olarak kurulan kent, bölgenin sosyo-ekonomik dokusunda önemli bir paya sahip.
Antik kent yerleşimi hakkında günümüzde yörede yaşayan halkın Çakal Kayası dedikleri tepede her yana saçılmış sütun, duvar malzemesi, kesme taşlar, granit taştan kapı söveleri, tapınağa benzer bir alanın temel izleri, yukarıdan aşağıya doğru zaman zaman düzenli bir şekilde izlenebilen Hellenistik döneme ait duvar parçaları kent alanını dolaşırken rastlanabilecek kalıntılardan.
Günümüzde kentin görkemli geçmişinden yüzeye yansıyan sınırlı ancak nitelikli kalıntılar var. Arkeolojik araştırmalar sonucunda tespit edilen bu yapılar; kenti çevreleyen iki farklı sur hattı, bir tapınak kalıntısı, Roma dönemine tarihlenen bir hamam ve yaklaşık 2 bin kişi kapasiteli bir antik tiyatrodan oluşuyor. Kent ekonomisinin temelini oluşturan bağcılık kültürü, Perperene darphanelerinde basılan sikkeler üzerindeki üzüm salkımı motifleriyle günümüze ulaşmış.




