Bir yazın emekçisinin en önemli kalıtı yazdıkları, yapıtlarıdır elbette. Şairse can alıcı, etkileyici, vurucu dizeleridir. Öyküler, romanlar, resimler, yontular da öyle.
Pir Sultan’dan, Nesimi’den, Nâzım’dan, Enver Gökçe’den, Ahmed Arif’ten, Gülten Akın’dan, Melih Cevdet’ten, Orhan Veli’den, Rıfat Ilgaz’dan, Orhan Kemal’den, Ceyhun Atuf Kansu’dan, Cahit Irgat’tan, Attila İlhan’dan, Hasan Hüseyin’den, Can Yücel’den, Şükran Kurdakul’dan…
Daha nicesinden bugün de yüreğimize, gönlümüze işlediğimi şiirleri, dizeleri, yapıtlarıyla göneniyoruz.
Yine adlarını andığımız şairlerden nicesi yazdıklarından dolayı hep dışlanmış, siyasal ve egemen erkin baskısı, kılıcı ile hırpalanmış, hapislerde yatmış, işkence görmüştür.
***
Yaşamı kavrayan, toplumsal duyarlılığını yitirmeyen, sömürüye, baskıya direnen, aydınlanmayı savunan, barışçıl ereğini içselleştiren, dünya halklarıyla duygudaşlık kuran, emeğe saygı duyan, haksızlıklara başkaldıran tüm bu şair, yazar, romancı, bilim ve kültür insanı, sanatçı her zaman her dönem düşüncelerinden, ürettiklerinden, yapıtlarından dolayı çok ağır bedeller ödemişlerdir.
Bunlardan biri de 77 yıl önce bugün yaşamına kıyılmış, linç edilmiş, öldürülmüş olan şair, romancı, öykücü, düşün insanı Sabahattin Ali’dir.
Düşüncesi, yaşama bakışı, dünya görüşü, başkaldırısı, toplumcu gerçekçi duruşuyla kendine özgüdür, evrenseldir.
“Hayat ne fazla gülmek, ne de yasa girmektir, / Mevzuatı çiğnemek, talihi devirmektir... / Dünyayı parmağının ucunda çevirmektir... / Yaşamak, yatağından seller gibi taşmaktır.”
Bugün öyküleri, romanları, şiirleriyle Sabahattin ali öldürülmesinde 77 yıl sonra da yıpranmadan, çürümeden hâlâ okunuyor, anlatılıyor, anılıyor, seviliyor, bestelenen şarkılarıyla gönülden gönüle taşınıyor.
Sabahattin Ali, yalın anlatımı, gülmeceden olabildiğince yararlanması, dilini duru, çarpıcı biçimde kullanmasıyla yazın emekçisi, eylemcisidir.
Öykü ve romanlarında olduğu gibi toplumsal gerçekçilik yaklaşımıyla devinim yaratan Sabahattin Ali, şiire yaklaşımını 1938'de bir söyleşide şunları söyler: "Bence şiirin eskisi yenisi yoktur. İyi şiir, muhakkak ki insana bir şey ilave eder. Bu şey bazen tez olur, bazen bizim manen daha genişlememizi temin eden bir heyecan olur."
***
Bunca yıl geçer aradan, neredeyse benim yaşım kadar; ama Sabahattin Ali bugün de unutulmaz, anılır, yaşatılır, gönüllerde anlamını korur. İşte yazının, sanatın onurlu, değerli göstergesi.
Sinop’ta, ağır koşullarda, tutsaklıkta, baskıda, hücrede geçen zorlu yıllarda umudunu koruyan bu insan, denizi görmese de duyar sesini, şiirin gücüyle seslenir:
Başın öne eğilmesin / Aldırma gönül aldırma / Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül, aldırma
Dışarda deli dalgalar / Gelip duvarları yalar / Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül, aldırma
Görmesen bile denizi / Yukarıya çevir gözü / Deniz dibidir gökyüzü
Aldırma gönül, aldırma”
***
Bugün 2 Nisan 2025 Çarşamba. Gerilimin, bungunluğun, kaygının burgacında dönenip duruyoruz. Ah ki ah o umut, beklenti, kurgu, imgelem, arayış!
Şairin, yazarın, sanatçının, aydının, bilimin gezegenindedir hep.
Başımız öne eğilmesin; dik ve diri durma, güçlü olma, umudun eyleminde, düşün, düşüncenin avlusunda olmanın onurlu yolculuğundayız.
Sabahattin Ali günündeyiz; onun şiirleri, öyküleri, romanları, çoğul şarkıları, tepkileri, başkaldırıları ile…
Aydınlığa, esenliğe, umuda, özgürlüğe, barışa, sevgiye, aşka, sevdaya, özenli yaşama, söz ve ses eylemine…