Gezmek, görmek, tanımak, yaşamak, kent belleğine dokunmak. Yaşamı anlamlı, değerli kılan özellikler.

TRT Haber Merkezi’ndeki 34 yıllık habercilik görevimde yurt içi yurt dışı çok coğrafyaları, kentleri, ülkeleri gezme, tanıma olanağı buldum.

Emekli olduktan sonra da olanaklarım el verdikçe gezerim, dostlarla buluşurum, yaşamıma ayrıcalık katarım.

Geçen hafta 9 Eylül Gazetemizden sayfa arkadaşım, dostum Orhan Baykal ve emekli TRT’ci dostum Mustafa Kaptanoğlu’yla Datça’nın yolunu tuttuk.

Bahar kendini Mayıs’a yakışır biçimde donatmış, taçlandırmış, coşturmuştu.

***

Datça’ya gelmişken Can Yücel’e ses vermemek olanaklı mı? Anısı güzel insan Datçalı araştırmacı yazar Nihat Akkaraca’yı andım.

“Eski Datça”ya uğramışken, MAISON MAGİ’deki sergiye de düşürdük yolumuzu.

Güzelduyu ile biçimlenmiş, renklenmiş, dokunmuş evde 20 yıldan bu yana oturan SENA PİR özenli bir sanatevi kazandırmış Eski Datça’ya. Odaların duvarında “Ev düşlerin sığınağıdır” yazısı ile sanata açmış kapılarını.

Kültür, tarih bilincini artırmak, huzuru, yaşam sevincini çevreye, doğaya, insana odaklanarak sürdürmek için renkli, sıcak bir ortam oluşturmuş.

Güzel bir resme bakmak, bir piyano dinlemek, arp sesi duymak, dingin, doğal bir buluşmaya kavuşmak için özge bir yer.

Aynı gün “Ekozofi Üçlemesi” adıyla açılan ELVAN ERİN, GÜLŞAH BAYRAKTAR, ZÜLEYHA ALTINTAŞ üçlüsünün sergisine katıldık.

Doğanın dönüşümünü, insanın çevresiyle kurduğu ilişkiyi, ekolojik belleği ilkesellikle ele alan şiirsel ortamda bulunmanın tadını yaşadık.

***

Çok eski, ilkel, klasik dönem öncesi ya da kullanımdan düşmüş anlamlarını içeren ARKAİK olguyu destan, nehir şiir kitabını baskıya hazırlayan Datçalı şair, oto tamircisi İSA İNAN’la karşılaştık sergi avlusunda.

“Yaklaşık yedi yıldır bu kitapla yaşıyorum. Öylesine arkaik düşüncelere daldım ki içimdeki üstü korkuyla örtülmüş öksüz bir çocuğu uykudan uyandırdım.

Dünyanın oluşumundan bugüne değin olup biten kadim bilginin peşine düştüm. Her açılan kapının ardında bir başka aydınlık, bir başka imge saklıydı.”

İsa İnan yakında AYNASI ZAMAN’la kapsamlı bir kitabı okurların beğenisine sunacak.

***

Datça’dan ayrılmadan son durağımız sorunları olan çocukları yeniden topluma kazandırmak amacıyla eğitim veren özel bir okuldu.

NİHAL YAVUZ’un yöneticiliğini yaptığı “Badem Çiçeği Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi”nde duygusal anlar yaşadık, eğiticilerin içtenlikli, sevecen davranışlarına tanık olduk.

Bireysel öğrenme güçlüğü çeken, dil ve konuşma bozukluğu yaşayan çocuklara destek olmak, çözüm aramak için nasıl uğraş verdiklerini gördük.

Bu arada Nihal Yavuz’un bir zamanlar Yalova‘da yerel bir gazetedeki denemeler yazdığını da öğrendim. Zaman buldukça yazmayı sürdürüyormuş Yavuz.

“Erkekleri asla ayakta düşünemezsiniz. İş yerinde telefonlarını bağlayan sekreterler kadındır. Onlar otururken işlerini kadın asistanlar yapar. Oturdukları yerden imza atar onlar.

Evde babadırlar; onlar horul horul uyurken, eşleri anne olarak ayaktadır. Kadın ayakta işe gider, ayakta işten gelir yatana kadar koşturur, erkek yine elinde kumandayla oturur!

Erkekler hayatlarında bir kez ayakta durur. O da kadınların cenazesinde! Özür dilercesine elleri önde bağlı.

Belki de bu yüzden hep ayaktalar diye, cennet anaların ayaklarının altında!”

***

“Datça’da zaman yekparedir. Dün, bugün, yarın yoktur.” diyordu Nihat Akkaraca kitabında. Kısa süreli de olsa Datça’da bütünsel bir zamana ve yaşama dokunmak da anlamlıydı.