Yollarda, kaldırımlarda yürürken yanımdan İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait birçok araç geçiyor. Onların üzerindeki Çeşitli firmalara ait reklamlar hariç, belediye tarafından slogan mahiyetinde konulan yazıları okuyorum. “Tertemizizmir “, “ Yeşilizmir” vb. gibi bu sloganlar gerçeği yansıtıyor mu? diye düşünüyorum.
Tertemizizmir yazılı araç geçince şöyle sağıma soluma bakıyorum. Şayet ana caddelerden birindeysem eh slogan doğru gibi duruyor. Ama herhangi bir ara sokaktaysam sağda solda saçılmış kağıtlar, çöpler ile ağızına kadar dolup taşmış çöp konteynerleri bana aynı şeyi söylemiyor. İnşallah bunlar sadece benim geçtiğim saatler veya geçtiğim sokaklara mahsus görüntülerdir, genel böyle değildir diye söyleniyorum kendi kendime.
Sadece sloganlar mı? Tabii ki hayır. Bir de Belediyede iddialı bazı departmanlar da var. Mesela bunlardan birisi “Halkla İlişkiler“ departmanı.
Bir iki defa kendilerine işim düştü. İlk İletişim güzel. Efendim talebinizi aldık bilgi vereceğiz diye. Sonrası yok. Şikayet ettiğim konu ile ilgili veya herhangi bir konuda belediyeye yapmış olduğum müracaatla ilgili, bir şey sormuşsam iş oradan sonra yürümüyor. Ne bir ses ne bir nefes.
Sırf Halkla İlişkiler mi. Hayır. Otoparklar Müdürlüğü’ne bir işim düştü. Düştüğü yerde kaldı. Kaldırabilene aşk olsun.
Her neyse gelelim yazının başlığına. Beton İzmir. Garibim İzmirim ömrümün tamamını geçirdiğim Yavuklum İzmir. Bir zamanlar Türkiye’nin en yeşil kentlerinden birisiydi. Şimdi döndü dolaştı Türkiye’nin en beton kentlerinden birisi haline geldi. Sorduğunuz zaman hayıııır. Öyle değil diyerek karşı çıkıyor oranlar, rakamlar veriyorlar. Biz aptalız ya. İzmirin il yüzölçümünü esas alıp dağları ovaları da içine katıp bir oran veriyorlar. Beyler ben şehir merkezindeki, hatta yerleşim yerlerinin merkezlerindeki betonlaşmadan söz ediyorum. Dikin her yere gökdelenleri, dikin münbit arazilere 10-15 katlı evleri, dikin Her yere TOKİ evlerini. Ne ağaç kalıyor ne yeşil. Güzelbahçe bile betonlaştı, çiğli ha keza, menemen bitti, hangi birini yazayım. Yeşile hasret, çiçeğe hasret, ağaca hasret yaşayıp gidiyoruz. Bizim başkanları Bakü’ye gönderip yeşile saygılı bir kent nasıl olur göstermek gerek. Avrupa’da bir şehri örnek göstermiyorum, bile bile bozkırın ortasında bir şehri örnek aldım.
Betonlaşma sadece yeşili mi bitirdi o da hayır. Yoğun yerleşimler İzmirde trafiği öyle bir hale getirdi ki, belli saatlerde bir yerden bir yere gitmek adeta işkence halini aldı. Çevre yolları bile kapalı tıkalı. Adım adım ilerliyorsunuz.
Trafik deyince aklıma geldi. Pek çok büyük şehirde trafiğin kesintisiz akmasını sağlamak için trafik ışıkları belirli bir sürate ayarlanır. Böylece önerilen sürati korursanız kesintisiz yol alırsınız. Bizde öyle mi? Değil. Bir ışıkta yeşil yanar çok kısa mesafe ötede yolunuz üstündeki diğer trafik ışığı tam siz gelirken kırmızıya döner. Dura kalka yol alırsınız. Sadece zaman kaybı mı? O da değil. Aynı zamanda yüzlerce, binlerce aracın dur kalklarda boşa harcadığı yakıt da cabası.
Betondan başladık, trafikte bitirdik. Öyle çok ki yazmak istediklerimiz. Neyse şimdilik burada durayım.