Yazdığım son 2 köşe yazısına bakıyorum da; önce İstanbul’un kedilerinin nasıl da Avrupa tarafından örnek alındığından ve Hollanda’nın Bergen şehrinin Cats of Istanbul benzeri bir hareket başlattığından bahsetmişim. Kedilerin tahminlerin ötesinde turist çektiğini ve şehrin tanıtımını dünyanın dört bir yanında yaptığını anlatmışım. Ve sokak hayvanlarını toplayıp yok etmenin yollarını arayanlara mesajlar vermişim.
Bu yazının üstünden bir hafta geçmemiş, sanki İstanbul Valisi Davut Gül kedilerin ününden rahatsız olmuşçasına “Her önüne gelen kedi beslememeli. Doğanın dengesi ortadan kalktı” diye açıklama yapmış. E mecburen ben de o açıklamaya cevaben kediler, besleme ve doğanın dengesini bozan gerçek faktörleri anlatan bir yazı kaleme almışım.
Normalde gelişmiş bir ülkede bir valinin kedilerle ilgili açıklaması halkın geniş kesiminden çok tepki alsa, devlet görevlisi bu tepkilere kulak verip bir çözüm yolu arayışına girerdi. Bizde tam tersi oluyor. Tepkiler üzerine Vali işi bir adım öteye taşıyarak bu hafta da “İstanbul’da sokak köpeklerini beslemeyi” yasakladı.
Bu da demek oluyor ki İstanbul’u ve Valiliğin uygulamalarını konuşmaya devam edeceğiz!
*
Yahu biz ne zaman merhamet duygumuzu bu kadar yitirdik. Yani sokakta aç bir hayvan görsek, içimiz sızlasa gidip marketten bir paket mama alıp veremeyecek miyiz? Böyle bir yasak olabilir mi?
Bu topraklarda Osmanlı’dan beri sokaktaki hayvana merhamet edilir. Beslenir, susuz kalmasınlar diye yalaklar yaptırılır, hatta tedavi edilsinler diye merkezler kurulur. Avrupa kedileri köpekleri yakarken bu toprakların insanları onları can dostu bilirdi. O anlayış, o gelenek, o hayvan sevgisi bugün de bizim halkımızın büyük çoğunluğunun içinde var. Silemezsiniz!
*
Önce hayvan haklarını kökünden ihlal eden, en temel hakları olan yaşam haklarına göz diken, altyapısı hazırlanmamış, uzun vadede sonuçları düşünülmemiş, bilimsellikten ve sonuç odaklı olmaktan uzak bir yasa çıkardılar. Biz hayvan severler bu yasaya Kanlı Yasa diyoruz. Çünkü hayvanlara ölümü uygun gören, vicdani duygulardan ve evrensel hayvan haklarından çok uzak bir yasa yapıldı.
Yaşatmak yerine yok etmeyi, kısırlaştırmak yerine toplamayı, sevmek yerine nefret etmeyi önceliğine alan bu korkunç yasayı kabul etmiyoruz.
Zaten ne olduysa bu yasa yüzünden oldu. Hayvan katillerini cesaretlendiren, belediyeleri “kolay ve karanlık” yola iten bu yasanın çıkmasından sonra ülkemizin birçok şehrinde toplu katliamlar meydana geldi.
Sokak köpekleriyle başlayan süreç tam da tahmin ettiğimiz gibi yavaş yavaş kedilere de sıçradı. Toplama istedikleri seviyede yapılamamış olacak ki şimdi de sokakta kalan köpekleri aç bırakmaya karar vermişler.
Yasak halk sağlığı, ekolojik denge ve güvenlik gerekçeleriyle getirilmiş! Sokaklardaki güvenlik tehdidinin köpekler olmadığını; ekolojik dengeyi ve halk sağlığını asıl tehdit eden şeyin ise hayvanların beslenmesi olmadığını hepimiz biliyoruz!
“Toplanmayanlar açlıktan ölsün” diye mi düşünüyorlardır nedir?
Aç kalan hayvanlar tıpkı insan dahil her canlıda olduğu gibi karnını doyurmak için saldırganlaştığında bunun hesabını kim verecek?
Bu canlar size ne yaptı da böylesi bir nefretle hareket ediyorsunuz?
Bu ülkenin onca sorunu varken, kalkıp sokaktaki gariban hayvanlarla çatışmanın mantığı nedir?
Hiç mi sızlamıyor vicdanınız?

Yasağa tepki yağmuru
İstanbul Valiliği hafta başında sahipsiz hayvanlara yönelik yeni bir genelge yayınlayarak kent genelinde sokak köpeklerinin kontrolsüz beslenmesini yasakladı. Afyonkarahisar ve Ankara'da da daha önce İl Hayvanları Koruma Kurulları tarafından benzer "besleme yasağı" kararları alınmıştı.
Hayvan hakları savunucuları ve STK’lardan yasak kararlarına gelen tepkiler çığ gibi büyüdü.
İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, kararın 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu'na aykırı olduğunu vurgulayarak resmiyette böyle bir kararın olmadığını belirtti. Açıklamada besleme sırasında sorun yaşayan hayvan severlere İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi olarak hukuki destek verileceği ifade edildi.
Hayvan Hakları Federasyonu – HAYTAP ise Afyon, Ankara ve İstanbul Valiliklerine besleme yasağı kararının iptali için dava açacağını duyurdu. HAYTAP valiliklere açtığı dava dilekçesinde sokak hayvanlarının tarihi ve kültürel anlamdaki yeri, değeri ve kararların hayvan haklarına yönelik sakıncalarını sıraladı. Bazı STK’ların açıklamaları ise şöyle:
HİPDER: Hayvanların açlığa mahkum edilmediği, gönüllülerle iş birliği içinde yürüyen adil ve gerçekçi bir sistem kurulmalıdır. Çünkü merhamet cezalandırılamaz. Vicdan susturulamaz. Yaşam hakkı ihlal edilemez.
Afalina Hayvan Haklari Topluluğu: Sokak hayvanı nüfusunu yönetmenin tek sürdürülebilir yolu kısırlaştırmadır. Yasak koymak geçici bir kontrol sağlar. Beslemeyi kısıtlamak yerine popülasyonu planlı yönetmek daha etkili ve etik bir çözümdür.
HEPAD: Toplatılmak, hapsedilmek ve öldürülmek yasal sayılırken; sokakta aç bir cana bir lokma uzatmak yasak görülüyor. Oysa sokak hayvanlarını beslemek suç değildir! Merhamet, insanlığın en sade halidir.
TVD: Yüzlerce yıllık bir birlikte yaşam kültürü yasaklarla değiştirilemez. Bu coğrafyanın kodlarını taşıyan bireyler ve yaşam hakkı savunucuları olarak İstanbul Valiliği'nin aldığı yasak kararını bir an önce geri çekmesini talep ediyoruz.

Yapay zekanın çevreye faturası büyük!
Birleşmiş Milletler Çevre Asamblesi #UNEA7 8-12 Aralık tarihleri arasında Nairobi'de gerçekleşecek. Zirvede yapay zeka da liderlerin gündeminde olacak; yeni teknolojilerin faydalarının gezegensel karbon ayak iziyle nasıl dengelenebileceği tartışılacak.
Toplantı öncesinde Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla Yapay Zeka’nın çevreye olan etkilerine dikkat çekti. Açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Yapay zeka, küresel krizlerle mücadelede önemli bir potansiyel sunsa da çok hızlı büyümesi, çevresel maliyetleri de beraberinde getiriyor. Yapay zekanın dünyanın en büyük çevresel acil durumlarının üstesinden gelmeye yardımcı olabileceğine dair büyük umutlar var. Ancak konu çevre olduğunda, yapay zeka patlamasının olumsuz bir yanı da var. Yapay zeka sunucularını barındıran ve sayıları hızla artan veri merkezleri elektronik atık üretiyor. Bu merkezler, birçok yerde azalan suyun da büyük tüketicileri halinde. Genellikle sürdürülemez bir şekilde çıkarılan kritik minerallere ve nadir elementlere güveniliyor. Ayrıca, gezegeni ısıtan sera gazlarının emisyonunu artırarak büyük miktarda elektrik tüketiyorlar. Yapay zekayı sürdürülebilir kılmak için küresel çözümlerin zamanı geldi.”

KULAĞIMIZA KÜPE OLSUN
“Doğa her zaman ruhun renklerini giyer.”
— Ralph Waldo Emerson (Yazar/Düşünür)