Küçük oğlum Tolga büyük bir iş çıkardı, bana keyif verecek bir armağan verdi. Her gün yayınlamakta olduğum günlük yazılarımı artık internet siteme yerleştiriyorum, derli toplu her an, hepsini bir arada görüyor, rahatlıkla anında istediğimi bulabiliyorum. Tabii bunun kalıcı olduğunu, benden sonra da bir kitap mahiyetinde kendi varlığını devam ettirecek olması da ayrı ve önemli bir durum… İşte bugün bu konu üzerinde yazacağım.

İnsan bazen bir bilgisayar ekranının başında otururken hayatının en sessiz kararını verir. Kimse alkışlamaz. Kimse fark etmez. Ama o an, gelecekte yüzlerce insanın uğrayacağı bir kapının ilk taşı konur.

Bir site kurmak çoğu insan için teknik bir iştir. Dijital adres alınır, tasarım yapılır, birkaç sayfa hazırlanır ve yayınlanır. Zor, beceri, tecrübe isteyen bir iştir. Bu nedenle ben yapmadım, yapamadım; genç ve zeki oğlum hazırladı… Oysa işin görünen kısmı yalnızca budur. Asıl mesele; görünmeyen tarafta başlar.

Çünkü her site, sahibinin zihninden dışarı taşan dijital bir karakterdir. Bir marangozun elinden çıkan masa nasıl onun sabrını taşıyorsa, bir insanın kurduğu site de onun düşünce biçimini taşır. Düzeni, üslubu, yaklaşımı… Hepsi aslında “Ben buyum.” demenin sessiz bir yoludur.

Eskiler şöyle derdi:

“İnsan yaptığı işle görünür.”

Bugün bu sözün modern karşılığı şudur:

“İnsan dijitalde bıraktığı iz kadar hatırlanır.”

Turistler bir zamanlar gittikleri bir beldede dillere destan küçük bir kitapçı dükkânına da uğramışlar. Dükkânın sahibi yaşlı bir adammış. Raflar eskiymiş ama tertemizmiş. İçeri giren herkese çay da ikram edermiş. Bir gün ona neden bu kadar özen gösterdiğini sormuşlar. Gülümsemiş ve şöyle demiş:

“İnsanlar kitap almaya değil, his almaya gelir.”

O cümle yıllardır aklımdan çıkmamıştır ve hep bu nasıl gerçekleştirilebilir diye de düşünmüşümdür. İşte Tolga bu düşüncemi gerçeğe dönüştürmüş oldu. Çünkü aslında internet siteleri için durum aynıdır. İnsanlar buralara yalnızca bilgi almak için gelmiyorlar. Güven görmek, samimiyet görmek, bir ruh görmek istedikleri için ziyaret ediyorlar.

Bugün milyonlarca site var. Ama çok azı insanın zihninde kalıyor. Neden? Çünkü çoğu site bilgi veriyor ama karakter taşımıyor. Oysa karakter; renklerden daha güçlüdür. Reklamlardan daha kalıcıdır.

Bir ziyaretçi siteye ilk girdiğinde saniyeler içinde “Burada kalıp kalmamaya, buradaki bilgilere sürekli ulaşıp ulaşmamaya” karar veriyor. Bu kararın çoğu zaman tasarımdan önce hisle verildiği de belli oluyor. İşte ben bunun için keyifliyim, mutluyum. Ve de gösterilen ilgiye minnettarım, şükranlarımı iletiyorum. Ziyaretçilerime sıcak çay ikram edemiyorum ama sıcak ve samimi, güvenli bir bağlantı içindeyim.

Şunu daha iyi anladım ki, böylesine hazırlanmış bir site bağırmıyor. İkna etmeye çalışmıyor. Kendini ispatlamak için yorulmuyor. Tıpkı kendinden emin insanlar gibi…

Konfüçyüs’ün çok sevdiğim bir sözü vardır, ben bunları unutmamak için hep bir yere yazmışımdır:

“Kaliteli insan sözünün değil, işinin peşindedir.”

İnternette de böyledir. Gerçek kalite gösterişte değil, detaylarda saklıdır. Hızlı açılan bir sayfada… Dürüst bir açıklamada… Abartısız bir cümlede… Kullanıcıyı yormayan bir düzende…

Çünkü dijital dünya büyüdükçe insanların dikkat süresi kısaldı ama samimiyeti anlama yeteneği hâlâ kaybolmadı. İnsan kandırılabilir. Ama hisleri kolay kolay yanılmaz.

Bugün birçok kişi kısa yoldan büyümeye çalışıyor. Kopya içerikler, yapay ilgiler, şişirilmiş rakamlar… Fakat unutulan bir gerçek var:

“Kalıcı olan şey hız değil, değerdir.”

Açıklamışlar: Bir bambu ağacı ilk yıllarında neredeyse hiç büyümezmiş. Toprağın altında kök salarmış. İnsan onu başarısız sanırmış. Oysa zamanı geldiğinde birkaç haftada metrelerce yükselirmiş. Çünkü görünmeyen hazırlığı tamamlamıştır.

İyi bir site de tıpkı böyledir. İlk günlerde belki fazlaca ilgi görmeyebilir, sessiz olabilir, ziyaretçisi de az olabilir. Kimse fark etmeyebilir. Ama sağlam temeller üzerine kurulan işler bir gün mutlaka karşılığını verir.

Çünkü internet yalnızca teknoloji değildir. İnsan psikolojisidir. Güvendir. Sabırdır. İtibardır. Ve en önemlisi: devam edebilmektir.

Site kuran insanlar bunu çok iyi bilir. Bazen gecelerce süren düzenlemeler yapılır. Bir yazının başlığı için saatler harcanır. Küçücük bir hata günlerce can sıkar. Ama bütün bunların arkasında görünmeyen bir umut vardır:

“Bir gün birileri buraya gerçekten değer verecek.”

İşte bütün mesele budur. Çünkü internet artık yalnızca şirketlerin vitrini değil; insanların hafızası hâline gelmiştir.

Sevgi ve saygıyla...