İzmir ile İstanbul arasında, ekonomik anlamda açık bir yaklaşım farkı var. Bu ticari hayatta da böyle, sporda da.

İstanbul’un kolay dediği, nedense İzmir’e zor geliyor. İstanbul’un finansal bakış açısına ve yatırımlarına, İzmir çoğu zaman hayretle bakıyor.

İstanbul’un ucuz dediği, İzmir’e pahalı geliyor. İstanbul’un “kolay” gördüğüne, İzmir “çok zor” diye bakıyor.

Sanayi’de, tarımda ve özellikle turizmde büyük avantajları bulunan İzmir, İstanbul’un başarabildiğini neden başaramıyor, anlamak mümkün değil.

Kimse kusura bakmasın, dost acı söyler.

İşte İstanbul ile İzmir arasındaki girişim farkının en bariz örneğini, bugün sporda yaşıyoruz.

Son 3 yıldır transfer yasaklarıyla boğuşan, puan silme cezalarıyla sarsılan, eski yabancı oyuncularına olan borcu 12 milyon Euro’yu bulan, bu yüzden FIFA’da 20 dosyası bulunan Altay için umut ışığı İstanbul’dan yandı.

Toplam borcu 960 milyon liraya ulaşan siyah beyazlı kulüp, İzmir’de yönetim bulmakta zorlanırken, hatta çaresizliğe düşerken, Beşiktaş’ın eski başkanı Ahmet Nur Çebi, Altay’a talip oldu. Ağır borç yüküne rağmen, tek başına.

Altay Başkanı Sinan Kanlı, Çebi ile iki kez görüştüklerini, 6 Haziran’da İzmir’de bir araya geleceklerini ve anlaşmaya yakın olduklarını açıkladı.

Bu açıklama yıllardır “Ne olacak halimiz?” diye düşünen Altaylıları heyecanlandırdı.

Heyecanlanmakta, haklılar.

Eğer görüşmeler olumlu geçer, şartlar gerçekleşirse Altay, şirketleşme formülüyle Ahmet Nur Çebi’nin yönetimine geçecek. Bu geçiş, belki de 112 yıllık Çınar’ın kurtuluşu olacak.

Şimdi ortaya çıkabilecek tek tehlike, “Küçük olsun bizim olsun” zihniyeti. Eğer Altay camiası, “Kent milliyetçiliği” söylemlerine kulak asmazsa, Altay için yeni bir sayfa açılacak.

Unutulmamalıdır ki, bu değişim Altay’a yeni bir vizyon getirecek, bir fırsattır. Amatör kümede çırpınırken, bugün Süper Lig’in güçlü takımlarından biri haline gelen Göztepe’nin, Altınbaş Holding ile değişen vizyonu, Mehmet Sepil ile yaşadığı yükseliş ve bugün Danimarkalı Rasmus Ankersen tarafından yönetiliyor oluşu, Altay camiasına karar verirken önemli bir referanstır.

Bugün Altınordu’nun da yarışmacı haklarını devretmek için Türkiye’den ve yurt dışından yatırımcı adayı arayışında olduğu unutulmamalıdır.

Futbolda hiç yakışmadığı bir ligde mücadele etmesine rağmen, üst lige çıkmayı yıllardır başaramayan, basketbolda son iki sezondur kabus yaşayan, kongresine günler kala halen bir başkan bulamayan 114 yıllık Çınar KSK için de böyle bir değişime ihtiyaç vardır.

İzmir kulüpleri finansal çözümü kent dışında, İstanbul’da, hatta yurt dışından bulacakları yatırımcılarda aramak zorunda olduğu, artık net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Kimsenin bunu kent milliyetçiliği adına “Onur meselesi” yapmaya ve İzmir kulüplerine “Kör topal gideriz, ama biz yönetiriz” yaklaşımıyla bakmaya hakkı yoktur. İzmirliler, renklerine gönül verdikleri takımların, sürekli sancılı bir ortamda olmasından artık çok sıkılmıştır.

Yıllar önce; İzmir kulüplerinin ekonomik sorunlarının tartışıldığı ve her zamanki gibi çıkış formülünün arandığı, İzmir Gücü Spor Vakfı’nın “ortak akıl” toplantısında şöyle demiştim:

“İzmir bu işin altından kalkamıyor. Kulüplerimiz, finansal çözümü İzmir dışında, özellikle de İstanbul’da aramalı.

Sevinsem mi, üzülsem mi bilemiyorum ama yıllar sonra haklı çıktım. Ancak emin olun ki, bu konuda haklı çıkmayı hiç istemezdim.