Turizm sektörünün dinamik ve yoğun iş temposuna sahip kentsel çalışma alanlarından biri olan otel mutfakları, bu kez sert bir hukuki uyuşmazlığın ve emsal niteliğinde bir yargı kararının merkezi oldu. Bir otelde şef aşçı olarak görev yapan K.H. isimli işçi, sergilediği idari ve kişisel kusurlar zinciri nedeniyle iş sözleşmesinin işveren tarafından tek taraflı olarak feshedilmesi üzerine adli makamlara başvurdu. Hakkında tutulan asayiş ve disiplin tutanaklarını haksız bularak mağdur edildiğini ileri süren eski çalışan, İş Mahkemesi bünyesinde açtığı tazminat davasında hakkı olan tüm yasal alacakların tahsilini talep etti.

Göztepe'de yeni sezon mesaisi Slovenya'da sürüyor
Göztepe'de yeni sezon mesaisi Slovenya'da sürüyor
İçeriği Görüntüle

Davacı aşçıbaşı K.H., açtığı dava dilekçesinde iş sözleşmesinin haklı bir gerekçe sunulmadan, hukuka aykırı şekilde sonlandırıldığını iddia etti. Bu kapsamda, yılların getirdiği emeğin karşılığı olan kıdem ve ihbar tazminatı başta olmak üzere; fazla mesai ücretleri, ulusal bayram ve genel tatil günleri çalışmaları, hafta tatili alacakları ve asgari geçim indirimi (AGİ) ödemelerinin yasal faiziyle birlikte kendisine ödenmesini istedi. Ancak işveren tarafı mahkemeye sunduğu savunma dökümlerinde çok daha vahim bir tabloyu ortaya koydu. Otel yönetimi, şef aşçının mutfakta kurduğu baskı rejimini, stajyer aşçı M.K.'ya ve diğer personele yönelik süreklilik arz eden küfür ve hakaret içeren ifadelerini, kentsel çalışma barışını nasıl baltaladığını tescilli belgelerle savunma dosyasına ekledi.

İlk derece mahkemesinin kararı istinaf duvarına takılmadı

İş davalarına bakmakla görevli ilk derece mahkemesi, tarafların sunduğu mali dökümleri ve tanık beyanlarını inceleyerek ilk kararını tesis etti. Mahkeme heyeti, ilk aşamada işveren tarafından sunulan disiplin raporlarının ve iddiaların iş akdini tazminatsız feshetmek için yeterli ve somut belgelerle desteklenmediği kanaatine vardı. Ayrıca işçinin imzaladığı sözleşmede fazla mesai ücretlerinin kök ücrete dahil olduğuna dair net bir ibarenin yer almadığına dikkat çeken yerel mahkeme, davayı kısmen kabul ederek işçiye tazminat ödenmesi gerektiğine hükmetti.

Yarattığı mali sonuçlar nedeniyle otel yönetimi tarafından bir üst mahkemeye taşınan karar, Bölge Adliye Mahkemesi bünyesindeki istinaf dairesi tarafından da incelendi. İstinaf tetkik hakimlerinin yerel mahkeme kararında hukuki bir isabetsizlik görmemesi ve kararı onaması üzerine, iş tüzüğü ve işçi-işveren ilişkilerindeki güven sınırlarını yeniden çizecek olan dosya, nihai tescil işlemleri için Yargıtay’ın masasına gönderildi.

Yüksek mahkeme işyerindeki güven ilişkisinin çöktüğünü ilan etti

Temyiz talebi doğrultusunda dosyayı detaylı bir kriminolojik ve hukuki incelemeye tabi tutan Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, alt mahkemelerin aksine Türk iş hukukunun temel taşlarını anımsatan radikal ve farklı bir değerlendirmede bulundu. Yüksek Mahkeme, iş sözleşmelerinin sadece mali borçların yerine getirilmesiyle sınırlı olmadığını, tarafların birbirine karşı doğruluk, sadakat ve bağlılık yükümlülüğü altında bulunduğunu vurguladı.

Yargıtay'ın tescil edilen gerekçeli kararında, bir işçinin işyeri sınırları içinde bir başka mesai arkadaşına sataşması, sözlü şiddet uygulaması, genel ahlak kurallarına aykırı şekilde küfür etmesi ve çalışma ortamındaki huzur iklimini bozmasının, işveren açısından katlanılamaz bir durum yarattığı ifade edildi. Kararda, bu tip eylemlerin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesinde düzenlenen "Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller" kapsamında yer aldığı ve işverene iş akdini derhal, tazminatsız olarak feshetme yetkisi tanıdığı net bir dille aktarıldı.

Stajyer çalışana yönelik mobbing ve ağır ifadeler delillerle kanıtlandı

Hukuk dairesinin incelediği dosya dökümlerinde, mutfakta yaşanan psikolojik baskının (mobbing) ve sözlü saldırıların ulaştığı boyutlar tek tek deşifre edildi. Davacı aşçıbaşının, mesleğin henüz başında olan ve korunması gereken stajyer aşçı M.K.’ya, temizlik bezlerinin kötü koktuğu gibi basit bir lojistik aksaklığı bahane ederek herkesin içinde bağırdığı, ağır tehditler savurduğu ve sinkaflı küfürler ettiği adli tescil kayıtlarına geçti.

Dramatik olayın boyutunu artıran en çarpıcı detay ise stajyer öğrencinin sağlık durumu üzerinden yaşananlar oldu. Yakın tarihte göz ameliyatı geçiren ve doktor raporuyla ağır işlerde çalıştırılmaması gerektiği kurumsal idareye bildirilen stajyerin, şef aşçı K.H. tarafından zorla çalıştırılmak istendiği ortaya çıktı. Duruma itiraz eden genci diğer personelin gözü önünde aşağılayan aşçıbaşının, mağdura yönelik "öküz", "mal", "salak", "sen hiçbir işe yaramazsın", "ne halin varsa gör" şeklinde hakaretler savurduğu tanık ifadeleriyle sabit görüldü. Yargıtay, asayiş ve çalışma tüzüğüne tamamen aykırı olan bu davranışların, amir konumundaki bir kişiye yakışmayacağını karara bağladı.

Agresif tavırlar sergileyen amirin tazminat hakları tamamen yandı

Yüksek yargı organı, davacı şefin sergilediği olumsuz tutumların sadece stajyer çalışanla sınırlı kalmadığını, mutfaktaki diğer yardımcı personele ve lojistik elemanlarına karşı da benzer bir agresif ve hırçın tüzük uyguladığını belirledi. Küfürlü konuşmayı bir yönetim biçimi haline getiren işçinin, oteldeki genel çalışma düzenini ve hiyerarşik asayişi bozduğu, bu durumun da işletmenin kurumsal itibarını zedelediği tescillendi.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin ve istinaf dairesinin verdiği kararları hukuka aykırı bularak tamamen bozdu. Bu tarihi bozma kararıyla birlikte, stajyer aşçıya ve diğer mesai arkadaşlarına hakaret ettiği kesinleşen aşçıbaşı, iş kanunu tüzükleri çerçevesinde kıdem ve ihbar tazminatı alma hakkını tamamen kaybetti. Milyonlarca çalışanı ve işvereni doğrudan ilgilendiren bu emsal karar, işyerinde unvanı ne olursa olsun hiç kimsenin bir başkasını aşağılama, psikolojik şiddet uygulama ve çalışma barışını bozma özgürlüğüne sahip olmadığını tüzel olarak mühürlemiş oldu.

Kaynak: HABER MERKEZİ