Milli edebiyat akımının önemli isimlerindin Ömer Seyfettin, hayatının son üç yılında yaklaşan ölümüne inat, kalemine sarılmıştı. 1917'den 1970'ye kadar geçen üç yıla on kitaplık 125 hikayeyi sığdırabilmiş olması, hayat kantarındaki nicelik - nitelik tartışmasına çeker dikkatimizi. Uzun yıllar çocukluk çağına hitap eden bir yazar olarak algılanmasına sebep sanırım, onun ideolojisini yeni kuşaklara daha çocukluk yıllarında empoze etme çabasıydı. Bu gayretkeşlik bence onun edebi yanını gölgeledi.
Hayata genç yaşta veda eden yazar ve sanatçılar, o kısacık ömürlerine sığdırdıkları eserleri kadar sayılı günleriyle de etkilemişlerdir beni. Gıpta ve takdirle karışık bir tuhaf melankoli sebebi.
İlk aklıma gelen isim 36 yaşında ölerek yazgısı Ömer Seyfettin'e denk düşen Orhan Veli... Sabahattin Ali (41), Oğuz Atay (43), Cahit Sıtkı (46), Emily Brontë (30), Sylvia Plath (30), Franz Kafka (40) ve burada adına yer veremediğim, öldükleri yaşlarda hayatımıza dahil olsalar, 'genç yazar' olarak kabul edilebilecek nice isim. Ömürleri uzun olsaydı daha neler yazarlardı, acaba gerçek başyapıtları zihinlerinde ve ölümün karanlık yüzünde mi kalmıştı?.. Kimbilir!
Benim kuşağımın çocukluğunda hemen her evde bulunurdu Ömer Seyfettin'in öyküleri. Eserlerinin Türkçülük ve milliyetçilik akımına olan etkileri, Cumhuriyet Türkiyesi'nde milli eğitim müfredatına alınıp okutulmasının teşvik edilmesi için pragmatik bir sebepti. Ama aynı zamanda sökülmesi imkansız bir yaftaydı da. Yeri gelmişken söyleyeyim, öykülerinin bazıları Stephen King'i aratmayacak bir biçimde ürkütücü ve kan revan içindeydi. Bazıları ise güçlü cinsel tasvir ve durumlar içeriyordu. Bu sebeplerle özellikle çocuklardan uzak tutulmalıydı.
Benim kuşağımın okurları onu çocukken okudu, büyüdüklerinde sessiz sedasız uzaklaştılar Ömer Seyfettin'den. Oysa hamasetle yoğrulmuş olsalar da döneminin sosyal hayatının, yaşanan acı ve sıkıntıların aynası öykülerdi her biri.
KÜSKÜN VE MÜNZEVİ
Ömer Seyfettin, eserleri kadar fırtınalı dönemleri, oradan oraya savruluşları ve hayat mücadelesiyle aslında en büyük hikayesini yazdı; başı, sonu ortası, hastalık, yalnızlık ve acılarla geçen dramatik bir hikaye.
Kısa ömründe yazar ve şairliğinin yanı sıra askerlik, veteriner hekimlik ve öğretmenlik de yapmıştı. Pek çok öyküsünde özellikle Balkanlar'daki çatışmalar, esaret, askeri ve sivil görevlerle geçen hayatından derin izler vardı.
1917'den 6 Mart 1920'deki ölümüne kadar geçen üç yılda kalemi elinden hiç bırakmamıştı. Bu dönemde on kitaba denk düşen 125 hikaye yazdı. Kurgu ve kurgu dışı yazıları Yeni Mecmua, Şair, Donanma, Büyük Mecmua, Yeni Dünya, Diken ve Türk Kadını gibi dergilerde, Vakit, Zaman ve İfham gibi gazetelerde yayımlandı. Milliyetçi ve Türkçü fikirleri Türkçenin yalınlaşması düşüncesiyle birlikte yoğunlaşmıştı. Bu fikirler Yeni Lisan hareketi için kıvılcım oldu.
Bir ulusun edebiyatına sayısız eser kazandırmış bir yazarın koyu bir yalnızlık içinde genç yaşta ölmesi, ağır hastalığı sırasında kimsenin ilgilenmemiş olması, naaşıyla ilgili çıkarılan söylentiler hazin olduğu kadar ironiktir de.
'ÇORAK EDEBİYATIMIZ ŞENLENSİN!..'
Geriye bıraktığı onca öyküsünün yanı sıra hayatının mottosuna dair şu ifadeleri, onun karakterini ve yazıyla olan ilişkisini kavrayabilmemizin ölçüsünü verir;
"...Edebiyatımızın şiarı, 'Çok laf, az eser!'dir. Ben şimdilik bu şiarı bozmaya çalışıyorum. Ağustos böceği gibi öterek yan gelmekten ise karınca gibi çalışmak daha iyi değil mi? Şimdiye kadar öttüğümüz elverdi. Biraz da iş yapalım ki çorak edebiyatımız şenlensin..."
Ömer Seyfettin mirasının ırkçı, sağcı ideolojiler tarafından hararetle sahiplenildiği elbette bir gerçek. Ama insan yine de demeden duramıyor: Keşke o mirasçılar, sahiplendikleri yazarın çeyreği kadar aydınlık kafalı olsaydı, bugün başka şeyleri yaşıyor ve tartışıyor olurduk..
Ömer Seyfettin'in eserleri, döneminin hayat tarzını, hissiyatını yansıtma başarısıyla bir klasiktir. Dahası modern öykücülüğün 1908 sonrasında yetişen üç önemli isminden biridir. Ancak onun fikirlerine uzak duranlar ya ihtiyatla yaklaşmış ya da hiç ilgilenmemişlerdir. Öykülerinin bir kez daha derli toplu ve iyi bir edisyon emeğiyle yayınlanıyor olması kıymetlidir.
Bu baskıyı, birçok benzer baskısından ayıran özellikler de var;
* Türk edebiyatı araştırmacısı ve eleştirmen Tahir Alangu’nun hazırladığı derleme esas alınarak hazırlanması.
* Öyküler, zamanında süreli yayınlarda yayımlanan ilk halleriyle karşılaştırılarak yayına hazırlanması.
* Yazarın çevirdiği öykülerin de koleksiyona alınması.
Bütün Öyküleri I-II / Ömer Seyfettin - Everest Yayınları

Öğrenme uğraşı hiç bitmez!
Cevat Çapan, akademisyen, yazar, şair ve eleştirmen kimliğiyle birçok yapıta imza attı. Dünya şiirinin önemli isimlerinden yaptığı çeviriler, hazırladığı antolojilerle edebiyatseverlerin ufkunu açtı. Türkiye'nin edebiyat ve düşünce ortamına büyük emekleri geçmiş önemli ve örnek entelektüellerinden oldu. Kısa bir süre önce raflarda yerini alan yayımlanan 'Okuma Uğraşı' da onun uzun ve verimli yazarlık hayatına yeni bir halka olarak eklendi.
'Öğrenme Uğraşı', Cevat Çapan'ın yaklaşık 60 yıl boyunca telif kitaplarının dışındaki çalışmalarına ışık tutan önemli bir derleme. Bu kitap için bir araya getirilen yazıların bir bölümü, yıllar boyunca katıldığı etkinliklerde yaptığı konuşmalardan, bir bölümü de bazı yayın organları arasında yayımlanmış yazılardan oluşuyor.
Çapan'ın Sabahattin Eyuboğlu, Memet Fuat, Muhsin Ertuğrul ve John Berger ile yaptığı doğaçlama konuşmaların metinleri kitabın belki de en ilgi çekici bölümlerini oluşturuyor.
Ayvalık ASKEV'deki bir etkinlikte konuşma yapan şair Turgay Fişekçi'nin sözlerini de bu kitaba dahil eden yazar, 'Öğrenme Uğraşı'nın bu bölümünün bir imece ürünü olduğunu vurguluyor.
Kitapta yer alan diğer yazılar ise bilimsel etkinlikler için yazılmış metinlerden, antoloji ve değişik kitap önsözleri ve gezi izlenimlerinden derlenmiş.
Kitabına yazdığı önsözde yardım ve destekleri için Turgay Fişekçi, Besim Dalgıç, Canberk Doğalı'ya ve kızı Leyla'ya teşekkür eden yazar, şükranını bir ömre yayıyor:
"Okuma yazma öğrendiğimden beri öğrenme uğraşımda birlikte çalıştığım değerli öğretmenlerime ve sabırlı öğrencilerime elbette çok şey borçluyum. Onlar olmasaydı bu doğaçlama yazıların yarısı bile ortaya çıkmazdı."
'Öğrenme Uğraşı'nda Homeros'tan Shakespeare'ye, Onat Kutlar'dan Melih Cevdet Anday'a, Muhsin Ertuğrul'dan Çehov'a düşünce skalamızı besleyen önemli yazar, sanatçı ve düşünürlere dair ilginç, öğretici, dönemine ve bağlamına farklı açılımlar getiren Cevat Çapan metinleri var.
Öğrenme Uğraşı / Cevat Çapan / Yapı Kredi Yayınları

Kahramanın bir yazar olarak kasabaya dönüşü
2009 yılında 'Kül Mevsimi / Olive Kitteridge' ile roman dalında Pulitzer Ödülü'nü kazanan Amerikalı yazar, Elizabeth Strout, 'Benim Adım Lucy Barton'da, kitaba adını veren kahramanının öyküsüyle anneler ve kızları arasındaki ilişkilere, sınıf ayrımına, yalnızlığa ve sanatın iyileştirici gücünu vurgu yapmıştı. Yazarın bu kahramanının öyküsünü yeni romanı 'Her Şey Mümkün'de devam ettiriyor.
Romanın konusu şöyle...
Doğup büyüdüğü, geçimini tarımla sağlayan küçük kasabasını yıllar önce terk eden Lucy Barton’ın yazdığı kitap, kasabanın sakinlerini derinden etkiler. O etkilenenler arasında kimler yoktur ki!..
Biri varlıklı bir koca için itibarını gözden çıkarmış, diğeri de bir kitabın sayfalarında kendini bulmuş iki kız kardeş...
Bir yabancıya yardım etmek isterken inançları kökünden sarsılan bir okul işçisi... Annesinin bulduğu mutluluğa sevinmeye çalışsa da geçmişin olumsuz izlerinden sıyrılamamış bir başka kadın. Ve elbette, on yedi yıl sonra ilk kez eve dönerek kardeşleriyle büyük bir hesaplaşmaya giren Lucy Barton. Kasabanın sakinleri, acı tatlı hikayeleriyle romanın yapı taşlarını oluşturuyor.
Her Şey Mümkün / Elizabeth Strout / Domingo Yayınları

Varoluşun karanlık tüneli
'Kahramanlar ve Mezarlar', 'Karanlıkların Efendisi' ve 'Direniş' gibi romanlarıyla ülkemizde de çok okunan yazarlardan Arjantinli Ernesto Sabato, ülkesindeki dikta yönetimlerine karşı verdiği mücadeleyle de tanınır. Sabato'nun ülkemizde bilinen bir başka romanı 'Tünel', yine Pınar Savaş çevirisiyle Can Yayınları markasıyla yayımlandı.
Varoluşun karanlık yüzüne, aşka, yalnızlığa ve takıntılara dair öyküsüyle dikkat çeken psikolojik gerilimin önemli örneklerinden olan 'Tünel'in konusu şöyle...
Kendisini yalnız ve anlaşılmamış hisseden ressam Juan Pablo Castel, onu gerçekten anlayan tek insan olduğuna inandığı María’yı takıntı haline getirir. Ancak ressamın bu sevgisi giderek saplantıya, kıskançlığa, kontrol ihtiyacına dönüşecek ve nihayetinde onu, sevdiği kadını yok etmeye kadar götürecektir.
Tünel / Ernesto Sabato / Can Yayınları

Bir ömür süren aşk ve dostluğun öyküsü
Edebiyat dünyasının en ikonik birlikteliklerinden biriydi Simone de Beauvoir ve Jean-Paul Sartre'ınki. 1929 yılında Sorbonne'da tanışan Beauvoir ile Sartre, duygusal boyutu da olan bu entelektüel ilişki, Sartre'ın 1980'de vefat edişine kadar tam 61 yıl boyunca devam etti.
Simone de Beauvoir, anılar yüklü bu kitabında Sartre'ın insani taraflarını
gözler önüne sermekle kalmıyor, Fransa'nın politik ve toplumsal alanının tanıklıklar eşliğinde güçlü bir portresini çiziyor.
'Veda Töreni', iki dünya çapında yazarın arkadaşlıklarını, aşklarını, öteki ve kendi benliğiyle olan ilişkisini ilk elden bilgilerle öğrenmemizi sağlarken dünya edebiyatı nehrinin hızlı aktığı dönemlerin aurasını keşfetmemizi de sağlıyor.
Veda Töreni / Simone de Beauvoir / Everest Yayınları