Büyükannesi, 20. yüzyılın başlarında Japonya'dan Amerika’ya göç eden 'resimli gelinler'den olan Japon asıllı yazar Julie Otsuka, köklerinin acılarla yüklü travmatik geçmişini 'Tavanarasındaki Buda, "İmparator Tanrıyken' ve 'Yüzücüler' adlı romanlarından oluşan üçlemesinde anlatıyor. Otsuka, resimli gelinlerin üç kuşak boyunca süren çileli hayatlarının kaydını tutarken Amerikan toplumunun ikiyüzlü eşitlik anlayışının yeni bir şey olmadığını da vurguluyor.
Son yıllarda çağdaş Uzak Doğu edebiyatının başarılı genç yazarları, bir bir Türkçeye kazandırılıyor. Özellikle Uzak Doğu diasporasının Avrupa ve ABD'de doğup büyümüş birçok ismi ülkemizde de büyük ilgi görüyor ve seviliyor.
Çin asıllı Amerikalı yazar Rebecca F. Kuang'ın 2022 yılında yayımlanan Türkçedeki ilk kitabı 'Ejderha Cumhuriyeti'nden sonra geçen yıl 'Babil' ve 'Katabasis'i okurlarla buluşmuş, özellikle biri mağdur, diğeri intihalci iki yazar arkadaşın kaotik ve hastalıklı ilişkisini anlattığı 'Sarı Yüz' adlı bir diğer romanı geçen yılın çok satan çeviri kurgu örneklerinden biri olmuştu.
Büyük toplumsal hareketler, devrimler, savaşlar, istilalarla, göçler, kıtlık ve yokluklarla geçen Uzak Doğu'nun egzotik dönemleri, edebiyat kadar sinemada yankısını buluyor. Beyaz perdeye ve dizilere yansıyan bu ilginin başlangıcında çoğu zaman çağını iyi yansıtan, gerilimi ve serüven dozajı yerli yerinde sözünü ettiğim enerjisi yüksek edebiyat örnekleri var.

FIRSATLAR ÜLKESİ NERESİ?
Bir başka örnek olarak, geçtiğimiz aylarda Duygu Akın'ın Türkçeye kazandırdığı Güney Kore diasporasının genç temsilcilerinden Juhea Kim'in 'Küçük Ülkenin Kaplanları' adlı romanını gösterebilirim. Japonya'nın otuz beş yıllık Güney Kore işgali döneminde yaşanan aşk, savaş, çatışma ve sömürü yıllarını Kim'in diziye de çekilecek romanında okumuştuk.
Tam o sıralarda, yani ana karada Güney Kore halkı, istilacı Japon askerlerinin zulmü altında inlerken emperyalist Japonya'nın yoksul halk kesimlerinden bir grup kadın, daha iyi bir hayat umuduyla 'fırsatlar ülkesi' Amerika'ya göç ediyordu.
Şu ezberi de yeri gelmişken belirtmekte yarar var. İnsanlık tarihinin en büyük kıyıma sahne olan savaşı, ister istemez Alman toplama kampları ile Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan atom bombaları üzerinden düşünmeye alışmışızdır. Oysa dünyanın dört bir yanında o kıyımların öncesi ve sonrası vardır.
Buna örnek olarak yine Duygu Akın'ın özenli çevirileriyle okuduğumuz Japon yazar Julie Otsuka'nın üçlemesini gösterebilirim.
Julie Otsuka üçlemesi, 20. yüzyılın başlarında Amerika'ya bir umut yolculuğuna çıkan, ardından bin bir güçlükle yerleştikleri o uzak ve yaban ülkede yuva kurmuş, evlendirildikleri yoksul Amerikalı erkeklerin çocuklarını doğurmuş, ırgat, işçi, küçük girişimci olarak yeni ülkelerinin ekonomisine katkı vermiş kadın Japon göçmenlere reva görülen muameleyi anlatıyor.
'Tavan Arasındaki Buda', 'İmparator Tanrıyken' ve 'Yüzücüler' adlı romanlardan oluşan üçlemesinde yazar, kendi köklerinin hikayelerinden de yoğun bir biçimde esinlenmiş. Sanırım öykünün hatırı sayılır bir bölümü, yazarın anne ve büyükannesinin hatıralarından yansıtıyor. Öte yandan yazar, Amerikan toplumunun ikiyüzlü eşitlik anlayışının yeni bir şey olmadığını kitaplarının her birinde tekrar tekrar hatırlatmayı da ihmal etmiyor.
GEMİNİN AMBARINDA...
Üçlemenin ilk kitabı 'Tavan Arasındaki Buda' yı ayrı bir yere koymak gerekiyor. Çünkü kuşaklar boyunca süren dramın duygu yükünü bu roman ihtişamla yükleniyor. Zaten bu başarıyı, romanın hem çevrildiği diğer dillerdeki baskılarında hem de ülkemizdeki satış oranlarında görebiliyoruz.
Üçlemenin ilk öyküsüne gelince...
Julie Otsuka'nın 'Tavan Arasındaki Buda' romanının isimsiz kahramanlarını dalgalı denizde haftalarca beşik gibi sallanan bir geminin ambarında tanıyoruz. Julie Otsuka, uzak ülkenin limanında ellerinde bir resimle kendilerini bekleyen müstakbel eşlerine giden kızların daha gemide başlayan, sonrasında yeme, içme ve yaşama kültürüyle bambaşka bir ülkeye alışmaya, zorlukları alt etmeye, yurt yuva kurma mücadelesi verirken bedeniyle, zihniyle yaşadıklarını bilinç akışıyla yansıtırken kurduğu dille göz kamaştırıyor. Alabildiğine sadelik içinde bambaşka bir zenginlik var bu anlatımda.
Bu kızlar nihayet ulaştıkları limanda müstakbel eşlerini tanımak için ellerindeki resimlerle bulmaya çalıştıkları için 'resimli gelin' olarak anılıyorlar. Bahtsız kadınlar, resimlerdeki erkekler ya gerçekten yaşlı olduklarından ya da onlar ülkeye gelene kadar yaşını başını aldıklarından babalarının akranları erkeklerle evlenip birer nikahlı köleye dönüşüyorlar. Gece gündüz evde, tarlada, ahırda işleyen, o ezici tempoda çalışırken sağlıklı bebekler doğurması beklenen sarı benizli köleler!
Julie Otsuka, bahtları da kendileri gibi çelimsiz gelinlerin çaresizlik, merak, şaşkınlık, yokluk , yoksunluk, endişe ve korku ile biçimlenen ruh hallerini anlatırken onlar gibi suskun bir sabırla seçiyor sözcüklerini. Yazar kurduğu cümlelerin zarafetinin keyfini yaşıyor, güçlü empatisini sonuna kadar hissederken o empatiye siz de dahil oluyorsunuz.
RÜYALARIMIZ BİTTİ
Romanın eriştiği edebi düzeyi anlamak için seçtiğim şu bölüm, size bir fikir verecektir:
"... bir ağaçtan şeftali düşmüştü. Bazen de gece boyu deliksiz uyuduk ve sabah uyandığımızda kocalarımızı koltukta iki büklüm uyuyakalmış, horlarken bulduk... Bazen kocalarımız kendilerine bekçi köpeği aldılar; ismini Dick, Harry ya da Spot koydular ve giderek o köpeklere bizlere bağlandıklarından çok daha fazla bağlandılar. Bizse kendimize, böylesine vahşi ve dostanelikten uzak bir ülkeye gelmekle hata yapıp yapmadığımızı sorduk. Amerikalılardan daha vahşi bir kabile var mıdır?.. İçimizden biri her şey için onları suçladı ve hepsi ölsün istedi. İçimizden biri her şey için onları suçladı ve kendisi ölmek istedi. Diğerlerimiz onları hiç düşünmeden yaşamayı öğrendik... Aynalarımızı ortadan kaldırdık. Saçımızı taramayı bıraktık. Makyajı tamamen unuttuk... Buda'yı unuttuk. Tanrı'yı unuttuk. İçimizde hâlâ erimeden varlığını sürdüren bir soğukluk geliştirdik. Korkarım ruhum öldü benim. Annelerimize yazmayı bıraktık. Kilo kaybedip inceldik. Kanamamız durdu. Rüyalarımız bitti. İstemekten vazgeçtik. Sadece ve sadece çalıştık. Günde üç öğün yemeğimizi, çabucak tarlaya dönebilelim diye, kocalarımızla tek kelime konuşmadan ağzımıza tıktık..."
UMUTLAR SAVAŞ SONRASINA...
Üçlemenin ikinci kitabı 'İmparator Tanrıyken', ABD'nin Doğu kıyılarına ve bereketli topraklarına dağılmış Japon gelinlerin ikinci kuşağıyla birlikte yaşananları anlatıyor.
Yıllar geçmiş, iyi kötü işler, yuvalar ve düzenler kurulmuş, görece sağlıklı bebekler doğmuş, geleceğe dair yeni yeni umutlar yeşermektedir. Tam bu sırada Pearl Harbour Baskını sonrasında ABD ile Japonya arasında patlayan savaş, ülkedeki Japon kökenli aileleri hedef haline getiriyor. Önce kocalar ulusal güvenlik gerekçesiyle ailelerinden koparılıyor. Ardından kendi ülkeleri adına ajanlık yapmalarından, işbirliği geliştirmelerinden endişe edilen resimli gelinler, çocuklarıyla birlikte ülkenin orta kesimlerindeki çöllük arazilerde kurulan toplama kamplarına götürülüyor. ancak bu zorunlu göçte birçok yasak vardır. Hatta evcil hayvanlarını götürmeleri bile yasaktır. Yanlarına almalarına izin verilen üç beş giysi, basit mutfak eşyaları ve onları açlık sınırında ancak tutacak yiyecek karneleriyle yaşamaya zorlandıkları toplama kamplarında hayat, her an uyulması gereken direktif ve yasaklarla akar gider.
Artık yıllar önce Buddha heykellerini tavan aralarına kaldırmaları, dinlerini değiştirmeleri yetmemiş, şimdi de kendilerinden Amerikalıdan daha fazla Amerikalı olmaları beklenmektedir.

ALICE'İN HAFIZASIYLA SINAVI
Üçlemenin son romanı 'Yüzücüler', koca bir hayat çileyle geçse de günün birinde belleğin karanlık labirentine yuvarlansanız da o acıların asla unutulmayacağına dair bir öykü.
Yıllar geçmiş ve 'İmparator Tanrıyken'deki kız çocuğu olduğunu tahmin ettiğimiz Alice, demansla mücadele etmektedir. Alice'in de düzenli olarak gittiği yüzme havuzunda bir araya gelen farklı yaşlardan insanlar birbirlerinden güç almaktadır. Bu buluşmalar Alice ve onu havuza götürüp getiren kızı (yazarın kendisi) için hem spor hem de gizli bir dayanışma aracıdır. Ancak bu rutin, günün birinde havuz zemininde beliren bir çatlak yüzünden darmadağın olur.
Romanın belli başlı karakteri Alice'in iyiden iyiye zayıflayan belleğiyle öyküde yol alırken onun geçmişe dair tek hatırladığı şey, tecrit merkezlerinde - tıpkı Nazi toplama kamplarında olduğu gibi- ailesinin kayıt dosyasındaki adının karşılığı olan 13611 rakamıdır. O numaranın yanı sıra annesi ve kardeşiyle birlikte çıktığı yolculukta ilk kez yaptığı tren yolculuğu ile toplama kampından üç beş dağınık anı, belleğinden geriye kalan yegane görüntülerdir.
Galiba, Alice'in bize öğrettiği şeylerden biri, hayatın kırılma anlarında belleğimize kazınan anıları silmeye demansın bile gücünün yetmediği gerçeği.
'Yüzücüler', hem üç kuşaklık serüvenin finali, hem de belleğin direnişine dair bir son söz!
Tavan Arasındaki Buda / İmparator Tanrıyken / Yüzücüler / Julie Otsuka / Domingo Yayınları