Kurzweil 2030'da bulut beyniyle ölümsüzlük vaat ediyor! Zettabyte'lık benliğimizi dev şirketlerin sunucularına kiraladığımızda gerçekten ölümsüz müyüz?

Futurist Ray Kurzweil’ın 2030 yılına kadar kan dolaşımımıza girecek nanobotlarla beynimizi bulut sistemlerine bağlayıp zihinsel ölümsüzlüğü başlatacağı iddiası, ilk duyulduğunda insanı büyüleyen bir gelecek tablosu sunuyor. Ancak bana kalırsa bu pembe vaat, insanoğlunun kendi biyolojik sınırlarını aşma arzusunun arkasına gizlenmiş devasa bir teknolojik kibirden başka bir şey değil.

Nörobilim dünyasının katettiği mesafeyi elbette yadsıyamayız. Princeton önderliğindeki araştırmacıların bir meyve sineğinin 130 bin nöronluk beyin haritasını (konnektom) dijitalleştirmesi veya Neuralink’in beyin-bilgisayar arayüzlerinde attığı ilk adımlar şüphesiz felç ve Alzheimer gibi hastalıklar için büyük bir umut ışığı. Fakat bir sirke sineğinin mütevazı zihninden, 86 milyar nöron ve 100 trilyon sinaps barındıran insan beynine sıçramak basit bir teknolojik takvim hesabı değildir. Tek bir insan zihnini veriye dönüştürmek Zettabyte’larca depolama alanı gerektirirken, benliğimizi birkaç sunucu bloğuna sığdırabileceğimizi sanmak insan bilincinin ve duygularının derinliğini hafife almaktır.

İşin beni asıl düşündüren ve ürküten tarafı ise teknik engellerden ziyade varoluşsal zafiyetlerdir. Bütün anılarımızı, korkularımızı ve kişiliğimizi bir bulut sunucusuna kodladığımızda orada var olmaya devam eden şey gerçekten bizim ruhumuz mu olacak, yoksa bizi kusursuz biçimde taklit eden soğuk bir dijital kopyadan mı ibaret kalacağız? Düşünsenize; benliğinizin bir siber saldırıyla hacklendiği, sunucu çökmesiyle silindiği ya da dev teknoloji şirketlerinin mülkiyetine geçtiği bir dünya... Kurzweil bize 2030’da ölümsüzlük vaat ederken, aslında insanoğlunun kendi zihnini ve özgürlüğünü aylık abonelik sistemleriyle teknoloji baronlarına kiralayacağı dijital bir kölelik çağının kapısını aralıyor olabilir.