EFJ'nin 2026 Ankara buluşması başladı: Meslek sorunlarının çözümü için hazır olmalıyız
EFJ'nin 2026 Ankara buluşması başladı: Meslek sorunlarının çözümü için hazır olmalıyız
İçeriği Görüntüle

SEMİ TEKTAŞ/Rapora göre yalnızca 2024 yılında 279 bin 620 çocuk mağdur olarak kayıtlara geçti. Bu sayı, her gün ortalama 766 çocuğun mağduriyet yaşadığı anlamına geliyor. Başka bir ifadeyle Türkiye'de her iki dakikada bir çocuk, şiddetin, istismarın ya da bir suçun mağduru olarak resmi kayıtlara giriyor. Üstelik uzmanlara göre bu rakamlar buzdağının yalnızca görünen kısmı. Çocuklara yönelik istismar ve ihmal vakalarının önemli bir bölümü hiçbir zaman adli mercilere ulaşmıyor. Aile baskısı, korku, yoksulluk ve toplumsal sessizlik nedeniyle binlerce vaka kayıt altına bile alınamıyor. Bu nedenle raporda yer alan sayılar, yaşanan gerçek tablonun çok altında kabul ediliyor.

Bir yılda 280 bin mağdur

2024 yılında güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocuk sayısı 612 bin 651'e ulaştı. Bunların 279 bin 620'si mağdur çocuk olarak kaydedildi. Mağdur çocukların yaklaşık yüzde 86'sı suç mağduru olarak sınıflandırıldı. Rapor, çocukların yalnızca şiddet ve istismar tehdidiyle değil, çok yönlü hak ihlalleriyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Türkiye'de çocuk yaşta evlilikler de hâlâ önemli bir sorun olmaya devam ediyor. Hacettepe Üniversitesi ve UNFPA'nın araştırmasına göre genç kadınların yüzde 27'si çocuk yaşta evlendirildiğini belirtiyor. TÜİK ve UNFPA verileri ise kız çocuklarının yaklaşık dörtte birinin 18 yaşına gelmeden evlendirildiğini ortaya koyuyor.

970 bin çocuk işçi

Rapora göre 2024 yılında 15-17 yaş grubunda çalışan çocuk sayısı 970 bine ulaştı. Yaklaşık 1 milyon çocuk eğitim çağında olmasına rağmen işgücü piyasasının içinde yer alıyor. Tarımda, sanayide ve hizmet sektöründe çalışan çocuklar, yoksulluğun ve sosyal eşitsizliğin en ağır sonuçlarını yaşıyor. Mesleki Eğitim Merkezleri'ne (MESEM) kayıtlı çocuk sayısının son dört yılda 143 binden 503 binin üzerine çıkması da çocuk emeğinin ulaştığı boyutu gözler önüne seriyor.

Dijital tehlike

Dijital dünya da çocuklar açısından yeni risk alanları yaratıyor. TÜİK verilerine göre Türkiye'de 6-15 yaş arasındaki çocukların yüzde 93,1'i internet kullanıyor. Çocukların yarıya yakını ise her gün uzun saatlerini çevrimiçi geçiriyor. Raporda siber zorbalık, dijital istismar ve çevrimiçi cinsel sömürü risklerinin giderek büyüdüğüne dikkat çekiliyor. İHD'nin değerlendirmesi ise çarpıcı. Türkiye'de çocuklar hâlâ hak sahibi bireyler olarak değil, korunması gereken kırılgan gruplar olarak görülüyor. Çocuk haklarına yönelik politikalar yetersiz kalırken, önleyici sosyal mekanizmaların eksikliği nedeniyle çocuklar şiddet, istismar, yoksulluk ve sömürü sarmalının içinde yaşamaya devam ediyor. 2025 Çocuk Hakları Raporu, Türkiye'de çocukların karşı karşıya olduğu sorunun münferit değil, yapısal bir kriz haline geldiğini ortaya koyuyor. Her gün mağdur olan 766 çocuk ise bu krizin en çarpıcı göstergesi olarak kayıtlara geçiyor.

Baykal: Toplumsal suç olarak görmek gerekiyor

Çocuk istismarının nedenleri hakkında konuşan Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Hediye Gökçe Baykal,

“Çocuk istismarındaki artışı sadece suç sayılarıyla açıklamak tabii ki eksik olur. Bir yandan farkındalık arttığı için daha fazla vaka görünür hale geldi. Ancak diğer yandan çocukları koruyan mekanizmaların da yeterince güçlü işletilmemesi de ciddi bir sorun şu anda. Yoksulluk, derinleşen sosyal eşitsizlikler, bununla birlikte çocukların güvenli sosyal alanlardan uzaklaşması, eğitimden kopuş, erken yaşta çalıştırma ve aile içi şiddetin yaygınlığı, çocukları cinsel istismarın mağduru haline daha da çok getiriyor. Özellikle çocukların söz hakkının olmadığı, itaat kültürünün öne çıktığı ortamlarda istismarın gizlenmesi daha kolay oluyor. Bu anlamda istismarı yalnızca bireysel bir suç olarak değil, aynı zamanda toplumsal bir suç olarak da görmemiz gerekli” diye konuştu.

“Uygulamada problem var”

Çocuk istismarında yasaların uygulanmasında yetersiz kalındığını ifade eden Baykal,

“Yeterli önlemlerin alındığı konusunda da mevzuatsal açıdan bakıldığında aslında Türkiye’de çocukları korumaya yönelik kanunların olduğunu görüyoruz. Düzenlemeler var ancak sorun çoğu zaman kanunların varlığında değil, uygulanmasında ortaya çıkıyor. Yani uygulanmasında problemler var. İstismar şüphesi ortaya çıktığında soruşturmanın hızlı yürütülmesi, yine çocuğun ikincil travmaya maruz bırakılmaması bu süreçlerde, sosyal hizmet desteğinin zamanında sağlanması ve tabii ki en önemlisi de failin cezasız kalmaması gerekiyor. Ne yazık ki uygulamada kurumlar arası koordinasyon arasındaki eksikliklerin çoğu zaman sorun yarattığını görüyoruz. Uzman personel yetersizliği, bazı vakalarda sürecin gerekenden fazla uzun sürmesi; bu sebepler çocukların korunamamasında maalesef önümüze engeller olarak çıkıyor. Çocuk koruma sisteminin güçlendirilmesi için son zamanlarda çokça dile getirilen cezaların arttırılması değil, önleyici politikaların aslında artması daha etkili bir çözüm ortaya koyacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

“Yasaklamak çözüm değil”

Baykal, “Dijital risklere baktığımız zaman ise bugün çocuklar sadece fiziksel ortamla değil, dijital ortamlarla, ortamlarda da ciddi risklerle karşı karşıya. Dijital çağa doğmuş çocuklardan bahsediyoruz. Şu anda dijital ortamlara ulaşma konusunda çok büyük avantajları var. Tabii bu zaman zaman dezavantaja dönüşüyor. Sosyal medya platformları, çevrimiçi oyunlar ve bu oyunların içerisinde olan mesajlaşmalar, ayrıca ayrı mesajlaşma uygulamaları, çocukların daha doğrusu yetişkinlerin çocuklarla iletişim kurmasını kolaylaştıran bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Bununla birlikte sadece iletişim kurmakta da değil. Kişisel veri hırsızlığı, siber zorbalık, cinsel içerikli mesajlaşma veya görüntü paylaşımını zorlama gibi durumlarla da karşı karşıya kalabiliyor çocuklar. Bunun yanında çocukların yaşlarına uygun olmayan şiddet, nefret söylemi veya cinsel içeriklere de çok kolay erişebildiğini maalesef ki görüyoruz. Dijital güvenlik konusunda sadece tabii burada çocuklara sorumluluk yüklemek tek başına yeterli olmayacaktır. Ebeveynleri ve eğitimcileri de bilinçlendirmek gerekiyor. Çocukların internette yalnız bırakılmaması, mahremiyet konusunda eğitilmeleri ve dijital platformların çocuk hakları perspektifiyle daha sık denetlenmesi artık bir tercih haline, tercihten daha çok daha doğrusu zorunluluk haline gelmeye başladı. Bu anlamda çocukları korumak artık sadece okulda ve evde değil ekran başında da olması gereken bir zorunluluk haline geldi. Ancak burada şunu da söylemekte fayda var: direkt olarak tamamen yasaklamanın bir çözüm olmadığı da ortada. Burada tamamen sosyal platformları çocuklara yasaklamak ya da çocukların kişisel bilgileri girerek sosyal platformlara girmelerini sağlamak da bir çözüm olarak karşımıza çıkmıyor. Burada biraz önce de bahsettiğim gibi çocuk hakları perspektifinden yaklaşılarak çocukların haklarını da koruyacak şekilde önleyici tedbirlerin alınması gerekli” diyerek sözlerini tamamladı.

Koçak: Ahlaki bozulma ile açıklanamaz

Çocuk istismarında çocukların yeterince dinlenmediğini ifade eden Çocuk Hakları Savunucuları Ağı Üyesi Sevinç Koçak,

“Çocuk istismarındaki artışı yalnızca bireysel suçlarla ya da “ahlaki bozulma” söylemleriyle açıklayamayız. Karşımızda yapısal bir sorun var. Siyasal iktidarın çocuk haklarını geri plana iten, aileyi ve geleneksel toplumsal cinsiyet rollerini merkeze alan politikaları, toplumsal yaşamın her alanında derinleşen cinsiyet eşitsizliği, failin kimliğine göre farklı işleyen hukuk sistemi ve çocuk koruma mekanizmalarının zayıflatılması, çocukları daha savunmasız hale getiriyor. Çocukların bağımsız hak öznesi bireyler olarak değil, ailenin parçası olan edilgen varlıklar olarak görülmesi, özellikle aile içi istismar vakalarının görünmezleşmesine yol açıyor. Yargı pratiği bu tablonun çok önemli bir parçası. Çocukları değil failleri koruyan, cinsel istismar suçlarında çocuğun rızasını sorgulayan, çocuk istismarı faillerine “evlilik affı” çıkartmaya çalışan, failleri cezasız bırakan hükümet politikaları çocuk istismarının artmasının önemli bir nedenli. Çocukların beyanları yeterince ciddiye alınmıyor, ifadeleri tekrar tekrar alınıyor, failin davranışları ve toplumsal konumu lehine değerlendirilirken çocuğun davranışları tartışma konusu yapılabiliyor. Kamu görevlisi, tarikat, cemaat ya da siyasi bağlantılara sahip failler söz konusu olduğunda ortaya çıkan koruma refleksi, cezasızlık kültürünü büyütüyor ve suçun önlenmesini zorlaştırıyor. Yani çoğunlukla çocuklar yerine kurumların, makamların “itibarı” korunuyor. Çok sayıda dosyanın takipsizlik ya da beraatla sonuçlanması, çocukların adalete erişimini engellediği gibi failler açısından da caydırıcılığı ortadan kaldırıyor. Cezasızlık yalnızca geçmişte işlenmiş suçların karşılıksız kalması anlamına gelmiyor, gelecekte işlenecek suçlar için de uygun bir zemin yaratıyor” şeklinde konuştu.

“Uluslararası sözleşmeler uygulanmıyor”

Koçak, “Çocuk istismarını önlemenin yolu, çocuğu koruyacak yasalardan, toplumsal dönüşümü sağlayacak ve çocuğu güçlendirecek eğitim politikalarından, faillere ceza aldıracak yargılamalardan ve suçtan zarar görenleri korumaktan geçiyor. Bu şartlar sağlanmadığı gibi, siyasal iktidar bu konularda devlete yükümlükler getiren İstanbul Sözleşmesi'nden de çıktı. Türkiye’nin imzacı olduğu çocuk haklarına dair uluslararası sözleşmelere de uygun davranmıyor. Bütün bu nedenler çocuklara karşı işlenen suçların artmasına neden oluyor. Bunun yanında çocukların istismarı bildirebilecekleri güvenli ve erişilebilir mekanizmaların yetersiz olması da önemli bir sorun. Çocuklar çoğu zaman yaşadıkları şiddeti nereye anlatabileceklerini bilmiyorlar. Anlattıklarında ise korunacaklarına ve adaletin sağlanacağına güven duymuyorlar. Psikososyal destek hizmetlerinin sınırlı olması, çocuk hakları ve bedensel söz hakkı konusunda yeterli eğitim verilmemesi de istismarın ortaya çıkmasını ve önlenmesini zorlaştırıyor. Çocuk istismarındaki artışın önüne geçebilmek için, meseleyi münferit olaylar olarak görmemek gerekiyor. Çocukları korumakta yetersiz kalan siyasal, hukuki ve toplumsal yapının bir sonucu olarak ele almak ve çocuk haklarını esas alan bütüncül çocuk politikaları ortaya konmak zorunda.

“Sorumluluk çocuğa yüklenemez”

“Çocukların dijital mecralarda karşılaştıkları riskleri yalnızca dijital mecranın kendisine bağlamak, sorunun gerçek nedenlerini görünmez kılıyor” diyen Koçak, sözlerine şöyle devam etti;

“Bugün artık dijital dünya çocukların bilgiye eriştikleri, kendilerini ifade ettikleri, arkadaşlarıyla iletişim kurdukları, oyun oynadıkları ve toplumsal hayata katıldıkları bir yaşam alanı. Bu nedenle dijital riskleri konuşurken çocukların yaşamını da bütünlüklü biçimde ele almak gerekiyor. Elbette çocuklar dijital ortamda çeşitli risklerle karşılaşabiliyor. Siber zorbalık, cinsel istismar ve sömürü girişimleri, kişisel verilerin kötüye kullanılması, nefret söylemi, ayrımcılık, yanlış bilgi, algoritmaların yönlendirmesi ve ticari manipülasyon... Özellikle çocukların çevrimiçi davranışlarının izlenmesi, verilerinin toplanması ve hedefli içeriklerle karşı karşıya bırakılması, çoğu zaman fark edilmeyen ama son derece önemli hak ihlallerine yol açabiliyor. Bütün dünyanın dijitalleştiği bir çağda, bu risklere karşı çözüm çocukları dijital dünyadan uzaklaştırmak olabilir mi? Tabii ki olamaz. Tıpkı çocuklar evde, okulda ya da sokakta güvende olmadıklarında sokağa çıkmasınlar ya da okula gitmesinler diyemeyeceğimiz gibi. Dijital risklerin önemli bir bölümü çevrimdışı dünyadaki eşitsizliklerin ve hak ihlallerinin dijital alana yansıması olarak ortaya çıkıyor. Bu nedenle meseleye, “çocukların dijital ortamda haklarını kullanırken nasıl güvende olmalarını sağlarız?” sorusuyla yaklaşmak gerekiyor. Çocuk hakları perspektifi, korumayla özgürlüğü karşı karşıya koymaz. Çocukların hem güvende olmaları hem de dijital dünyada aktif biçimde var olabilmeleri gerekir. Bu noktada sorumluluğun çocuklara yüklenmesi de doğru değil. Asıl sorumluluk devletlerde, teknoloji şirketlerinde ve platformlarda olmalı. Platformlara çocuklara uygun tasarım yükümlülükleri getirilmesi, algoritmaların etkilerinin denetlenmesi, veri toplama ve hedefli reklam uygulamalarının sınırlandırılması, çocukların mahremiyetinin korunması ve dijital okuryazarlığın güçlendirilmesi gerekiyor. Ebeveynlerin ve öğretmenlerin rolü de yasak koyan kişiler olmak değil, çocuklara rehberlik edebilecek bilgi ve donanıma sahip olmak olmalı. Dolayısıyla dijital risklerle mücadele etmenin yolu çocukları dijital dünyadan koparmak yerine dijital ekosistemi çocuk haklarına uygun hale getirmek ve çocukları haklarını kullanabilen, eleştirel düşünebilen, güçlendirilmiş bireyler olarak desteklemekten geçiyor. Çocuklar için güvenli bir dijital dünya ancak evde, okulda, sokakta ve çevrimiçi ortamda haklarının bütüncül olarak korunduğu bir yaşamla mümkün.”

Muhabir: Semi Tektas